Sakın Evet Deme

Kurgunun en büyük ilham kaynağı olan Taylor Swift’in Speak Now şarkısına teşekkürler.

Biricik Şimay’a

3 Ekim Carina Dolores Diaz Alverez’in dünyasının başına yıkıldığı gündü.

Güneşli ve sıcak bir sonbahar günüydü ama gökte parlayan güneşin aksine Carina’nın içinde fırtınalar kopuyordu. Yakın arkadaşlarıyla şehir merkezindeki kafelerden birinde buluşan yirmi sekiz yaşındaki genç kadın elinde duran düğün davetiyesine yaşlı gözlerle bakıyordu. Davetiye eski sevgilisinin iki hafta sonra Valensiya’da olacak düğününü haber veriyordu.

Diego Samuel Gutiérrez Ramos ve Julia Nevada Blanco Torres 18 Ekim’de dünya evine giriyorlardı.

“Bizim de bugün haberimiz oldu,” dedi Gisele üzgün bir sesle. “Buradan birkaç arkadaşına davetiye göndermiş.”

“Sadece altı aydır beraberler,” diyen Carina’nın sesi acı doluydu. “Biz ayrılalı ise bir sene bile olmadı. Bizi nasıl bu kadar çabuk aşabildi, unutabildi? Aklım almıyor.”

“Kendimi senin yerine koyamıyorum bile ama karşımda böyle üzgün olduğunu görmekten nefret ediyorum. Lütfen kendini harap etme.”

“Etmemem mümkün mü? Âşık olduğum adam evleniyor ve yalnızca altı aydır tanıdığı biriyle evleniyor. Kalbimi yerinden söküp çıkarsaydı bu kadar canım acımazdı. Özür dilerim ama biraz yalnız kalmam lazım.”

Carina masadan kalkıp, koşar adımlarla kafenin kapısına ilerlerken Gisele ayağa kalktı ama daha ağzını açamadan Carina kafeden çıktı. Bu esnada genç kadının uzun yıllardır tanıdığı en yakın arkadaşı Historia da kafeye girmeye hazırlanıyordu. İkili kapıda karşı karşıya geldi ama Carina onu görmeden koşmaya devam etti.

“Carina!” diye bağırdı Historia onun arkasından. “Ne oluyor? Carina!”

Carina gözden uzaklaşırken, Gisele de kafeden çıkıp kapıda duran Historia’nın yanına gitti.

“Neler oluyor?” diye sordu Historia meraklı gözlerle. Gisele elindeki davetiyeyi Historia’ya uzattı. “Bu ne?”

“Kendin baksana,” dedi Gisele.

Historia iri kahverengi gözlerini davetiyede gezdirip yazılanları okudukça şaşkınlık yüzüne yayıldı, öfke de onu takip etti.

“Orospu çocuğu!” diye hiddetlendi Historia. Başını kaldırıp Gisele’e baktı. “Carina’ya davetiye mi göndermiş bir de?”

“Hayır hayır,” dedi Gisele hemen. “Bana gönderdi, bir de birkaç kişiye daha. Carina’ya ben gösterdim, bilmesi gerektiğini düşündüm.”

“Elbette bilmesi gerekiyor ama onu bu şekilde görmek çok kötü,” dedi az önce Carina’nın koştuğu kaldırıma bakarak. Kaşlarını büzdü. “Peşinden mi gitsem?”

“Yalnız kalmak istediğini söyledi,” dedi Gisele de arkadaşının gittiği yöne bakarak. “Onu yalnız bırakmak istemiyorum ama bir yandan da acısını istediği gibi yaşasın istiyorum. Acısını yaşamazsa acısı onu yaşatmaz. Bence istediğini yapıp onu biraz yalnız bırakalım.”

“Çok kötü görünüyordu, aklım onda kalacak.”

“Akşama doğru evine gidelim, olur mu?”

“Olur.”

Gisele Historia’nın koluna girip, onunla beraber kafeye girerken Historia son kez Carina’nın gittiği yöne baktı. Genç kadının bakışlarında hüzün, öfke ve endişe vardı.

17 Ekim

Her geçen gün biraz daha çöken Carina düğünden önceki son gün en dibe ulaşmıştı. Bugün işe bile gitmeyen genç kadın kendini evine kapatmış, tüm dünyayla ilişkisini kesmişti. Ona ulaşabilen hiç kimse yoktu, acısını dört duvarın arasında tek başına yaşıyordu. Tek başına ağlıyor, tek başına hıçkırıklara boğuluyor ve tek başına mahvoluyordu. Bu iki hafta onun için çok hızlı geçmişti. Sanki akreple yelkovan anlaşmış ve genç kadını yıkacak o güne doğru hızla ilerlemeye karar vermişlerdi.

Carina ve Diego’nun uzun ve güzel bir ilişkisi olmuştu. Onların aşkı kitaplara konu olacak türdendi. Birbirine deli gibi âşık olan çiftin gözleri birbirlerinden başkasını görmüyordu, üç yıllık ilişkilerinin iki yılını beraber yaşayarak geçirmişler ve rüya gibi süren bir ilişki yaşamışlardı. En nihayetinde bir gün rüya sona ermişti ve işler bir anda tersine dönmüştü. Diego aldığı bir iş teklifi sonrası Burgos’tan Barselona’ya taşınmaya karar vermişti, Carina onun adına çok sevinmişti fakat kendi adına aynı duyguları paylaşamamıştı. Diego kız arkadaşının kendisiyle gelmesini çok istiyordu fakat Carina’nın işi, ailesi, arkadaşları ve tüm çevresi Burgos’taydı; genç kadın bu şehri çok da seviyordu ve buradan gitmeyi, kendini Barselona gibi kocaman bir şehrin telaşına dahil etmeyi istememişti. Diego’nun Barselona’ya taşınmasından iki ay sonra korkunç bir kavga etmiş ve ayrılmışlardı. Carina Burgos’tan ayrılmama konusunda, Diego ise Barselona’da kalma konusunda kararlıydı ve yaptıkları seçimler ikilinin yollarını ayırmıştı. Aşk acısını ikisi de çok derinden hissetmişti, kâbus gibi günler yaşamışlardı ama paramparça olan kalpleriyle bir şekilde hayatlarına devam etmişlerdi. Tıpkı herkes gibi.

Diego Barselona’da Julia ile tanışmıştı, Julia acısını ona unutturma konusunda çok yardımcı olmuştu ve genç adam bir akşam ansızın ona evlenme teklifi etmişti. Julia bunun bu kadar erken olmasını beklemiyordu, afallamıştı ama Diego’yu sevdiği için evlenme teklifini kabul etmişti. Her şey çok hızlı gerçekleşmişti. Julia düğünün Valensiya’da olmasını istemişti, düğün için hiçbir masraftan kaçınmama konusunda kararlıydı ve Diego da onun isteklerini yerine getirmek için oradaydı. Hazırlıklar hızlı ama sorunsuz ilerlemişti, genç çift yarın Valensiya’da bir kilisede evleniyordu.

“Girebilir miyim?” diye sordu Historia patronunun odasının kapısını tıklattıktan sonra.

“Gel Historia,” dedi Historia’nın editör olarak çalıştığı derginin sahibi Juan. Masasının önündeki boş sandalyelerini işaret etti. “Lütfen otur.”

“Nasılsınız?” derken bir yandan da sandalyeye oturdu Historia. Yüzünün sol tarafını kapatan buklelerini kulağının arkasına sıkıştırıp patronuna baktı.

“İyiyim, sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim. Üzerinde çalıştığım yazıyı bitirdikten sonra bir konuyla ilgili yanınıza uğramak istedim.”

“Konu nedir?”

“Yarın bir arkadaşım evleniyor. Düğünü Valensiya’da olacak. Eğer uygun görürseniz bir gün izin alıp düğüne gitmek istiyorum.”

“Elbette gidebilirsin. Valensiya demek ha? Geceden mi yola çıkacaksın?”

“Evet çünkü düğün yarın öğlen 1’de olacak.”

“Erkenmiş. Önceden söyleseydin bugün de izin verirdim, kendini sıkıştırmamış olurdun.”

“Çok yakın bir arkadaşım olmadığı için gerek görmedim, hemen gidip dönerim diye düşündüm.”

“O zaman bu akşam biraz erken çıkarsın. Arabayla mı gideceksin?”

“Evet.”

“Benimkini al,” dedi Juan hiç düşünmeden. “Ertesi gün işe geldiğinde getirirsin.”

Historia’nın oldukça eski ve sık sık arıza çıkaran bir arabası vardı. Genç kadın arabası tarafından pek çok kez yarı yolda bırakılmıştı ve Juan bunu biliyordu.

“Çok naziksiniz ama hiç gerek yok,” dedi Historia hemen.

“Valensiya çok uzak, üstelik düğüne gidiyorsun ve ben gözüm arkada kalsın istemem. Rica ediyorum.”

“Çok düşüncelisiniz, çok teşekkür ederim.”

Juan ona son model Cupra’sının anahtarını verirken Historia tebessüm etti. Kendisini şoför koltuğunda son gaz Valensiya’ya sürerken, Carina’yı da yanında otururken hayal edebiliyordu. Genç kadının altında patronunun son model arabası varken Valensiya o kadar da uzak olmayacaktı.

“Bugün de bir saat erken çıkarsın,” dedi Juan. “İhtiyacın olan ya da yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı?”

“Arabanızı vererek yeterince yardımcı oldunuz, teşekkür ederim.”

“Lafı bile olmaz Historia. Düğünde eğlenceler.”

“Eğlenceli olacağına eminim patron.”

Historia odadan çıkarken kendi kendine güldü. Eğlenceli olacağından hiç şüphesi yoktu.

“Bugün bir saat erken çıkacağım,” dedi Historia ofise döndükten sonra iş arkadaşı Amanda’ya. “Yarın da yokum.”

“Ne oldu?” diye sordu Amanda.

“Bir arkadaşımın düğününe gideceğim.”

“Öyle mi? Ne güzel. Hangi arkadaşın? Buradan biri mi?”

Amanda biraz fazla meraklı biriydi, Historia ise sıkı ağızlıydı ve onun sorularını arkadaşını kırmadan savuşturma konusunda dünden bugüne çok yol kat etmişti.

“Değil, sen tanımazsın,” demekle yetindi Historia. Oysaki Amanda Diego’yu en azından ismen tanıyor, onun uzun bir dönem Carina’yla sevgili olduğunu biliyordu. “Düğün Valensiya’da, ben de oraya gideceğim.”

“Valensiya mı? Orayı çok severim bilirsin. Havasını benim yerime de içine çekersin artık.”

“Çekerim,” diyen Historia güldü. Burnunun üstündeki gözlüğünü düzeltti. “Diğer yazıyı da halledip çıkarım, ancak biter zaten.”

Historia mesaisi bittikten sonra patronu Juan’ın arabasıyla ofisten ayrıldı ve Carina’nın evinin yolunu tuttu. Carina’nın evinin anahtarı onda uzun süredir vardı, bu iki haftalık süreçte de Carina’nın evine bu şekilde girip arkadaşına bu şekilde destek olabilmişti çünkü Historia hariç hiç kimse ona ulaşamıyordu.

Historia arabayı Carina’nın oturduğu eski binanın önüne park ettikten sonra araçtan indi. Binanın kapısını açıp Carina’nın ikinci kattaki dairesine yöneldi. Eve girdiğinde sadece mutfağın ışığının açık olduğunu gördü ve hemen ardından ağlama seslerini duydu.

“Carina?” diye seslendi. “Tatlım?”

Historia mutfağa girdiğinde Carina’nın tezgâhın önünde yere çökmüş ağladığını gördü. Genç kadın iki haftadır olduğu gibi bugün de darmadağın ve paramparça görünüyordu.

“Gözlerinde yaş kalmadı,” diyen Historia ona ilerledi ve yanına oturdu. “Bu kadar su kaybından sonra Tejo bile kururdu.”

“Ona ağlamıyorum ki,” dedi Carina burnunu çekerek. Elinin tersiyle burnunun ucunu sildi. “Yemek yapmak istedim ama tuz bitmişti, ona ağlıyorum.”

Historia ona sonsuz bir şefkatle baktı. “Diego’yla ayrılmanızdan sonraki ilk günlerde de bir tel saçın gömleğinin düğmesine takılıp koptuğu için hüngür hüngür ağlamıştın.”

“Historia!” diyen Carina dostunun boynuna sarıldı. “Yarın evleniyor. Başta inanmadım, inanamadım, inanmak istemedim ama zaman yaklaştıkça durumun gerçekliğini daha iyi idrak ettim. Diego yarın başka bir kadınla evleniyor. Ne yapacağım, nasıl dayanacağım?”

Historia onun kumral saçlarını şefkatle okşarken gözlerini de bir anlığına kapattı. Bir insanın dostunu acı çekerken görmesinden daha kötü olan çok az şey vardı.

“Kafayı yediğimi düşüneceksin ama hazırlan,” diyen Historia geri çekildi ve Carina’nın gözyaşlarıyla ıslanan güzel yüzüne baktı. “Valensiya’ya gidiyoruz. Diego götünün karşısına çıkıp konuşmaya karar versen de varlığımızı bile belli etmeden bir köşeden töreni izlemek istesen de sana uyum sağlayacağım ama o düğüne gideceğiz. Bu konuda çok düşündüm ve hiçbir senaryonun seni acı çekerken görmekten daha kötü olmadığından emin oldum. O düğüne gideceğiz ve istersen oranın altını üstüne getireceğiz ama ben çaresizce acı çektiğini görmeyeceğim.”

