Hayat Yolu

İnsanın dünyaya geliş anında oldukça derin bir anlam yatıyor: Hepimiz tek başımıza doğuyoruz. Kalabalık bir dünyaya doğuyor, çevremizde milyonlar, milyarlar buluyoruz ve hayat yolumuzu onlardan birkaçıyla yürümeyi diliyoruz. Hayata gelmek tek başına yapılan bir eylem ama geldiğimiz bu hayat yalnız yaşanmayacak kadar kısa ve değerli. Bize bu kısa ama değerli yolda eşlik edecek insanlar buluyoruz, bazen de bulduğumuzu sanıyoruz. Kim mi onlar? Elbette arkadaşlarımız ve dostlarımız.

Arkadaş ve dost. Benzer anlamlara gelen ama derinlere inince aslında aralarında büyük bir fark olan iki kelime. “Arkadaş” genel bir kelimedir; sınıftan, mahalleden, işten, internetten arkadaşlarımız olabilir ama konu “dost” kelimesine gelince bu kelime oldukça fazla anlam yüklenmiş bir kelime ve herkes için kullanılmaz. “Çok arkadaşım vardır ama dostum pek azdır,” cümlesini sık kurarız. Bizim için bu iki sıfat arasındaki ayrım çok keskindir. Kötü bir günümüzde bir arkadaşımızı aramaya çekinebiliriz ama dostumuzu ararken bu çekingenliği yaşamayız, dostumuzdur sonuçta ve onun bize destek olacağını, hiçbir şey yapamasa bile bizi dinleyeceğini biliriz. Bu yüzden dostumuzdur zaten. Arkadaşımızla aramızda belli bir mesafe vardır, ona her şeyimizi anlatıp onunla sık zaman geçirmeyiz fakat söz konusu dostumuz olunca o bazı şeyleri biz anlatmadan anlar, biz istemeden yanımızda olur ve “dost” kelimesinin ne anlama geldiğini bize sonuna kadar hissettirir.

Böyle düşününce kulağa ne kadar güzel ve destek verici geliyorlar değil mi? Kısacık hayat yolunuzda size eşlik edecek, sizi asla yalnız bırakmayacaklar ve iyi kötü tüm günlerinizde, bütün iniş ve çıkışlarınızda yanınızda olacaklar gibi geliyor. Peki bu gerçekte de böyle mi? İnsan bu yolun her metresini yanında arkadaşları ve dostlarıyla mı yürüyor? Bence hayır.

Tam burada başlıyor bu yolun yokuş olan kısmı ve o yokuşlar genelde yalnız tırmanılır.

Sahip olduğumuz arkadaş ve dostlarla güzel günler geçirir, onlarla eğlenir, güler, bir şeyler paylaşır ve kıymetli hatıralar biriktiririz. Ah böyle anlarda kendimizi ne kadar da değerli ve özel hissederiz. En iç açıcı renklerle boyalı bu tablonun içindeyken hayatın kendisi de bu kadar toz pembe gelir insana, sanki koyu renkler hiç yokmuş gibi davranırız ve bu yolun hep böyle olduğunu sanırız.

Hayatta her şey ama her şey bir anda olur, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşir ve biz daha ne olduğunu anlamadan bir değişikliğin ortasında buluruz kendimizi. Hayat anlardan ibarettir ve o anların içinde elbette kötü olanlar da vardır. Kötü anların en kötülerinden biri de bu yolun ortasında yapayalnız kaldığımızı fark ettiğimiz andır.

O iç açıcı renklerle boyalı tablonun içinde, yanımızda birileri varken görmezden geldiğimiz koyu renkler bir anda tüm tabloyu boyar ve insanın kendisi hariç tablodaki her şeyi boyayarak yok eder. Toz pembe hayat bir anda grinin tonlarına dönüşür, kasvet hayatımızın üstüne kara bulut gibi çöker ve kötü olaylar yağmur damlaları gibi üzerimize düşmeye başlar. Bu hayatta insanın başına kötü şeyler gelmesi, bu olaylar yüzünden kendini kötü hissetmesi kadar normal olan hiçbir şey yoktur. Bazen yoruluruz, tükeniriz, sendeleriz, düşeriz, yere çakılırız, dibe vururuz; başarısızlığa uğrarız, kaybederiz, reddediliriz, kazık yeriz, sırtımızdan bıçaklanırız ve bizi dipten çekip çıkaracak bir el ararız. İç açıcı renklerle boyalı tablonun içinde bizimle iyi vakit geçiren insanları arar gözlerimiz, arkadaşlarımızı ve dostlarımızı ararız ama gördüğümüz tek şey kocaman bir boşluk olur. Koyu renkli tablonun ortasında yalnızızdır, hayat yolunun ortasında yalnızızdır ve güneşli günlerimizde yanımızda olan o insanlar fırtınalı günlerimizde bizi tek başımıza bırakmıştır.

Durgun bir denizde yüzmek çok eğlencelidir ama fırtınalı günlerde kimse kıyıya dahi yaklaşmaz. Deniz artık eğlenceli değildir, keyif vermiyordur; deniz sıkıcıdır, deniz korkunçtur.