“Ne diyorsun sen?” dedi Carina şok içinde. “Düğünü mü basacağız?”

“Evet. Buna basmak deniyorsa evet, düğünü basacağız. O orospu çocuğu sana cehennemi yaşatırken kendisinin cenneti yaşadığını düşündükçe kafayı yiyorum. Şimdi gözyaşlarını siliyorsun, yüzünü yıkıyorsun, yanına istediğin eşyalarını alıyorsun ve Valensiya’ya doğru yola çıkıyoruz.”

“Şaka yapıyorsun değil mi?” diye soran Carina kulaklarına inanamıyordu. “Benimle dalga geçiyorsun değil mi?”

“Oldukça ciddiyim,” dedi Historia ciddi bir sesle ve yüz ifadesiyle. “Karnın açtır, karnını doyurduktan sonra hazırlanman için sana biraz zaman vereceğim ve o zamanda ben de hazırlanacağım. Gece yola çıkarız, sabah da Valensiya’da olur ve öğlen de kiliseye gideriz. Kalk hadi.”

Ayağa kalkan Historia’nın şok içindeki çelimsiz Carina’yı da kaldırması zor olmadı. Historia arkadaşının ıslak yanaklarını sildikten sonra şefkatle gülümsedi.

“Nihayet yüzünde acıdan başka bir duygu gördüm,” dedi Historia. “That’s my girl.”

(TR: İşte benim kızım.)

“Sen gerçekten delirmişsin,” diyen Carina günler sonra ilk kez güldü. “Ve ben seni çok seviyorum. Diego’nun düğününü basacağız. Basacağız değil mi? Karşısına çıkabilir miyim ki? Düşününce bile kalp krizi geçiriyorum.”

“Nasıl istersen onu yaparsın bebeğim, ben ne olursa olsun senin yanında olacağım. Onunla konuşmak istediğini söylediğinde onunla konuşmanı sağlayacağım. Düğünün gerçekleşmesini istemediğini söylesen de ne yapar ne eder orayı birbirine katar ve o düğünü iptal ettiririm. Sen benim en yakın arkadaşımsın, biricik dostumsun, senin için her şeyi yaparım.”

“Benim yerimde sen olsan ben de aynısını yapardım.”

“Biliyorum bebeğim, biliyorum.”

İki dost birbirine sıkı sıkıya sarıldı.

“Evinde tuz bile olmadığına göre yemek yapacak başka malzemeler de yoktur,” dedi Historia. “Bize yemek söyleyeyim. Ne istersin?”

“Haklısın, yok,” diyen Carina etrafına şöyle bir baktı. “Paella söyleyelim mi?”

“Söyleyelim canım. Ben ısmarlıyorum.”

İki dost akşam yemeğini birlikte yedi. Bu akşam yemeği Carina’nın günler sonra doğru dürüst yediği ilk yemekti. Karnı doyan genç kadının yüzüne bir canlılık geldi.

“Ailesi de orada olacak,” dedi Carina bir anda. “Annesi, babası, erkek kardeşi, akrabaları ve arkadaşları. Herkes orada olacak. Historia kalbim yerinden çıkacakmış gibi hissediyorum ve daha oraya gitmedik bile.”

“Sakin ol bebeğim,” diyen Historia onun elini tuttu. “Sadece Diego’ya odaklan, geri kalanlar yalnızca bir kalabalık.”

“İkimiz beraberken gerçekten de öyleydi. Hiç kimseyi umursamaz, istediğimiz gibi yaşardık. Diego içimizden nasıl geliyorsa öyle yaşamamızı söylerdi, ben de ona hak verirdim. Altı aydır beraber olduğu kadınla evlenmeye karar vereceği aklımın ucundan bile geçmezdi.”

“Senin de bu düğünü basacağın onun aklının ucundan bile geçmiyordur. Gidip ona içimizden geldiği gibi yaşamak gerçekten nasıl bir şeymiş gösterelim.”

“Gösterelim.”

“Şimdi seni hazırlanman için yalnız bırakacağım,” diyen Historia ayaklandı. “Ben de eve gidip hazırlanırım, sonra gelip seni alırım ve yola çıkarız tamam mı?”

“Umarım bayılmam.”

“Hiçbir şey olmaz. Sağlam dur, ben yanındayım.”

“Seni çok seviyorum.”

“Ben de seni bebeğim.”

Historia onun yanağını öptükten sonra kendi evine gitmek için Carina’nın evinden ayrıldı ve yola koyuldu. Burgos küçük bir şehirdi, burada doğup büyüyen Historia şehrin her sokağını bilirdi ve bu akşam da evine sürerken bu tanıdık sokaklara bir kez daha baktı. Yarın Valensiya’da olacaktı. Valensiya, Burgos’a göre devasa bir şehirdi ve sokakları Historia için tanıdık olmaktan çok uzaktı. Bu düşünce genç kadının biraz heyecanlanmasına neden oldu ama Historia hemen derin bir nefes alıp sakin olacağını kendine hatırlattı. Carina sakin olabilecek bir durumda değildi, bu yüzden bu iş ona düşüyordu ve bunu layıkıyla yapmaktan başka şansı yoktu. Valensiya’ya gitmek onun fikriydi, bu süreçte soğukkanlı olmak zorundaydı.

Historia evine ulaşınca arabayı bahçeye sokmakla uğraşmayıp sokağa park etti. Genç kadın şehrin merkezinden biraz uzak bir mahallede müstakil bir evde oturuyordu. Etraf her zaman olduğu gibi şimdi de sakindi. Historia yavaş adımlarla evine yürüyüp içeri girdi. Adımları hemen odasına yöneldi. Yarın için kendine küçük bir çanta hazırladı, kıyafetle beraber ihtiyaç duyulabilecek birkaç şeyi de küçük bir el çantasının içine koydu.

Carina’dan genç kadının hazır olduğuna dair bir mesaj aldığında saatler gece 11’i geçiyordu. Historia onu aradı.

“Hey,” diye konuştu Historia. “Neden bu kadar geciktin?”

“Ufak çaplı bir kalp krizi geçirdim, yarım saat kadar banyoda yerde ağladım, biraz da duşta ağladım derken ancak şimdi hazırlanabildim,” diye yanıtladı Carina. Sesi heyecanlıydı ama yorgunluğu da anlaşılıyordu. “Şu an hazırım, gelebilirsin.”

“Ağladığını tahmin etmiştim.”

“Beni iyi tanıyorsun.”

“Ben hazırlanalı çok oldu, sen yeniden ağlamaya başlamadan önce geliyorum.”

“Nasıl bir şeye bulaştığımızın farkında bile değiliz.”

“Ben de aynı şeyi düğündekiler için düşünüyorum.”

Historia telefonu kapattıktan sonra genç kadının evinin kapısı çaldı. Çantasını alıp kapıya ilerleyen Historia kapıyı açtığında kuzeni Sergio’yu karşısında buldu.

“Selam güzellik,” diyen Sergio onun elindeki çantayı hemen fark etti. “Yolculuk mu var?”

“Evet,” diye onaylayan Historia evden çıkıp kapıyı kapattı ve kilitledi. “Valensiya’ya gidiyorum.”

“Valensiya mı? Nereden es- Yüce İsa! Sakın bana düğüne gittiğini söyleme.”

“Tam olarak onu yapıyorum.”

“Carina senin en yakın arkadaşın değil mi? Nasıl onun eski sevgilisinin düğüne gidebilirsin?”

“Carina da geliyor.”

“Ne?” dedi Sergio şok içinde resmen bağırarak. “Bir dakika. Sen tahmin ettiğim şeyi yapmıyorsun değil mi? Düğüne davet edildin mi Historia?”

“Edilmem gerekir mi?”

“Sakın bana düğünü basmaya gittiğini söyleme.”

“Tamam söylemeyeceğim.”

“Yüce İsa! Delinin teki olduğunu biliyorum ama bu kadarı senin için bile çok fazla. Ne yapacaksınız? Düğünü basacaksınız ve Carina’yı karşısında gören Diego evlenmekten mi vazgeçecek?”

“Eğer Carina onunla konuşmak isterse ya da konuşmayıp sadece izlemek isterse ona uyum sağlayacak ve yanında olacağım.”

“Diego’nun bütün ailesi ve arkadaşları orada olacak. Sence üç yıllık eski sevgilisi Carina’yı tanımama şansları var mı? Nasıl bir işe bulaştığınızın farkında mısınız?”

“Evet farkındayım ve Carina’yı burada acı içinde çökerken izlemektense oradaki herkesi şok geçirirken, ne yapacağını bilemezken izlemeyi tercih ediyorum. Şimdi yüksek müsaadenle kat etmem gereken 500 küsur kilometre yol var.”

Historia bir adım attığında Sergio onun bileğinden tutup kuzenini durdurdu.

“Bu yaptığınızın sonuçları çok büyük olabilir Historia,” dedi Sergio ciddi bir sesle. “Faturası hiç kimsenin ödeyemeyeceği kadar yüksek olabilir. Bu gerçeğin gerçekten farkındasın öyle değil mi? Oraya gitmek Carina’yı paramparça edebilir, bunun da farkındasın değil mi? Sevdiği adamı başka bir kadına evet derken izleyecek. Bununla baş edemeyebilir, bu onu daha büyük bir çöküşe sürükleyebilir. Onun iyiliğini istediğini biliyorum ama en kötüsünü düşünmek zorundasın çünkü bu yaşanacak.”

“Şu an yaşadığı şeyle de baş edemiyor,” dedi Historia vücudunu Sergio’ya çevirip. “Carina o düğünün olmamasını isterse o düğünün olmaması için her şeyi yapmaya hazırım ve bunun bilinciyle oraya gidiyorum. Düşündüğüm ve önemsediğim tek kişi biricik dostum Carina. O piç kurusu Diego’nun da salak nişanlısı Julia’nın da ailelerinin de canı cehenneme! Carina ne yapmak isterse ona ayak uyduracağım. Carina beni bekliyor, artık gitmek zorundayım.”

Historia evin önündeki Cupra’ya ilerlerken Sergio onun arkasından çaresiz bir ifadeyle baktı. Kendini bildi bileli Historia’yı tanıyan Sergio kuzeninin ne kadar gözü kara biri olduğunu ve aklına koyduğu her şeyi yapacağını çok iyi biliyordu ama bu konu hiç içine sinmiyordu.

“Historia!” diye seslendi Sergio. Hızlı adımlarla onun peşinden ilerledi. “Yanlış yapıyorsun. Bir daha düşün.”

“Emin ol fazlasıyla düşündüm,” derken arabanın kapısını kapatmaya hazırlanıyordu Historia. “Ve kararımı verdim. Dil dökerek kendini yorma Sergio.”

Sergio’nun sokağa ulaştığı sırada Historia gaza basıp hızlı bir kalkış yaptı.

“Historia Ortega!” diye bağırdı Sergio. Arabanın peşinden birkaç adım koştu. “Bir düğün basmak senin için bile çok ekstrem manyak karı! Historia!”

Dikiz aynasından ona bakan Historia kendi kendine gülümsedi. Şu an tam olarak bir düğünü basmaya gittiği düşünülürse bu Historia Alma Ortega Aguilar için o kadar da ekstrem değildi.

Kısa sürede Carina’nın evine varan Historia arkadaşını aşağıda, apartmanın önünde beklerken buldu. Yolcu koltuğuna taraf uzanıp kapıyı içeriden açtı.

“Atla,” dedi gülümseyerek. “Valensiya yolcusu kalmasın.”

“Altıma sıçıyorum,” dedi yolcu koltuğuna oturan Carina. “Hayatımda yaptığım ve yapacağım en manyak şey.”

“Ben yanındayım, rahatla.”

“Onunla konuşmayı çok istiyorum Historia ama dilim dönmez diye ödüm kopuyor. Bizi bu kadar kısa sürede nasıl unutabildiğini, geçmişi nasıl aşabildiğini ve hiçbir şey yaşanmamış gibi birkaç ay içinde nasıl evlilik kararı aldığını ona sormak istiyorum. ‘Kafayı mı yedin?’ demek istiyorum ona, ‘Ne yaptığının farkında mısın? Yangından mal kaçırır gibi evlenmek de nereden çıktı?’ Sormak istiyorum.”

“Sor o zaman bebeğim,” diyen Historia onun yanağını okşadı. “Alacağın cevaplardan korktuğunu biliyorum ama duymak, bilmek, kabullenmek yutması zor olsa da acıya en iyi gelen ilaçtır.”

“Duymak istiyorum,” dedi Carina başını sallayarak. “Hadi gidelim.”

Historia tekrardan gaza bastı. Telefonunu Bluetooth’la arabaya bağlayan genç kadın ikisinin de dinlemekten keyif aldığı İspanyolca pop şarkılarının olduğu çalma listesini açtı. Juan’ın siyah Cupra’sını vaktin geç olmasından kaynaklı bomboş olan caddelerde süren Historia düşünceli gözlerle yola bakarken bir yandan da çalan şarkıya eşlik ediyordu. Müzik ikisine de iyi gelecek, onları sakinleştirecekti; biliyordu.

Dakikalar içinde Burgos’u arkasında bırakan iki dost güneye doğru ilerlemeye devam etti. Yol önlerinde çarşaf gibi uzanırken ışıkları yanan Burgos’un dikiz aynasındaki görüntüsü de gittikçe küçülüyordu. Historia ve Carina bir şehri arkalarında bırakıyordu, önlerindeyse koca bir ülke onları bekliyordu. İspanya’yı neredeyse uçtan uca kat edecek, güneydeki Valensiya’ya ulaşacaklardı.

“Şu an ne yapıyor acaba?” diye sordu Carina. Başını cama yaslayan genç kadının bakışları önlerinde uzanan yoldaydı. “Düğün telaşındadır, son hazırlıklarını yapıyordur. Historia, o kadını gerçekten seviyor mudur dersin? Eğer onu gerçekten seviyorsa oraya gitmemiz ikisine de haksızlık olmaz mı?”

Carina başını çevirip Historia’ya baktığında Historia da ona döndü.

“Onu gerçekten sevdiğine inanmak istemiyorsun bence,” dedi Historia. “Eğer inanmayı tercih etseydin şu an burada olmazdık. Diego’yu iyi tanıyorsun, onun kafasının karışık olduğunu düşünüyorsun.”

“Sen de beni çok iyi tanıyorsun,” diyen Carina genişçe gülümsedi ve arkadaşına uzanıp onun yanağını öptü. “Bence kafası gerçekten de çok karışık. Üç yıldır birlikteydik, iki senesini aynı evde karı koca gibi yaşayarak geçirdik ve ayrılmamızın üzerinden bir sene bile geçmedi. Beni bu kadar çabuk unuttuğuna inanmak istemiyorum, kafasının karışık olduğunu düşünüyorum ama baştan sona yanılıyor da olabilirim. Oraya gidince göreceğiz.”

“Onunla konuşmayı istiyor musun?”

“Çok istiyorum ama buna cesaret edebileceğimden emin değilim. Düşüncesi bile ödümü koparıyor.”

“Niye cesaret edemeyesin ki? Sen bu adamla üç sene beraberdin, her şeyini biliyorsun. Korkman için hiçbir sebebin yok bebeğim. Konuşmak istiyorsan karşısına çıkıp konuş, içinden ne geliyorsa onu söyle.”

“İçimden çok şey geliyor.”

“Hepsini söyle. Açık ol, dürüst ol.”

“Neyse ki düşünmek için biraz daha vaktim var.”

***

Valensiya’da ise gün boyu yarınki düğünün telaşı sürmüştü. Gece olmasıyla Diego ve Julia’nın aileleri kaldıkları oteldeki odalarına çekilmiş, etraf sakinlemişti.

En yakın arkadaşı Carlos’la paylaştığı odanın balkonunda oturan Diego düşünceli gözlerle sahili izliyordu. Ay ışığı zarifçe dalgalanan denizi açığa çıkarıyor, kıyıya vuran dalgaların sesiyse gecenin sessizliğinde Diego’nun kaldığı beşinci kata kadar ulaşıyordu. Genç adamın düşünceleri de önündeki Akdeniz gibi uçsuz bucaksızdı ve metrelerce derinliğe ulaşıyordu.

“Diego?”

Balkon kapısında beliren Carlos’un sesiyle içine daldığı düşüncelerden sıyrılan Diego omzunun üstünden arkasına baktı.

“Sağır mısın oğlum?” diyen Carlos onun yanına ilerlerken Diego’nun durgunluğunu fark etti. “Sen iyi misin?”

“İyiyim,” dedi Diego. “Dalmışım. Bir şey mi var?”

“Bir şey olduğu kesin,” derken onun yanındaki sandalyeye oturdu Carlos. “Kaç gündür bir garipsin. Yarın evleniyorsun ama hiç heyecanlı değilsin, istekli bile değilsin. Sorun nedir?”

“Yarın evleniyorum,” dedi Diego. Kaşlarını çattı. “Yarın evleniyorum. Julia’yla evleniyoruz.”

“Sen gerçekten iyi değilsin.” Carlos onun omzuna dokundu. “Julia kaç gündür oradan oraya koşturuyor, etrafına neşe saçıyor ama sen bir düğüne, üstelik kendi düğününe, değil de cenazeye hazırlanıyor gibisin. Diego biz dostuz, benimle her şeyi paylaşabilirsin. Sorun nedir?”

Diego bakışlarını Carlos’un esmer yüzünden alıp yeniden denize baktı. Sorun gerçekten de neydi? Diego cevabı bildiğini biliyordu ama bunu henüz kendisine söyleyememişti, kabullenmek istemiyordu ama vaktinin sonuna geldiğinin de farkındaydı. Sadece on iki saat sonra Julia ile evlenmiş olacaktı.

“Sorun Carina, değil mi?” dedi Carlos kısık bir sesle. “Onu düşünüyorsun. Diego, onu düşünüyorsun değil mi? Onu unutamadın.”

“Hayatımda tek bir kişiyle evlenmeyi düşündüm, o da Carina’ydı,” dedi Diego. Ela gözlerini yeniden Carlos’un yüzüne çevirdi. “Barselona’ya taşınırken onun da benimle geleceğini düşünüyordum. Beraber Barselona’ya taşınacaktık ve ben ona evlenme teklifi edecektim. Tabii evdeki hesap çarşıya uymadı. Carina benimle gelmedi, ayrıldık ve hayatımın en kötü günlerini yaşadığım dönemde Julia’yla tanıştım.”

“Ve onu sevdiğini düşündün,” diye onu tamamladı Carlos. “Julia bu kötü dönemde sana iyi hissettiren tek insandı, onu sevdiğini düşündün ama sevdiğin şey Julia değildi, onun sana iyi hissettirmesini sevdin. Geçmişten kaçmak için aceleci davrandın, ona altıncı ayınızda evlenme teklifi ettin ve şimdi de yangından mal kaçırır gibi onunla evleniyorsun. Diego bu çocuk oyuncağı değil, burada evlilikten bahsediyoruz ve karşında seni seven bir kadın var.”

“Çocuk oyuncağı olmadığını biliyorum,” deyip ayağa kalktı Diego. “Bu konuyla ilgili bildiğim tek şey de bu. Carlos kafam çok karışık, ne yapacağımı ya da ne düşüneceğimi bilmiyorum.”

“Carina’yı düşünüyorsun.”

“Evet, düşünüyorum,” diye onayladı Diego. İçini çekti. “Sadece tek bir şey değişseydi her şey değişirdi, o da benimle beraber Barselona’ya taşınmasıydı.”

“Barselona’ya taşınmak seni seçmekti ama o seni seçmedi. Böyle düşünüyorsun değil mi?”

“Sikeyim!” diye bağıran Diego sırtını Carlos’a dönüp elini korkuluklara yasladı ve derin bir nefes aldı. “Barselona’ya taşınmak beni seçmekti, haklısın,” diye kabullendi ve gerisini fısıldayarak söyledi: “Ama Carina beni seçmedi.”

“Sen de onu seçmedin,” diyen Carlos ayağa kalktı ve ona yaklaşıp omzuna dokundu. “Carina’nın Burgos’u ne kadar sevdiğini, bütün ailesinin ve çevresinin orada olduğunu, çok iyi bir işte çalıştığını ve tüm bunları ardında bırakıp Barselona’ya gelmeyi tercih etmeyeceğini biliyordun. Tercih etmesine inanmak istedin ama gerçek değişmedi.”

“Etmesini isterdim Carlos, hem de her şeyden çok isterdim.”

“Biliyorum,” dedi Carlos anlayışlı bir sesle. Onun sırtını sıvazladı. “Yarın evleniyorsun ama sen hâlâ dünde yaşıyorsun. Ne yapacaksın?”

“Bilmiyorum. Julia iyi bir kız, onu da üzmek istemiyorum.”

“Aklın hâlâ Carina’dayken onunla evlenmek onu da seni de üzmeyecek mi sence? Bir de işin içinde Carina var tabii, kim bilir ne düşünüyordur?”

“Carina,” diye mırıldandı Diego. “Benden nefret ettiğine eminim. Onun açısından iğrenç bir adam olarak görünüyorum.”

“Hadi ama, Carina seni iğrenç bir adam olmadığını bilecek kadar iyi tanıyor.”

“Tanıyordu, artık tanımıyor. Kendimi artık ben bile tanıyamıyorum. Sikeyim, yaşamak yeterince zor değilmiş gibi onu kendi ellerimle neden daha da zorlaştırıyorum? Kıyıya yüzmem gerekirken ben daha da açılıyorum, kendimi çıkış yolundan uzaklaştırıyorum.” Bir anlığına susan Diego derin bir nefes aldı. “Neyse. Uyusam iyi olacak. Sağ ol Carlos.”

Diego onun omzunu dostane bir tavırla sıktıktan sonra içeri girdi. Arkadaşının arkasından bakan Carlos başını iki yana salladı. İşler hiç yolunda gitmiyordu ve genç adam her şeyin tamamen çığırından çıkmasından korkuyordu.

***

Saatler gece 2’yi geçiyordu. Şoför koltuğundaki Historia düşünceli gözlerle arabayı sürerken yan koltuktaki Carina da kestiriyordu. Dakikalar önce ağlayan genç kadın mayışmıştı, Historia ısrar edince de biraz kestirmeye ikna olmuştu.

Çalma listesinden çok sevdiği bir şarkı çalmaya başlayınca Historia gülümseyerek sesi biraz açtı. Carina’yı kontrol ettiğinde genç kadının hâlâ uyuduğunu gördü. Rahat bir nefes alarak arkasına yaslandı ve hızını biraz arttırdı. Çok az aracın geçtiği bu karanlık ve boş yolda son model bir Cupra sürerken sevdiği şarkıları dinlemek gibisi yoktu.

Birkaç dakika sonra ileride bir benzin istasyonu gören Historia orada durmaya karar verdi ve direksiyonu istasyona doğru kırdı. Ufak bir ihtiyaç molası verebilirlerdi.

Historia arabayı durdurunca Carina uyandı.

“Ne oldu?” diye sordu Carina. Gözlerini kırpıştırdı. “Gelmiş olamayız değil mi?”

“Gelmedik bebeğim,” dedi Historia gülümseyerek. “Benzin istasyonunda durdum. Ufak bir ihtiyaç molası.”

“Susadım,” derken başını kaldırdı Carina. Yüzünü ovuşturdu. “Tuvaletim de geldi.”

“Benim de. Biraz da acıktım gibi, atıştırmalık bir şeyler de alalım.”

Arabadan inen iki arkadaş tuvalet ihtiyaçlarını giderdikten sonra markete girdi. Birkaç şişe su ve atıştırmalık aldıktan sonra Historia hepsinin ücretini ödedi.

“Beni hem maddi hem de manevi olarak mahcup ediyorsun,” dedi Carina dışarı çıktıklarında. “Hakkını nasıl ödeyeceğim?”

C’mon!” dedi Historia yukarı bakarak. “Kaç yıllık dostuz, bunun konusunun bile geçmemesi gerekir. You’re my ride or die bitch.”

(TR: Hadi ama! Sen benim en yakın arkadaşımsın.)

“Şu an bir düğün basmaya gittiğimizi düşünürsek we are partners in crime baby.”

(TR: Suç ortağıyız bebeğim.)

“Kesinlikle öyleyiz.”

Gülüştüler.

“Seninle gülüşmeyi özlemişim,” dedi Carina. Başını onun omzuna yasladı. “Historia Ortega seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum,” diyen Historia onun saçlarını öptü. “Ben de seni çok seviyorum Carina Diaz ve seninle gülüşmeyi asıl ben çok özledim. Seni gülerken görmek çok güzel.”

“Seni de öyle. Şu an ne yapmak istiyorum biliyor musun?”

“Ne?”

“Sigara içmek.”

Historia cebinden Parliament paketini çıkarıp Carina’ya uzattığında Carina gülerek içinden bir dal aldı. “Biraz ileride içsem iyi olacak,” dedi. “Hatta yola devam mı etsek?”

“Edelim,” dedi Historia. “Burada içme zaten.”

Historia ve Carina arabaya geri bindi. Araç güneye doğru yoluna devam ederken iki arkadaş da sigara içiyordu.

“Şu an uyuyordur değil mi?” diye sordu Carina. Gülümsedi. “Uyurken çok masum görünüyor, uykudan yeni uyanmış hâliyse favorim. Şişmiş ela gözleri, dağınık kahverengi saçları ve çok seksi ses tonuyla her sabah aklımı başımdan alırdı.” Gülümsemesi yüzünden silinen Carina başını yere eğdi. “Artık bir başkasının yanında uyanıyor.”

“Hey!” diyen Historia sigarasını dudaklarının arasına koyup onun koluna dokundu. “Ağlamak yok.”

“Onu o kadınla düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Bir zamanlar benimdi, her şeyimdi; kabullenemiyorum Alma.”

“Adının hakkını verip kendine fazlasıyla acı malzemesi çıkarıyorsun Dolores*. Olayları dramatize etme, bak düğüne gidiyoruz ve her şeyi değiştirmek için bir şansa sahibiz.”

(Dolores, kelime anlamı olarak acılar demek.)

“Değişmeme ihtimalinden ödüm kopuyor.”

“Kim kötüyü düşünerek yarınlara varabilmiş ki sen varasın? İyi düşün bebeğim, iyi düşün ve öyle olmasını um.”

“Haklısın.”

Historia sigarasını bitirdikten sonra da yavaş gitmeye devam etti. Üzerine bir ağırlık çökmüştü, o ağırlığın geçmesini beklerken arabayı yavaş kullanmaya karar verdi. Yolu yarılamışlardı ve sabaha daha çok vardı, aceleleri yoktu.