Etrafımıza ışık saçarken o aydınlıktan hoşlanan ve sırf bu yüzden çevremizde olan insanlar, karanlık olaylar yaşadığımızda bizi o karanlığın ortasında tek başımıza bırakır. Bunu arkadaşlarımız da yapabilir, dostlarımız da yapabilir ve her iki türlüsü de acıtır. Oysaki onlara en çok ihtiyacımız olan anlar karanlıkta kaldığımız anlardır, bize ışık tutmalarını ve yanımızda durup destek olmalarını bekleriz fakat onlar sanki güzel hatıralar biriktirmemişiz, bir şeyler paylaşmamışız gibi bizi yüzüstü bırakırlar.

Eğer keyfiniz yerinizdeyse sizden iyisi yoktur fakat eğer kötü bir dönemden geçiyorsanız o zaman da sizden sıkıcısı yoktur. Etrafınızdaki o kalabalık bir anda çil yavrusu gibi dağılır ve size eşlik eden tek şey yalnızlığınız olur. Onların arkadaşınız ya da dostunuz olmadığını kabullenirsiniz, sadece öyle sanmışsınızdır.

Artık önünüzde tırmanmanız gereken dik bir yokuş vardır ve üstte de söylediğim gibi o yokuşlar genelde yalnız tırmanılır.

Bir şeyleri tek başına yapmak başta insanın gözünü çok korkutur, kişi bu işi tek başına başaramayacağını düşünüp karamsarlığa kapılır ve tüm inancını kaybedebilir. Yine de yapmak zorunda olduğunu biliyordur ve zor da olsa ilk adımı atar. Yokuş tırmanmak zordur, bunu tek başına yapmak daha da zordur fakat insanı güçlendiren şey de tam olarak budur: O yokuşu tek başına tırmanmak. İlk adımlardan sonra insan bunu tek başına da yapabildiğini görür ve bundan güç alarak kendinden emin adımlar atar. Bazen sendelese de yere düşse de vücudunda yaralar oluşsa da hiç durmadan o yokuşu tırmanmaya devam eder. Her yeni adım öncekinden daha zorlu olsa da insan her yeni adımında bir önceki adımda olduğu insandan daha güçlüdür ve bunun bilincinde de olarak her seferinde ayaklarını yere daha sağlam basar.

İnsan o yokuşun tepesine ulaştığında yokuşu çıkmadan önce olduğu kişi olmaktan çok uzaktır. Artık bambaşka biridir; daha yalnız ama daha güçlü, daha inançlı ve daha özgüvenli.

Her sene bir yaş daha alırız ama bizi asıl büyüten şey bu zorlu hayat tecrübeleridir. Bazen bir ay süren bir dönem insanı bir senede büyüyebileceğinden daha fazla büyütür, daha çok olgunlaştırır ve dünyaya daha farklı gözlerle bakmasını sağlar.

Tek başımıza tırmandığımız bu yokuşun ardından karşımıza tekrardan bir düzlük çıkabilir. Aksini sık sık düşünsem de hayat her zaman zorluklar demek değildir, bazen arkamıza yaslanıp derin bir nefes alır ve bulunduğumuz konumun tadını da çıkarabiliriz. Fırtına bulutları dağılıp güneş çıktığında biz de yeniden çevremize ışık saçmaya başlarız, fırtınalı günlerimizde kıyımıza bile yaklaşmayan insanları tekrar yanımızda buluruz, yüzlerinde gülümsemeler ve dillerinde güzel kelimelerle. Önceden olsa onların arkadaşımız, dostumuz olduğunu düşünürdük ama artık gerçeği biliyoruzdur ve gerçek onların ne arkadaşımız ne de dostumuz olduğudur. Bu sefer biz onlardan uzaklaşırız, bir daha geri dönmemek üzere.

Bazen de işler kötü gitmiyordur, aksine çok iyi gidiyordur ama yine çevremizde kimse yoktur. Hayatımızın güzel bir dönemindeyizdir; bir hayalimiz gerçekleşmiştir, bir şey başarmışızdır, yeni bir başlangıç yapmışızdır ve etrafımıza şöyle bir baktığımızda kimseyi tebrik etmek, takdir etmek ya da destek olmak için yanımızda bulamayız. “Kimse kutlamadığına göre çok da büyütülecek bir şey değil sanırım,” diye düşünebiliriz ama bu doğru değil. Hayatımızın değerini biz belirleriz, sahte kimliklere bürünmüş maskeli insanlar değil. Tek yapmamız gereken uzaklaşmaktır, ilerlemek ve onları ardımızda bırakmak.

Hayat etrafımızı sahte insanlarla çevrili bir şekilde geçiremeyeceğimiz kadar gerçek ve bir o kadar da kısa. Sahte bir kalabalığın içinde var olmaya çalışıp her geçen gün daha çok silinmektense gerçek bir yalnızlıkla hayat yolumuzun üzerine sağlam adımlar atmak bizi asıl var eden ve bu yolun bize ait olduğunu gösteren şeylerdir. Hayat yolu kısa ama henüz hepsini yürümedik ve yolun ilerisinde bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz; eğer gerçek arkadaşlar ve dostlar arıyorsanız ileride bir yerde olabilirler, eğer aramıyorsanız en büyük dostunuz olan kendiniz zaten size eşlik ediyordur ve eğer hâlihazırda bu yolda sizinle yürüyen arkadaş ve dostlarınız varsa yolun geri kalanında da size büyük bir memnuniyetle eşlik edeceklerine eminim. Kimsenin kimseyi fark etmeden yanından geçip gittiği bu hayatta beraber yol alacak insanların bir araya gelmesi oldukça nadir görülen bir olaydır ve kıymeti bilinmelidir diye düşünüyorum.

Yorum bırakın