***

Gece herkes için uzun sürdü. Historia ve Carina Valensiya’ya vardığında gün aymıştı. Historia şehrin boş sokaklarında arabayı sürerken Carina da sessizce dışarıyı izliyordu. İkisi de bu şehre yıllardır gelmemişti ama her şey son geldikleri zamanla aynıydı, bu Akdeniz şehrinde hiçbir değişiklik yoktu.

“Düğünü burada yapmak kimin fikriydi acaba?” diye sordu Historia. “İkisi de Barselona’da yaşıyor, orada evleneceklerini düşünürdüm.”

“Bence kadının fikriydi,” diye yanıtladı Carina. Başını camdan ayırıp Historia’ya baktı. “Diego yaşadıkları şehirde olmasını isterdi, Valensiya’nın da hayranı değil zaten. En azından geçen sene değildi. Barselona ve Madrid’i oldum olası çok seviyor ama buraya kanının ısınmadığını söylerdi.”

“Valensiya da güzel bir şehir ama Barselona varken ben olsam yüzüne bakmazdım. Diego sevmiyorsa kesin kadın istedi.”

“Sevmiyor. Kadın istemiştir. Julia. Adını söylerken garip hissetmem normal mi?”

“Hem de çok normal güzelim. Bir yerde kahvaltı edelim. Ben çok acıktım.”

“Ben de açım ama saat daha çok erken, her yer kapalıdır.”

“Açılana kadar şehirde dolanırız. Valensiya turuna ne dersin baby girl?”

“Evet demeyeceğim çünkü bugün hiç kimsenin evet demesini istemiyorum. Bu yüzden olur diyeceğim. Let’s go baby!”

Historia bir kahkaha patlatırken Carina da güldü. Historia aracı şehir merkezine doğru sürdü.

***

Saatler 7 olduğunda Diego’nun alarmı çaldı. Zaten oldukça hafif bir uykuda olan genç adam hemen uyanıp alarmı kapattı. Yatakta sırtüstü uzanan Diego bakışlarını tavana dikti.

İşte, büyük gün gelip çatmıştı. Bugün evleniyordu. Peki ya neden heyecanlı hissetmiyordu? Heyecanlı hissetmekten öte, neden istekli değildi?

Diego cevabı biliyordu ama onunla yüzleşmekten yine kaçtı.

“Günaydın,” dedi yandaki yatakta yatan Carlos. O da alarma uyanmıştı.

“Günaydın,” dedi Diego bakışlarını tavandan ayırmadan.

“İyi uyuyabildin mi?”

“Evet,” diye yanıtladı Diego. Aslında cevap hayırdı. Genç adam gece çok geç uyumuştu ve uykusu da tavşan uykusundan hâlliceydi. Düşünceleri onun derin bir uykuya dalmasını engellemişti. “Ya sen?”

“Bebekler gibi uyudum,” dedi Carlos içtenlikle. “Hadi kalkalım. Daha yapacak çok işimiz var Sam.”

Sam Diego’nun ikinci ismi Samuel’in kısaltmasıydı. Genç adamın aklına hemen Carina geldi çünkü ona Samuel diyen tek kişi Carina’ydı. Diego, Carina’yla tanışmadan önce Samuel ismini sevmez ve hiç kullanmazdı, Carina hayatına girdikten sonra genç kadın arada ona Samuel diye hitap etmeye başlamıştı ve bu ismi kullanma sıklığı giderek artmıştı; Diego, Samuel ismini Carina sayesinde sevmişti ve genç kadının kendisine bu şekilde seslenmesi inanılmaz hoşuna giderdi.

“Carina,” diye düşündü Diego. “Dolores. Ben de sana Dolores diyen tek kişiydim, ikinci ismini anlamından ötürü sevmezdin ama sana acı değil de şifa olduğunu söylediğimde isminle barışmıştın. Sana Dolores dememi çok severdin. Acılarımın şifası olan kadın şimdi kim bilir neredesin, ne yapıyorsun? Benden çok uzakta olduğun kesin, ne yaptığın konusuysa tam bir muamma. Belki uyuyorsun, belki uyanıksın, belki yeni uyandın, belki yeni yattın, belki sen de hiç uyumadın. Seçenekler çok ama hangisi doğru bilmiyorum.”

Diego gözlerini yavaşça açıp kapattıktan sonra derin bir nefes aldı ve başını sağa çevirip yan yataktaki Carlos’a baktı. Tam bir şey söyleyecekti ki odanın kapısı çaldı.

“Kesin Julia,” dedi Carlos. Yataktan kalktı. “Buz tutmuş gibi durmayı kes de hareketlen Diego. Düğününe saatler kaldı.”

Carlos kapıyı açınca gerçekten de Julia’yı gördü. Diego’yu karşısında görmeyi planlayan Julia, Carlos’u görünce bozuldu ama çaktırmadı.

“Günaydın,” dedi Julia gülümseyerek. “Diego uyuyor mu?”

“Günaydın,” dedi Carlos’un arkasından çıkan Diego. “Uyanığım.”

“Günaydın sevgilim,” dedi Julia sırıtarak. Beyaz dişleri esmer yüzünde inci gibi parlıyordu. Carlos’un yanından geçip odaya girdi ve Diego’yu dudaklarından öptü. “Nasılsın? İyi uyuyabildin mi?”

“İyiyim, iyi uyudum. Ya sen?”

“Çok heyecanlı olduğum için uykuya dalmam biraz sürdü ama o kadar yorgundum ki deliksiz uyudum. Heyecandan bayılacak gibiyim.”

Julia gerçekten de çok heyecanlıydı. Koyu kahverengi gözleri ışıl ışıldı, gülümsemesi de yüzünden eksik olmuyordu.

“Kuaför randevun kaçtaydı?” diye sordu Diego.

“8’de,” diye cevapladı Julia. “Annem ve nedimelerim bana eşlik edecek. Bu arada babam da sizinle gelecek, dün gece söyledi.”

“Gelmeyeceğini söylemişti.”

“Fikrini değiştirmiş,” diyen Julia omzunu silkti. “Babamı bilirsin.”

Diego tebessüm ederek başını salladı.

“Diego,” dedi Julia ellerini onun omuzlarına koyarak. “Kaç gündür çok durgunsun. Çok mu gerginsin? Tüm bu düğün telaşı seni çok mu yordu?”

Carlos’la Diego bir anlığına göz göze geldi. Carlos ona sert bir bakış attıktan sonra odanın içine ilerledi.

“Sanırım,” dedi Diego. Onun kolunu sıvazlarken zoraki bir gülümseme takındı. “Kendime gelirim, sen beni kafana takma.”

“Müstakbel kocamı kafama takmayacağım da kimi takacağım? Kuaför dönüşü seni zımba gibi görmek istiyorum, haberin olsun.”

“Tamam, anlaştık.”

Julia ona iyice yaklaşıp, burnunu Diego’nun burnuna sürterken genç adamın ela gözlerine baktı. “Seni seviyorum,” diye fısıldadı. “Çok.”

Diego gözlerini kapatıp, “Ben de,” diye mırıldandı ve Julia kendisini öpünce ona karşılık verdi. Bu içten gelen bir davranıştan çok alışılmış bir tepkiydi.

“Haberleşiriz,” dedi Julia. Onun yanağını öptü. “Ben şimdi kaçıyorum.”

“Görüşürüz. Kuaförde bol şans.”

“Sana da bebeğim.”

Julia odadan çıkınca Diego içini çekti. Kafasındaki seslere kulak tıkayıp banyoya ilerlerken, “Elimi yüzümü yıkayayım,” dedi. “Sonra biz de çıkarız olur mu?”

“Olur,” dedi Carlos. Diego banyoya girerken bakışlarını onun üstünden çekmedi. Diego banyoya girdiğinde başını iki yana salladı. “Aptal. Ne bok yediğini kendin bile bilmiyorsun.”

***

Carina’yla Historia bir kafede kahvaltı ettikten sonra Historia’nın kararıyla Carina’ya bir elbise almak için bir mağazaya girdiler. Carina üstüne giydiği kot pantolon ve tişörtle düğüne gitmeyi düşünmüştü fakat Historia buna karşı çıktı.

“Oraya salaş bir hâlde gitmeyeceksin,” dedi Historia. “Şimdi sana güzel bir elbise ve ayakkabı alacağız, içeri girdiğinde göz kamaştırmanı istiyorum.”

“Haklısın, oraya bu hâlde gidemem,” dedi Carina. “Evdeyken hiç aklıma gelmedi. Bunu düşünecek durumda da değildim zaten.”

“Şimdi hallederiz bebeğim.”

Bir mağazaya giren iki arkadaş bir süre kıyafetleri incelediler. Bu esnada onlara aksanından Güney Amerikalı olduğu belli olan bir satış danışmanı eşlik etti. Carina siyah bir elbise almayı düşündü ama Historia ona cenazeye gider gibi giyinmemesini söyleyince pembe bir elbisede karar kıldılar. Pembe Diego’nun Carina’ya en çok yakıştırdığı renklerden biriydi.

Carina elbiseyi giyip, kabinden çıkınca Historia gördüklerinden son derece memnun olduğunu belli eden bir gülümseme takındı.

“Baş döndürücü görünüyorsun,” dedi Historia. Yan taraftaki satış danışmanına döndü. “Bunu alıyoruz. Ayakkabılarınız da var değil mi?”

“Elbette var,” dedi satış danışmanı. “Nasıl bir model ve ne renk istiyorsunuz?”

“Krem olabilir. Sen ne dersin Carina?”

“Krem iyi,” dedi Carina. “Topuklu olsun, burnu da kapalı bir model istiyorum.”

“Hemen yardımcı olayım,” dedi satış danışmanı. “İstediğiniz modelde birkaç ayakkabımız var.”

Carina’nın istediği gibi kapalı burunlu, topuklu ve krem rengi bir ayakkabı da bulunca elbiseyle ikisinin parasını ödediler. Elbiseyle ayakkabı Carina’nın üstünde kaldı, Historia da kabinlerin birinde yanında getirdiği bordo elbisesiyle siyah topuklu ayakkabılarını giydi.

“Bu elbise ve yeleyi andıran kıvırcık saçlarınla tüm dikkatleri üzerimize çekeceksin,” dedi Carina ona bakarak. “Diego’nun tüm çevresinin beni tanıdığını, yakın arkadaşlarının seni de tanıdığını hatırlatırım.”

“Herkesin dikkati gelinle damadın üzerinde olacak,” diyen Historia güven verici bir şekilde onun omzuna dokundu. “Kalabalığın arasına sıvışacağız ve sen ortaya çıkmaya karar verene kadar çıkmayacağız. Rahatla bebeğim. Orada olacağımızı kimse bilmiyor, kimse bizi aramayacak.”

“Haklısın, kimsenin haberi yok.”

“Hadi gidelim. Basmamız gereken bir düğün var.”

“Tanrı bizi korusun.”

“Âmin,” deyip istavroz çıkardı Historia. “Hadi gidelim artık.”

Mağazadan ayrıldıklarında saatler 12’yi geçiyordu. Şoför koltuğundaki Historia yine hızlı bir kalkış yaptığında Carina irkildi ama onun çok iyi bir şoför olduğunu bildiği için korkmadı. Historia direksiyonda biraz çılgın davranabiliyordu ama ne yaptığını her zaman çok iyi biliyordu.

“Tören direkt 1’de olacaksa zamanımız çok az demektir,” dedi Historia direksiyonu sola kırmadan hemen önce. Cupra caddeye hızla çıktığında Historia gaz pedalına daha sert bastı. “Tören karmaşası başlamadan Diego’ya ulaşman gerek.”

“O kadın çevredeyken ona nasıl ulaşacağım?” diye sordu Carina. Kahverengi gözleri endişeyle parlıyordu. “Onu yalnız bulmam gerek. Siktir, bulunca ne diyeceğim? Historia yol yakınken geri mi dönsek? Sanırım ben yapamayacağım.”

“Hadi oradan! Burgos’tan Valensiya’ya 500 kilometre yolu geri dönmek için gelmedim ben, sen de gelmedin. O götün yakasından tutup, ‘Ne bok yiyorsun sen geri zekâlı?’ diye bağırabilirsin. Gayet ideal bir başlangıç olur.”

“Kalbim küt küt atıyor Historia.”

“Sen bu adamı kaç senedir tanıyorsun? Sevgililikten öncesini de düşün.”

“Beş yıldır.”

“Beş yıldır tanıdığın adama ne diyeceğini bilememe ihtimalin yok. Sadece nasıl diyeceğini bilmiyorsun ama daha önce de söylediğim gibi içinden ne geliyorsa onu dürüstçe, olduğu gibi söyle. Konuşmak istemezsen de bir köşede durup töreni izleriz ama konuşmak istediğini, bu düğünün gerçekleşmesini ise istemediğini biliyorum Carina.”

“Haklısın, onunla evlenmesini istemiyorum. Sikeyim, onu hâlâ çok seviyorum Historia. Bir başkasıyla evlenmesini nasıl isteyebilirim? Konuşsam da sonucun değişmemesinden korkuyorum. Beni unuttuğunu, o kadını sevdiğini söylemesinden korkuyorum.”

“Güzelim benim,” diyen Historia onun yanağını okşadı. “Konuşmana rağmen sonuç değişmezse bu onun geri zekâlılığı olur. Acıttığını biliyorum, böyle olursa daha da acıtacak ama geçecek. Seni üzmeyecek, her zaman mutlu edecek, senin değerini bilecek ve sana bir tanrıça gibi davranacak bir erkeği hak ediyorsun. Diego sana zamanında tüm bunları yaşatmış olabilir ama hepsi geçmişte kaldı, sen bu muameleyi ölene kadar görmeyi hak ediyorsun.”

Bir damla gözyaşı Carina’nın yanağından süzüldü ama genç kadın hemen sildi. Burnunu çekerken başını sallayarak, “Haklısın,” dedi. “Sen de öyle birini hak ediyorsun ve sana bu şekilde davranmayan bir erkek olsaydı ben de çok sinirlenirdim.”

“Söz konusu kendimiz olunca aşırı acımasız oluyoruz ama kendimize de sevdiğimiz insanlara davrandığımız gibi davranmamız gerekiyor.”

“Editörlükten sonra sayemde terapist de oldun,” dedi Carina gülümseyerek. Onun elini sıktı. “İyi ki varsın güzelim.”

“Sen de iyi ki varsın bebeğim. Şimdi sıkı tutun çünkü yetişmemiz gereken bir düğün var.”

Navigasyondaki rotayı takip eden Historia dakikalar içinde düğünün yapılacağı kiliseye vardı. Historia aracı biraz uzağa park etti.

“Geldik,” dedi Carina elini kalbine koyarak. “Kapıda gelenleri karşılayan biri var.”

“Tanıyor musun?” diye sordu Historia kapıda duran genç erkeğe bakarak.

“Hayır. Julia’nın çevresinden biri olmalı. İçeri nasıl gireceğiz?”

“Ben hallederim. Sen içeri girmeye hazır mısın onu söyle.”

“Bilmiyorum.”

“Biraz bekleyelim o hâlde.”

Birisi arabanın camına vurunca ikisi de yerinden sıçradı. Historia dehşet dolu gözlerle dışarı bakınca kuzeni Sergio’yu gördü. Sergio Historia ile göz göze gelince gülümseyerek gözlerini kırpıştırdı.

“Sergio?” dedi Carina şaşkınlıkla. “Onun bu düğünden ve bizim düğüne gideceğimizden nasıl haberi var? Sen mi söyledin?”

“Dün gece evden çıkarken kapıda karşılaştık,” dedi Historia. “Düğünden haberi vardı ama gideceğimizi beni görünce anladı. Peşimizden gelmiş manyak.”

Historia kapı koluna uzanınca kapının hemen dibinde duran Sergio geriye çekildi.

“Ben manyak karıyım ama sen de manyak herif çıktın,” dedi arabadan inen Historia. “Burada ne yapıyorsun?”

“Aynı kanı taşıyoruz sonuçta,” dedi Sergio sırıtarak. “Sizi burada yalnız bırakacak değildim. Sabah ilk trenle geldim.”

“Düğünün yerini ve saatini öğrenmen de hiç zor olmadı tabii.”

“Burgos’ta çevresi olan tek sen değilsin ya,” deyip onun yanağından makas aldı Sergio. “Evet şimdi plan nedir hanımlar?”

“Aguilar kanı göründüğünden de manyakmış,” dedi arabadan inip onlara bakan Carina. Gülümsedi. “Şimdi düğündekiler için daha da endişeliyim.”

“Olmalısın da,” dedi Sergio çarpık bir gülüşle. “Sergio Marc Aguilar Gomez ve Historia Alma Ortega Aguilar iş başında. Ben kapıdaki elemanı oyalarken siz içeri sıvışırsınız, ben de peşinizden gelirim. Carina sen iyi misin? Senin için ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemiyorum.”

“İyi olmaya çalışıyorum. Sorduğun için ve bugün burada olduğun için teşekkür ederim Sergio. Benim için anlamı büyük.”

“Her zaman. Seni severim Carina, biliyorsun.”

“Biliyorum, ben de seni seviyorum.”

“Ben de biliyorum.”

“Sevgi saatiniz bittiyse düğün saatine odaklanalım mı?” diye sordu Historia. “Artık o kiliseye girmemiz gerekiyor.”

“Siz kilisenin arkasından dolanın,” dedi Sergio kiliseye bakarak. Buraya kızlardan erken gelmişti, dolayısıyla çevreyi incelemek için daha çok vakti olmuştu. “Ben kapıdakini lafa tutarım, siz de o sırada içeri girersiniz ve ben de peşinizden gelirim. İçerisinin ne durumda olduğunu bilmiyoruz, bu yüzden neler olup bittiğini anlayana kadar bir köşede tanıdık kimseye görünmeden beklemeniz gerek. Carina Diego’yla konuşacak mısın?”

“Çok istiyorum ama cesaretim yetersiz,” dedi Carina. “Belki içeriyi görünce cesaretlenirim.”

“Cesaretini tamamen de kaybedebilirsin. Carina bunu gerçekten yapmak istiyor musun? Diego’nun başka bir kadına evet dediğini ve onunla evlendiğini seyredebilirsin. Bunu kaldırabilecek misin?”

Carina’nın gözleri dolduğunda Historia Sergio’nun koluna sağlam bir yumruk geçirdi. “Destek olmak için mi geldin yoksa köstek olmak için mi?” diye söylendi Historia. Carina’nın koluna girdi. “Bu düğün olmasın, dersen bu kiliseyi birbirine katarım; biliyorsun. Önce bir içeri girip etrafı kolaçan edelim, olur mu bebeğim? Sakın ağlayayım deme bak.”

“Olur,” dedi Carina yukarı bakarak. “Hadi gidelim.”

Carina ve Historia kilisenin arkasından dolanırken kilisenin arka kapısını fark ettiler fakat kapı sadece içeriden açıldığı ve şu anda da kapalı olduğu için onların işine yaramayacaktı. İki arkadaş duvar kenarına sinerken Sergio da kapıda bekleyen Julia’nın kuzeni Pedro’ya doğru ilerledi. Onu fark eden Pedro gülümsediğinde Sergio da gülümsedi.

“Merhaba,” dedi Sergio kibar bir sesle. “Ben Marc.”

Bugün ikinci ismini kullanması daha iyi olacaktı.

“Hoş geldiniz,” diyen Pedro onunla tokalaştı. “Ben de Pedro. Diego’nun davetlisisiniz sanırım.”

Bu esnada kilisenin kenarından iki baş ileri uzandı ve konuşan iki genç erkeğe baktı.

“Evet, Diego’yu uzun zamandır tanırım,” dedi Sergio başını sallayarak. “Böyle özel bir günde burada olmak istedim.”

“Onu uzun zamandır tanıyorsanız Burgos’tan olmalısınız, doğru muyum?”

“Yüzde yüz.”

“Burgos İspanya’nın diğer ucu. Çok uzun yol gelmişsiniz, ayaklarınıza sağlık. Daha fazla beklemeden içeri girin lütfen.”

Historia’yla Carina’ya bakan Sergio Pedro’yu biraz daha lafa tutması gerektiğini biliyordu. Gözleriyle kapıyı işaret ettikten sonra, “Ya siz?” diye sordu. “Julia’nın akrabasısınız değil mi?”

İçten içe kadının adını doğru hatırladığını umdu.

“Evet, Julia’nın kuzeniyim,” dedi Pedro. “İçeride hummalı bir hazırlık telaşı olduğu için ve açıkçası biraz da uzak kalmak istediğim için gelenleri karşılama işini ben üstlendim.”

Carina’nın elinden tutan Historia duvarın arkasından çıktı ve kapıya doğru ilerledi. Onların harekete geçtiğini gören Sergio, Pedro’nun omzuna dokunup anlayışlı bir gülümseme takındı.

“O telaşın içinde olmamakla iyi yapmışsınız,” dedi. Gözleri bir anlığına Pedro’nun arkasından geçip kilisenin içine sızan Historia’yla Carina’ya döndü. “Çok iyi bir misafir karşılayıcısı olduğunuzu belirtmem gerekir.” Elini onun omzundan çekti. “Görüşürüz.”

“Teşekkür ederim,” diyen Pedro çok sevinmişti. Kocaman gülümsedi. “İyi eğlenceler.”

Historia ve Carina’nın peşinden kiliseye giren Sergio’yu içi süslenmiş bir kilise karşıladı. Diego Gutiérrez ve Julia Blanco’nun düğünü için bu eski Katolik kilisesi özenle hazırlanmıştı. Kilisenin içindeki renk ağırlığını doğal olarak beyaz oluşturuyor, pastel tonlardaki açık renkler de yer yer beyaza eşlik ediyordu.

İçerisi şaşırtıcı derecede kalabalıktı. Hem gelin hem de damat tarafının ailesi, akrabaları ve arkadaşları kiliseyi dolduruyordu. Bu yoğunluk üç davetsiz misafirin işine geldi çünkü ne kadar kalabalık olursa insanların arasına karışmaları o kadar kolay olurdu ve bu kalabalıkta bunu başarıyla yapabileceklerdi.

Sergio çevreye baktığında Historia ve Carina’yı sol tarafta ayakta dikilirken gördü. Gömleğinin yakasını düzelten Sergio onların yanına ilerledi.

“Kendimi gizli bir görevde gibi hissediyorum,” dedi Sergio kısık sesle. “Çok heyecanlı.”

“Bir de bana sor,” dedi Carina. Genç kadın kalp krizi geçirmekten korkuyordu. “Diego’yu göremiyorum, Julia da ortalıkta yok.”

“Arka taraftalardır,” dedi Historia. “Sergio, Diego seni görse tanır değil mi?”

“Adamla kaç kez aynı masada oturdum, tanır tabii,” dedi Sergio gözlerini büyüterek. “Hiçbirimizin ona görünmemesi gerek.”

“Haklısın. Önce neler döndüğünü bir anlayalım bakalım.”

Kilisenin arkasındaki gelinle damada tahsis edilmiş odaya giren Diego, Julia’yı tahmin ettiği gibi içeride buldu.

“Çiçeklerin pembe tonlarında olmasını istiyordum!” diye bağırıyordu Julia, nedimesi Abigail’e. “Maviyi sevmediğimi biliyorsun.”

“A-ama pastel bir mavi, rengi kızlarla çok hoşumuza gitti,” dedi Abigail mahcup olmuş ve kalbi kırılmış bir şekilde. “Pembe çok alışılmış, biraz farklılık olsun istedim.”

“İyi halt ettin.”

Diego boğazını temizleyince ikisi de ona döndü. Julia onu görünce yüzündeki öfkeyi silip hemen gülümsedi. Diego beyazlar içindeki Julia’yı süzdüğünde gözlerinin önünde Carina canlandı. Onun beyaz tenini, düz kumral saçlarını, kocaman kahverengi gözlerini, tatlı gülümsemesini ve sıcacık bakışlarını hayal etti.

Şu an karşısındaki gelinin o olması için her şeyi yapardı.

“Müstakbel kocama da bir bakın,” dedi Julia az önceki ses tonundan oldukça farklı olan sesiyle. Diego’nun önünde durup ellerini onun omuzlarına yerleştirdi. “Dünyanın en şanslı geliniyim.”

Diego onunla hemfikir değildi.

“Bir sorun mu var?” diye sordu Diego. “Kavga ediyordunuz.”

“Yok canım, ne kavgası?” dedi Julia hemen. “Düğün telaşı beni biraz gerdi ama her şey yolunda.”

Oysaki arkadaki Abigail’in gözleri dolmuştu.

“Yüce İsa!” dedi odaya giren Julia’nın annesi. “Düğünden önce gelini görmek uğursuzluk getirir. Diego hemen çık odadan, hemen!”

Diego bu inanışı bir saçmalık olarak görüyordu fakat yorum yapmadan sadece, “Son durumu kontrol etmek istemiştim,” dedi. “Şimdi çıkıyorum. Siz hazır mısınız?”

“Hazırız. Hadi dışarı, dışarı!”

Diego onun pastel tonlarındaki mor elbisesine baktıktan sonra başını salladı ve odadan çıktı. Bir sigara yakmaya ihtiyacı olan genç adam Carlos’u bulmak için kilisenin içine yürüdü.

“İşte!” dedi onu gören Sergio. “Diego orada.”

Carina’nın bakışları Diego’yu hemen buldu ve dünya onun için dönmeyi bıraktı. Genç kadın aylar sonra ilk kez gördüğü Diego’yu yavaş bakışlarla incelerken gözleri doldu. Diego’nun üstünde siyah bir smokin vardı, içine beyaz bir gömlek giymiş ve siyah papyonunu da yakasına takmıştı. Onun için özel dikilmiş bu smokin uzun ve yapılı vücuduna tam oturmuş; geniş omuzlarını, kalıplı üst gövdesini ve uzun ince bacaklarını zarafetle ortaya çıkarmıştı. Yüzü tıraşlıydı, kahverengi saçları da yeni kesilmiş ve özenle şekillendirilmişti. Badem şeklindeki iri ela gözleri kilisenin ön taraflarında gezinirken Carina onun ne aradığını merak etti.

Şu an bu kilisesinin içinde sadece ikisi yok muydu?

Diego’nun Carlos’u fark ettiği anda Carlos da Diego’yu fark etti ve birbirine yürüyen iki arkadaş ortada buluştu. Bu esnada Carina, Historia ve Sergio’nun bakışları onların üzerindeydi.

“Paketle çakmağı versene,” dedi Diego. “Dışarıda beş dakika içip geleyim.”

“Al kardeşim,” diyen Carlos ona takım elbisesinin ceketinin iç cebinden çıkardığı sigara paketiyle çakmağı uzattı. “Ben de sana eşlik edeyim mi? Pek iyi görünmüyorsun.”

“İyi olur, teşekkür ederim.”

Carlos ve Diego kilisenin arka kapısına yürüdü.

“Dışarı çıkıyorlar,” dedi Historia, Carina’ya dönerek. “Carlos’u saf dışı bırakırız, sen de Diego’yla konuşursun.”

“Konuşamam,” diye fısıldadı Carina. Kahverengi gözlerinden birkaç damla yaş döküldü. “Onu hâlâ çok seviyorum, çok da özlemişim ama onunla konuşamam Historia. Bu düğünün damadı gerçekten de o, bunu şimdi tüm gerçekliğiyle idrak ediyorum.”

Historia onun beline dokunurken yüzünde anlayışlı bir ifade belirdi. Genç kadın kuzeni Sergio’yla göz göze geldiğinde aynı anlayışlı ifadenin Sergio’nun yüzünde de olduğunu gördü. Carina’nın zihni fırtınalı bir deniz gibiydi, sürekli değişen düşünceleri birbirinin zıttı oluyordu ve böyle karmaşık bir durumdayken tüm bunların gayet normal olduğunu Historia da Sergio da biliyordu.

“Şuraya oturalım,” dedi Historia. “Biraz ortama alışalım, etrafı inceleyelim.”

“Su istiyorum,” dedi Carina. “Yanında var mı?”

“Var bebeğim.”

Üç davetsiz misafir kilisenin en arkasındaki sıraya yan yana oturdu. Onlar sessizce otururken kilisenin dışındaki Diego ve Carlos’sa konuşuyordu.

“İçeride bir şey mi oldu?” diye sordu Carlos. “Yüzünden düşen bin parça.”

“Julia’nın annesi beni odadan kovaladı,” dedi Diego ağzındaki dumanı üfledikten sonra. “Düğünden önce gelini görmek uğursuzluk getirirmiş. Diğer aile üyelerini gördün mü? Şaşaalı elbiselerinin içinde göğüs kabartarak ve herkese tepeden bakarak kilisenin içinde geziniyorlardı. Gördüğüm hiçbir şeyden memnun değilim Carlos.”

“Gördüm ama dış kapının dış mandalı sayılır onlar,” diye cevap verdi Carlos. “Düğün için buradalar, yarından sonra olmayacaklar.”

“Tanrıya şükür.”

Julia’nın akrabaları olmayacaktı, bu doğruydu ama annesiyle babası her zaman hayatlarının bir parçası olmaya devam edeceklerdi ve Diego onlara bir türlü ısınamamıştı. İkisi de kendini beğenmiş, herkese tepeden bakan ve burnundan kıl aldırmayan insanlardı. Diego ister istemez Carina’nın annesiyle babasını düşünmüştü, onların ne kadar tatlı insanlar olduğunu ve kendisine her zaman çok iyi davrandıklarını hatırlamıştı. İki aile ve genç adama hissettirdikleri arasında uçurum vardı.

“Davetlilerden ne haber?” diye sordu Diego. “Herkes geldi mi? Tören birazdan başlıyor.”

“Gelmesi gelen herkes burada,” dedi Carlos. Sigaradan bir nefes çekti. “Hepsiyle görüştüm, ayaküstü sohbet ettim. İçeriyi ben hallediyorum, sen merak etme.”

“Çok teşekkür ederim Carlos,” diyen Diego onun omzunu dostane bir tavırla sıktı. “İyi ki buradasın.”

“Her zaman. Biz kardeşiz unutma.”

“Böyle bir şey mümkün değil,” derken son günlerdeki en samimi gülümsemesi yüzünü süsledi Diego’nun. “Tanıdığım en harika adamsın.”

“Çok romantiksin ama bu romantikliğini Julia için de sakla,” dedi Carlos gülerek. Ona göz kırptı. “Özellikle bu gece romantikliğe fazlasıyla ihtiyacın olacak.”

Diego kaşlarını biraz çattıktan sonra bir şey demeden sigarasından büyük bir nefesi içine çekti.

“Çabuk iç de gidelim,” dedi Carlos. “Tören başlayacak.”

“Ben olmadan başlayamaz,” dedikten sonra dumanı üfledi Diego. “Mecburen bekleyecekler.”

“Beklerler tabii ama insanları bekletmeye gerek yok. Julia heyecandan bayılmadan şu nikâhı kıyalım.”

Julia’nın Abigail’e bağırıp onun gözlerini doldurduğunu hatırlayan Diego’nun kaşları yine çatıldı ama bu sefer daha belirgindi. Abigail öyle bir muameleyi hak edecek hiçbir şey yapmamıştı, Julia’nın kaba çıkışı gereksizdi ve Diego bunun ilk sefer olmadığını biliyordu. Aklına Julia’nın ailesi gelince sigarasından bir nefes daha içti. Ömrünün sonuna kadar o aileyle görüşmek istediğinden emin miydi? Julia’nın ebeveynleri bir ömür boyunca kendisine tepeden bakacaktı, bunu biliyordu.

“Biricik kızımız evleniyor, hiçbir masraftan kaçınmayacağız,” demişti Julia’nın annesi Fiona düğün süreci başlamadan hemen önce. “Düğünün Valensiya’da olmasını istiyoruz, balayı için de Julia İtalya’yı istiyor.”

Fiona çoğul eki kullanmıştı ama düğünün tüm masraflarını Diego karşılamıştı. İtalya’daki balayı için de ülkenin güney kentlerinin birinde bir otel ayarlamıştı ve ücretini de yine Diego ödemişti. Bunun bir sonu olmayacaktı, Diego farkındaydı. Tüm bunlar sadece bir başlangıçtı.

“İçeri geçebiliriz,” dedi Diego sigarasını bitirdikten sonra. “Hadi gidelim.”

Diego ve Carlos dışarı çıktıkları arka kapıdan içeri girdiler. Julia’nın babası David, Diego’yu görür görmez koluna girip onu uzaklaştırırken Carlos tek kaldı. Köşeden onları izleyen Historia, Diego ve David’in arkadaki odaya doğru gittiğini gördü. Onu yalnız yakalaması gerekiyordu ama nasıl yapacağını bilmiyordu, vakti de neredeyse hiç kalmamıştı.

Historia gergin bir nefes aldıktan sonra Carlos’a taraf baktı ve o anda aralarındaki bir sürü kişiye rağmen ikilinin gözleri buluştu. Carlos ona bir saniyeliğine bakıp gözlerini çevirdi fakat karşısındaki kişinin Historia olduğunu anlayınca bakışlarını yeniden ve hızlıca ona çevirdi. Yakalandığını anlayan Historia birkaç adım atmıştı ki Carlos kalabalığı adeta yarıp genç kadının yanına gitti.

“Historia?” dedi Carlos şok içinde. “Burada ne işin var?”

Historia bildiği tüm küfürleri içinden söylüyordu. “Düğüne geldim,” dedi genç kadın bir şey çaktırmadan. “Bildiğin gibi Diego’yu tanıyorum.”

Carlos kaşlarını çatıp, “Davet edilmedin ki,” dedi. “Ayrıca Diego en yakın arkadaşının eski sevgilisi. Tanrım! Carina nerede? Onunla geldin değil mi? Seni biraz tanıyorsam kesin beraber geldiniz. Nerede o?”

“Kes sesini!” diye tısladı Historia. “Beni hiç görmemiş gibi davranıp uzaklaş.”

“Siz ne işler karıştırıyorsunuz?” diyen Carlos da sinirlenmişti. Historia’nın kolundan tutup arka kapıya doğru yürümeye başladı. “Gel buraya.”

“Kendim de yürüyebilirim,” dedi Historia. “Beni peşinden sürüklemeyi kes.”

“Bırakayım da kaçıp ortalığı birbirine kat değil mi?” diye söylendi Carlos. “Dışarıda konuşacağız.”

Dışarı çıktıklarında Historia kolunu onun elinden kurtarıp Carlos’a kötü kötü baktı. Genç adamın yakışıklı yüzünü dağıtmak pahasına onu yumruklayabilirdi ama kendini tuttu.

“Evet, burada ne işin var?” diye sordu Carlos, Historia’ya tepeden bakarak. “Carina nerede?”

“Sana cevap vermek zorunda değilim,” dedi Historia hemen. “Birbirimizi hiç görmemişiz gibi davranalım.”

“Historia, amacın ne? Diego’nun düğününde ne işin var?”

“Finans uzmanı olduğunu sanıyordum, hâkimliğe mi başladın?”

“Sen de editörlükten düğün baskıncılığına geçmişsin. Historia çok ciddiyim, burada ne işin var ve Carina nerede?”

“Diego hiç de mutlu görünmüyor. Sanki düğün günü değil de cenaze günü. Mutlu olması gerekmez miydi? Yoksa yaptığı şeyin saçmalığını o da mı fark etti?”

Carlos bu sefer ona hemen cevap vermedi. Bir süre sessiz kalıp Historia’nın yüzüne baktı. Kollarını göğsünde birleştiren Historia kocaman gözleriyle ona yargılayıcı bir şekilde bakıyordu. Carlos onun bakışlarının ne kadar delici olabildiğini unuttuğunu fark etti.

“Konu Diego’yla ilgili değil,” dedi Carlos az sonra. “Carina ve senin hakkında konuşuyoruz.”

“Konu tam da Diego’yla ilgili,” dedi Historia anında. “Şu an onun düğünündeyiz farkında mısın? Diego şu an konunun ta kendisi.”

“Carina’yı da bulup ikinizi de buradan uzaklaştıracağım. Sorun çıkarmanıza izin vermem.”

“Diego’nun Carina’yı unutabildiğini hiç düşünmedim biliyor musun? Carina o kadar muhteşem biri ki bir insanın onu unutabilmesi mümkün değil. Diego unuttuğuna inanmak istedi, bunu o kadar istedi ki sadece birkaç aydır tanıdığı bir kadınla evlenme kararı aldı ama az önce gördüm ki Diego başarısızlığıyla yüzleşmiş. Carlos onun Julia’yı sevdiğine gerçekten inanıyor musun?”

“Bu konuda ne senin ne de benim düşüncemin önemi var. Diego onunla evlenmeye karar verdi ve bize de sadece kararına saygı duymak düşer.”

“Arkadaşının ne hâlde olduğunu görmedin mi? Sence ortada saygı duyulacak bir şey mi var? Carlos,” derken ona bir adım yaklaştı Historia. “Bu düğün olmamalı. Diego hâlâ Carina’yı seviyor, biliyorsun.”

Carlos biliyordu, çok iyi biliyordu ama bir şey söylemedi.

“Carina’nın Diego’yla konuşması gerek,” diye devam etti Historia, Carlos konuşmayınca. “Bunu ayarlayabilir misin?”

“Hiçbir şey ayarlayamam,” dedi Carlos anında. “Hiçbir şeyi de mahvedemezsiniz, cesedimi çiğnemen gerekir.”

“Bunu yaparım,” dedi Historia hiç düşünmeden. “Carlos buraya oyun oynamaya gelmedim. Eğer Carina bu düğün olmasın isterse olmaz.”

“Manyak mısın kızım sen? Burgos’tan buraya düğün basmaya gelmişsin ve kabadayı gibi davranıyorsun.”

“Manyağım evet!” diye bağırdı Historia. “Carina’nın ne kadar acı çektiğinden, kaç gündür ağlamaktan gözünde yaş kalmadığından, ölmekten beter hâle geldiğinden haberin yok ki böyle rahatça konuşuyorsun. Senin arkadaşın da gözlerinin önünde ruhsal çöküş yaşıyor, acı çekiyor, saçma sapan şeyler yapıyor ve senin yaptığın şey oturup film izler gibi izlemek mi? Arkadaşlığını sorgulamanı öneririm. Sen var ya hiçbir şey yapma. Beni görmemiş gibi davran yeter. O da kendi iyiliğin için. Göt herif!”

Historia onun yanından geçip hışımla kiliseye girdiğinde Carlos şok içinde onun arkasından baktı. Historia’yla ilgili unuttuğu başka şeyleri de hatırladı: Genç kadının ne kadar dobra olduğu ve damarına basılınca içinden bir canavar çıktığı.

Kiliseye giren Historia duvar kenarından hızlı adımlarla en arkaya ilerledi. Carina ve Sergio yan yana oturuyordu. Carina paramparça bir hâldeydi, Sergio ise bir eli genç kadının omzunda anlayışlı bir ifadeyle ona bakıyordu. Sergio onlara yaklaşan kuzenini fark edince Historia’ya bakıp başını iki yana salladı.

“Neredeydin?” diye sordu Sergio. “Göremedim seni.”

“Etrafı kolaçan ediyordum,” dedi onların yanına oturan Historia. Carlos’la olanlardan bahsetmeye hiç niyeti yoktu. “Carina sen ne durumdasın?”

“Bence bunu tanımlayacak kelimeler ne İspanyolcada ne de diğer dillerde mevcut,” dedi Carina. Burnunu çekti. “Donup kaldım, sanki ellerimle ayaklarım buzdan yapılmış ve onları hareket ettirme kabiliyetim yok. Historia, o evlensin istemiyorum ama bunun kendi kararı olmasını istiyorum. Yani isterdim çünkü artık her şey için çok geç.”

“Şu an gidip o orospu çocuğunu bin parçaya bölmemek için kendimi zor tutuyorum,” diye homurdandı Historia. “Carina seni bu hâlde görmeye katlanamıyorum. Konuşmayacaksan hadi kalk gidelim, bu düğünü izlemeni istemiyorum.”

“Ama ben istiyorum. Burada duralım, lütfen.”

“Siktir, kendine daha ne kadar acı çektireceksin?”

“Artık acıtmayana kadar.”

Historia başını çevirip derin bir nefes alırken gözlerini de kapattı. Bu esnada orkestra bir ölüm marşını andıran parçayı çalmaya başladı.

Tören başlıyordu.

Davetsiz üç misafirin bakışları diğer davetlilerle beraber ön tarafa çevrildi. Sunağın kenarında küçük bir orkestra vardı.

“Başlıyor,” diye fısıldadı Sergio. Historia’ya döndü. “Gitmiyoruz değil mi?”

“Carina kalmak istiyor,” dedi Historia. “Buradayız.”

Kilisenin arka kapısından içeri giren Carlos’un bakışları kilisenin içinde hızlıca gezindi ve en arkada oturan üçlüyü gördü. Sergio’yu tanımıyordu ama Carina ve Historia’yı hemen tanıdı. Carina paramparça bir hâldeydi, Sergio endişeliydi, Historia ise son derece gergin görünüyordu. Carlos, Historia’ya bakarken genç kadının biraz önce kendisine söylediklerini düşündü. İçten içe genç kadının haklı olduğunu biliyordu.

Carlos hızlı adımlarla arkadaki odaya ilerledi.

“Neredesin oğlum sen?” dedi onu gören Diego. “Kaç dakika oldu.”

“Davetlilerle beraberdim,” dedi Carlos. “Biraz oyalandım ama tam zamanında yetiştim.”

“Bizimkilerle dedikodumu yaptın değil mi?”

“Tüh, yakalandık.”

Diego gülerken Carlos da gülümsedi. Yalan söylememişti. En azından ikinci cevabında.

“Sana son kez şöyle bir bakayım,” dedi Carlos. “Saçlar kusursuz, papyon kusursuz, smokin kusursuz. Hazır mısın?”

“Dürüst olayım mı?” dedi Diego.

“Ol.”

“Bilmiyorum.”

Carlos bir anlığına ona Carina’nın burada olduğunu söyleseydi ne olacağını düşündü. Diego bunu bilmeyi hak etmiyor muydu? Genç adama göre ediyordu ama bunu ona nasıl söyleyecekti? Diego’nun tepkisi ne olacaktı? Sonrasında gelişen olaylar nasıl olacaktı? Yaşamadan bilemezdi, yaşaması için de Diego’ya söylemesi gerekiyordu.

“Aslında—”

“Rahip burada,” diyen Diego’nun babası Roberto’nun sesiyle Carlos cümlesine devam edemedi. “Diego zaman geldi.”

Artık çok geçti.

“Sana şöyle bir son kez bakayım,” dedi eşinin yanından ilerleyip oğlunun karşısına geçen Belicia. Ellerini Diego’nun omuzlarına koyup, gülümseyerek oğluna bakarken Diego’nun gözlerinin aynısı olan ela gözleri sevinçle ışıldıyordu. “Muhteşem görünüyorsun. Ne yakışıklı bir damat oldun.”

Diego annesine samimi bir gülümseme gönderdi.

“Aman şunun götünü kaldırmayın,” diye takıldı Martin. Martin, Diego’nun ondan üç yaş küçük erkek kardeşiydi. “Havasından geçilmez sonra.”

Diego ona orta parmak gösterdiğinde Belicia oğlunun eline yavaşça vurup, “Kilisedeyiz,” diye uyardı. “Saygılı ol. Martin sen de bir daha küfretme.”

“Oho!” diye söylendi Martin. “Göt de küfürden sayılıyorsa her kelime küfür demektir.”

“Tabii küfür, ya ne?”

“Organ?”

Erkekler gülüşürken Belicia bu sefer de Martin’in omzuna vurdu fakat yine nazik davrandı, hemen sonrasında o da güldü.

“Ağabeyin evleniyor, sen hâlâ goygoy peşindesin,” dedi Belicia. “Biraz ciddi ol. Senin önemli bir görevin var, damadın erkek kardeşisin.”

“Bak kendin diyorsun,” dedi Martin. Ağabeyi Diego’yu işaret etti. “Evlenen o, ben goygoy yapabilirim.”

“Yeter bu kadar goygoy,” diye araya girdi Roberto. “Kıyılacak bir nikâh var. Herkes yerine gitsin. Ben de Diego’ya birkaç çift laf edeceğim.”

Diego’yla Martin göz göze geldiğinde Martin ona acıyormuş gibi baktı, ardından Belicia ve Carlos’la beraber kilisenin içine ilerledi. Diego babasıyla yalnız kaldığında bakışlarını babasının kırışıklıklarla dolu ama hâlâ daha yakışıklı olan yüzüne çevirdi.

“Ailesi bir erkeğin sahip olduğu en değerli şeydir,” dedi Roberto elini oğlunun omzuna koyarak. “Tüm dünya bir yana, aile bir yana. Bugün sen de kendi aileni kurmak için en önemli adımı atıyorsun, evleniyorsun. Aile olmanın ne kadar ciddi ve bir o kadar da zor bir iş olduğunu zamanla daha iyi anlayacaksın oğlum. Tüm bu süreçte ailen olarak yanında olacağımızdan, sana her konuda destek olacağımızdan hiç şüphen olmasın. Kendi ailenin babası olacaksın ama ben her zaman senin baban olacağım ve bir baba olarak ihtiyacın olsa da olmasa da yanında olacağım. Bunu sakın unutma olur mu?”

“Umarım zamanı geldiğinde senin gibi muhteşem bir baba olurum,” diyen Diego duygulanmıştı. “Seni çok seviyorum peder.”

“Ben de seni çok seviyorum evlat. Hazır mısın?”

“Hazırım,” dedi Diego. Babasına Carlos’a olduğu kadar dürüst olamazdı. “Hadi gidelim.”

Baba oğul koridorda konuşurken Fiona ve Julia da odada sohbet ediyordu.

“Olağanüstü görünüyorsun,” dedi kızı Julia’nın saçlarını okşayan Fiona. “Herkesin gözlerini kamaştıracaksın.”

“Umarım heyecandan bayılmam,” dedi Julia. Elini kalbine koydu. “Bana şans dile.”

“Bol şans bebeğim,” diyen Fiona onun yanağını öptü. “Bayan Gutiérrez olma zamanın geldi.”

Diego arka taraftan çıkıp, sunağa doğru yürürken bakışlarını ön sıralarda gezdirdi. Yerlerine oturan annesi, babası ve erkek kardeşi gülümseyerek kendisine bakıyordu. Onlara gülümsedikten sonra bakışlarını Julia’nın ailesine çevirip müstakbel eşinin akrabalarına baktı. Pek çoğuyla bugün tanışmıştı ve onları, çok yüksek ihtimalle, bundan sonra ancak birkaç kez görecekti. Hepsi onun için birer yabancıdan ibaretti. Kibirli yabancılar. Julia’nın annesi Fiona ve babası David de bu yabancılara dahildi. Diego onlarla sadece birkaç kez görüşmüş, bu görüşmelerin hiçbirinden de memnun kalmamıştı.

Genç adamın yüzü yeniden düştüğünde bunu en arkada oturan Carina hemen fark etti.

Şu an mutlu olması gerekmez miydi?

Diego’nun sunağa vardığı sırada üstünde kırık beyaz rengindeki kıyafeti olan rahip de sunağa çıkıp masanın başına geçti. Hemen arkasında haçlar vardı, şamdandaki mumlar da yanıyordu.

Historia, Carina’ya baktığında genç kadının pürdikkat Diego’yu izlediğini gördü. Historia’nın bakışları Sergio’yla buluştuğunda iki kuzen birbirine anlayışla baktı. Carina’nın yaşadığı şeyi ikisi de tecrübe etmemişti fakat genç kadının kendini ne kadar kötü, bir o kadar da şok içinde hissettiğini tahmin edebiliyorlardı.

Orkestra yeni bir parçayı çalmaya başladığında içerideki herkes gibi davetsiz üç misafir de bunun ne anlama geldiğini biliyordu: Gelinle babası sunağa doğru yürüyecekti.

Herkes ayağa kalktığında Carina, Historia ve Sergio da onlara uyum sağladı. Kilisenin en arkasından, davetsiz üç misafirin yanından Julia’yla babası David kol kola yürümeye başladı. Julia’yı ilk kez yakından gören üçü de onu inceledi ama en uzun incelemeyi elbette Carina yaptı. Julia esmer teni, siyaha yakın çok koyu tondaki kahverengi saçları ve kahverengi gözleriyle güzel bir kadındı; belirgin elmacık kemikleri ve sert yüz hatlarıyla çekiciydi de. Saçları topuz yapılmıştı, uzun duvağı topuzunun arkasından beline kadar uzanıyor ve gelinliğinin uzun kuyruğunun başladığı noktada sona eriyordu. Gösterişli bir gelinlik tercihi yapmıştı. Dik olan çenesi ve yüzündeki gururlu gülümseme de ne kadar böbürlendiğini açıkça belli ediyordu.

Üç davetsiz misafir de ondan hoşlanmadı. Diego’yla evleniyor olmasının bunda şüphesiz ki önemli bir yeri vardı fakat bir başkasıyla evleniyor olsaydı da fikirleri değişmezdi.

Ellerini önünde birleştiren Diego kendisine yaklaşan Julia’ya bakarken yine Carina’yı düşündü, onu bembeyaz bir gelinlik içinde hayal etti ve bu onu gülümsetti. Onu gülümseten gerçeği sadece kendisi bildi.

Baba kız Diego’nun yanına gelince David kızının kolundan çıktı ve Julia’nın yanında olma işini Diego’ya devretti. Kol kola giren Diego ve Julia rahibin durduğu masanın önüne doğru ilerledi.

Historia ve Sergio son derece endişeliydi fakat Carina çok ilginç bir sakinlikle yalnızca olan biteni izliyordu; bu sakinliği Historia ve Sergio’yu iyice endişelendiriyordu.

Rahip her düğünde söylediği duaları okurken kiliseden çıt çıkmıyordu. Köşede duran dörtlü nedime grubunun başındaki Abigail biraz daha iyiydi; tebessüm ederek müstakbel karı kocayı izliyordu, elinde Julia’nın nefret ettiği mavi çiçekler vardı. Carlos ise diğer tarafta Diego’nun başka yakın arkadaşlarıyla beraber töreni izliyordu. Genç adamın içinde fırtınalar kopuyor, çok şey yapmak istiyordu ama artık çok geç olduğunun farkındaydı; kendini kadere teslim etmiş, yalnızca olan biteni izliyordu. En arkadaki davetsiz misafirler de töreni izlemekteydi. Carina’nın gözleri dolmamıştı, genç kadının yüzünde üzüntüye dair en ufak bir emare bile yoktu. Gözyaşının da üzüntünün de tükendiği bir noktadaydı.

“Acılarının şifası olduğumu söylerdin,” diye mırıldandı Carina. Historia ve Sergio ona baktı. “Beni ömür boyu yaşamak zorunda bıraktığın bu acının şifası ne olacak? Bu acıları adımla beraber ölene kadar taşıyacak mıyım Samuel?”

Carina’nın solunda oturan Historia onun sol elini, sağında oturan Sergio da sağ elini aynı anda tuttu. Carina’nın içi cehennem gibi yanıyor olsa da elleri buz gibiydi.

Zamanın eskitemeyeceği acı yoktu ama bazı yaraların izleri o kadar büyük olurdu ki izi asla geçmezdi, artık acıtmazdı fakat onu tamamen unutmak mümkün olmazdı; Carina’nın acısı da böyle bir acıydı.

“Julia Nevada Blanco Torres,” dedi rahip, genç kadının gözlerinin içine bakarak. “Tanrı’nın huzurunda Diego Samuel Gutiérrez Ramos’u kocan olarak kabul ediyor musun?”

“Carina bunu izlemek zorunda değilsin,” dedi Historia dostuna bakarak. “Hadi gidelim.”

“Hayır,” dedi Carina kesin bir sesle. “İzleyeceğim.”

Julia gülümseyerek Diego’nun yüzüne baktıktan sonra, “Evet,” dedi biraz yüksek bir sesle. “Ediyorum.”

Julia’nın evet demesinden sonra rahibin bakışları Diego’ya döndü. Rahibin kendisine baktığını anlayan Diego ela gözlerini yerden kaldırıp rahibin yüzüne çevirdi. Rahibin kırışıklıklarla dolu yüzündeki buğulu mavi gözleri kendi gözlerine pürdikkat bakıyordu.

“Diego Samuel Gutiérrez Ramos,” dedi rahip aynı ciddi sesle. “Tanrı’nın huzurunda Julia Nevada Blanco Torres’i karın olarak kabul ediyor musun?”

Hayat anlardan ibaretti fakat bazı anlar hayatın kendisinden uzundu. Bazen birkaç saniyelik anların hissettirdikleri birkaç ömür boyunca sürecek kadar kuvvetli olabilirdi. Rahibin sorduğu sorudan sonra süren birkaç saniyelik minik anın etkileri de bunlardan biriydi.

Carina nefes almıyordu, alamıyordu ve nefesini tuttuğun farkında bile değildi. Rahibin konuştuktan sonra kapattığı dudaklarını izledi, kilisenin içine çöken derin sessizliği dinledi ve dikkatinin son noktası Diego’nun konuşmak için aralanan dudakları oldu.

“Hayır.”

Diego herkesin beklediği cevabın tam tersini söyleyince kiliseden şaşkınlık belirten nidalar yükseldi. Gözleri ve ağzı şaşkınlıktan kocaman açılan Carina hızla ayağa kalktığında genç kadının iki yanında oturan Historia ve Sergio göz göze geldi. İkisi de herkes gibi şaşkındı ama gözleri buluştuğunda gülümsemeleri uzun sürmedi.

“Özür dilerim ama seninle evlenemem,” diye konuşmaya devam etti Diego. Tam karşısında duran Julia donup kalmıştı. “Kafamın çok karışık olduğu bir dönemdeydim, ne yaptığım ve ne hissettiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Aylardır sadece akışta sürükleniyorum ama hayatımın bu yönde ilerlemesini istemiyorum. Seninle evlenemem Julia. Çok özür dilerim ama bunu yapamam.”

Diego sunaktan aşağı inip kilisenin arkasına doğru hızla yürümeye başladığında kiliseden yükselen sesler arttı. Rahibin önünde tek başına kalan Julia bayılırken Diego’nun ailesi ve arkadaşları da dahil olmak üzere herkesin ilgisi genç kadına çevrildi.

Tek bir kişi hariç.

Carina.

Sergio’nun yanından bir şimşek gibi geçen Carina, Diego’nun peşinden koşmaya başladı. Sıraların arasından hızla ilerleyen genç kadın Diego’nun arkadaşlarının arasından sıyrılıp arka kapıya yöneldi.

“Carina?” dedi, Diego’nun üniversiteden bir diğer yakın arkadaşı Antonio. “Onun burada ne işi var?”

“Fiona!” dedi David’in endişeli sesi. Diego’nun arkadaşlarının dikkati yine o tarafa yöneldi. “Yüce İsa bizi nasıl bir cezayla sınıyorsun?”

Julia’dan sonra Fiona da yere yığılmıştı. Üç kişi hariç herkes anne kızın yanına ilerledi. O üç kişi de Historia, Carlos ve Sergio’ydu.

“Buraya ben göz kulak olurum,” dedi Carlos arka çıkıştan bahsederek. “Siz de ana girişte bekleyebilirsiniz. Dostumun ve sevdiği kadının arkasını kollarım.”

“İşte görmek istediğim davranışlar,” dedi Historia gülümseyerek. “Sağ ol Carlos.”

Diego’nun peşinden arka kapıdan çıkan Carina onu birkaç metre ileride sırtı kendisine dönük dururken buldu.

“Diego!”

Carina’nın sesini duyan Diego şok içinde arkasına döndü ve genç kadını pembe elbisesi içinde karşısında dikilirken buldu. Rüya gördüğünü düşünen Diego gözlerini sımsıkı yumup tekrar açtı ama rüya görmüyordu, Carina gerçekten de karşısındaydı.

“Carina?” dedi Diego irileşmiş gözleri ve aralanmış dudaklarıyla. “Sen… Burada… Nasıl?”

“Burgos’taki arkadaşlarına davetiye göndermiştin,” dedi Carina. Genç kadın titreyen ellerini birleştirip derin bir nefes aldı. “Gisele bana davetiyeyi gösterip haber verdi.”

Diego ona doğru ürkek bir adım atarken dikkatli bakışlarla Carina’yı inceledi. Şu an karşısında duran kadın hatıralarındaki güler yüzlü, neşe dolu, enerjik, mutlu kadın değildi; şu an karşısında paramparça olmuş bir kadın duruyordu ve Diego bu yıkımın mimarı olduğunu biliyordu.

Kendinden nefret etti.

“Sen de çıkıp buraya geldin?” dedi Diego. O da ellerini önünde birleştirdi. “Tek misin?”

“Hayır,” derken başını iki yana salladı Carina. Yutkundu. “Değilim.”

“Historia,” dedi Diego hemen. “Burada olduğuna eminim. Seni asla yalnız bırakmaz.”

“Doğru. Sergio da bizim peşimizden geldi.”

“Historia’nın kuzeni mi?”

“Evet.”

Diego ileri doğru bir adım attığında Carina da ona bir adım yaklaştı. İkisi de sessizdi ama birbirine kilitlenmiş gözleri çok şey söylüyordu. Seni çok özledim, diyordu. Yaşananlar için çok üzgünüm ama şu an burada olmaktan çok mutluyum. Şu an burada olmandan çok mutluyum.

“Peki ya neden?” diye sordu Diego. “Neden geldin?”

Carina iki adım daha atıp onun tam karşısında durdu. Ayağındaki topuklu ayakkabılara rağmen Diego ondan hâlâ biraz daha uzundu. Başını biraz kaldıran genç kadın onun yakışıklı yüzüne uzunca baktı. Törendeyken somurtkan olan bu yüz şu an heyecanla ışıldıyordu, öyle ki Diego neredeyse mutlu görünüyordu. Carina buna sebep olan kişi olduğunun farkındaydı ve Diego’yu bu kadar heyecanlı görmek hoşuna gitmişti.

“Önce sen cevap ver,” dedi Carina. “Neden evlenmeye karar verdin?”

“Ben cevabımı az önce verdim,” dedi Diego hiç düşünmeden. “Kafam çok karışıktı, ne yaptığım ve ne hissettiğim hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Seninle ayrıldıktan sonra kendime gelemedim. Geçmişi ardımda bırakmayı çok istedim ama döndüğüm her köşede onu tam karşımda bir duvar olarak buldum ve o duvarın üzerinde her defasında senin adın yazıyordu.”

“O köşelerden ben de döndüm,” dedi Carina. Diego’nun gözlerine o kadar dikkatli bakıyordu ki bu güzel ela gözlerde kendi yansımasını görebiliyordu. “Benim karşıma çıkan duvarlarda da hep senin adın yazıyordu. Diego o kadar üzgündüm ki… Senin mutlu olduğunu düşünmek beni daha da kahrediyordu ama şu an seni böyle paramparça bir şekilde karşımda gördüğüme sevindim. Bu beni kötü biri yapar mı?”

“O zaman benden nefret ettiğini ve hayatına devam ettiğini düşünürken seni karşımda paramparça olmuş bir şekilde gördüğüme sevindiğim için ben de kötü biriyim.”

Carina gülümsediğinde Diego da gülümsedi. Bu gülümsemeler ikisinin de aylar sonraki en gerçek, en samimi gülümsemeleriydi.

“Dolores,” dedi Diego ona bir adım daha yaklaşıp genç kadınla arasındaki mesafeyi sıfıra indirerek. “Sana yine böyle seslenebilir miyim?”

Carina’nın gözleri doldu ama genç kadın gülümsemeyi bırakmadan başını salladı. “Seslenebilirsin,” dedi. “Samuel.”

Carina kendisine ikinci ismiyle seslenince Diego’nun gülümsemesi bir gülüşe dönüştü. “Bu ismi sesinden duymayı çok özlemişim,” dedi Diego. Onun ellerini tuttu. “Dolores sen benim acılarımın şifasıydın ama ben sana korkunç acılar yaşattım, bugün paramparça bir şekilde karşımda durmana neden oldum ama şundan hiç şüphen olmasın ki ben de çok acı çektim ve sen bana şifa olmak için etrafta değildin. Biliyorum, Barselona’ya gidip seni ardımda bıraktım ama senin arkamda kaldığın yolun devamı gerçek cehennemdi. Ben o yolu sensiz yürümek istemiyorum. Dolores beni affedebilecek misin?”

Carina onun ellerini sıkarken birkaç damla gözyaşı yanaklarından aşağı düşmüştü bile. “Eğer ben burada olmasaydım ve karşına çıkmasaydım ne yapacaktın?” diye sordu. “Önce bu soruya cevap ver.”

“Arabama atlayıp Burgos’a gelecektim,” dedi Diego bir an bile düşünmeden. “Gerekirse ayaklarına kapanıp senden af dileyecek, her şeye baştan başlamak için bir şans isteyecektim. Seni sevmekten bir an bile vazgeçmedim, senin benden nefret ettiğini düşünmeme rağmen.”

Carina gülümsediğinde Diego da ona eşlik etti. Bu güzel gülümsemeyi görmeyi çok özlemişti.

“Kalbimi binlerce parçaya ayırdın Diego Gutiérrez,” dedi Carina. Onun parmaklarını ellerinin arasına kaydırıp başparmaklarıyla da genç adamın ellerinin üstünü okşamaya başladı. “Ama şu an bu söylediklerinle tüm kırıkları onardın. Geçmişin üstüne bir çizgi çekip tertemiz bir sayfa açmayı ben de çok isterim.”

“Şu an dünyanın en mutlu insanıyım,” diyen Diego ona iyice yaklaştı ve alnını genç kadının alnına yaslayıp Carina’nın güzel kahverengi gözlerine yakından baktı. “Dolores, şifam, seni çok seviyorum.”

“Ben de seni çok seviyorum,” diye fısıldadı Carina. “Ve ben de seni sevmekten bir an bile vazgeçmedim Samuel, cehennem ateşlerinde yanarken bile.”

Diego onu özlemle öpmeye başladığında Carina da ona hemen karşılık verdi ve yeniden bir çift olan ikili tutkuyla öpüşmeye başladı. Kilisenin ön tarafından onları seyreden Historia’yla Sergio birbirine bakıp gülümsedi.

“İşte buna mutlu son derim,” dedi Sergio. “Pek yakında senin nedime, benim de onur konuğu olduğum bir düğüne katılabiliriz; benden demesi kuzen.”

“Düğünleri hiç sevmem ama o düğüne memnuniyetle katılırım,” dedi Historia. Omzuyla onun koluna dokundu. “İyi ki buradasın.”

“Sizi yalnız bırakacak değildim.”

“Teşekkür ederim Sergio.”

“Her zaman.”

Carlos kilisenin içinden çıkıp iki kuzenin yanına yürüdü. “Julia ayıldı,” dedi genç adam. “Annesi de kendine gelmek üzere. Diego ve Carina’dan ne haber?”

“Kendin baksana,” dedi Historia.

Carlos başını çevirip kilisenin arkasına bakınca deli gibi öpüşen Diego’yla Carina’yı gördü ve içtenlikle gülümsedi.

“Arkadaşının gerçekten mutlu olduğunu görmek çok güzel bir şey,” dedi Historia, Carlos’a bakarak. “Öyle değil mi Carlos?”

“Kesinlikle öyle,” diyen Carlos bakışlarını ona çevirdi. “Söylediklerinde haklıydın Historia. Evet, biraz manyakça davrandın ama haklıydın.”

“Biliyorum. İkisini de.”

Hep beraber gülüştüler.

“Seni o kadar özledim ki,” dedi kendini zor da olsa geri çeken Diego. Burnunu onun yanağına yaslayıp genç kadının kokusunu içine çekti. “Güzelim benim.”

“Hadi gidelim,” diye fısıldadı Carina. “Beni sadece ikimizin olacağı bir yere götür. Buradan gidelim.”

“Arabam düğün için süslendi, sorun olur mu?”

“Düğünün damadıyla o arabaya bineceğim, sence sorun olur mu?”

Diego küçük bir kahkaha attıktan sonra, “Haklısın,” dedi. Onun dudaklarına büyük bir öpücük bıraktı. “Hadi gidelim.”

Carina etrafına baktığında Historia’yı kilisenin girişinde Sergio ve Carlos’un arasında dururken ve kendilerine bakarken gördü. Carina ona gülerek el salladığında Historia da gülümseyerek ona el salladı.

“Çok teşekkür ederim,” dedi Carina dudaklarını oynatarak. “Seni çok seviyorum.”

Historia ona göz kırptı.

El ele tutuşan Carina ve Diego, Diego’nun arabasına doğru koşarken kilisenin içinden David çıktı. Orta yaşlı adam o kadar öfkeliydi ki mağarasından çıkan bir ejderha gibi etrafa alev püskürtüyordu

“Diego!” diye bağırdı David. “Neredesin seni orospu çocuğu?”

Carlos hemen onun yanına ilerleyip, “Sakin ol,” dedi. “Fiona nasıl oldu?”

“Çek ellerini üstümden!” diye bağırdı David. “Nerede o piç kurusu?”

“Gitti.”

Diego ve Carina, Diego’nun çiçeklerle süslenmiş arabasına binerken David’i duyuyorlardı.

“Onlarla ilgilenmen gerekecek,” dedi Carina yolcu koltuğuna oturunca. Onun elini tuttu. “Ama ben yanında olacağım.”

“Sakin bir kafayla konuşuruz,” dedi Diego. Ona uzanıp genç kadını öptü. “Yeniden beraber olduğumuz için hiçbir şey gözümde büyümüyor artık.”

“Her şeyi beraber halledeceğiz.”

“Sana âşığım.”

“Ben de sana.”

David söylenmeye ve diğerleri onu sakinleştirmeye devam ederken, Diego arabayı çalıştırıp gaza bastı. Hızlı bir kalkış yapan beyaz BMW, yepyeni bir başlangıca doğru yola çıktı ve asfalt yolda yağ gibi kayarak saniyeler içinde gözden kayboldu.

SON

2 Yorum

  1. Omurkoylu adlı kullanıcının avatarı Omurkoylu dedi ki:

    Uzun zamandır hiçbir hikayeyi bu kadar keyifli bir merakla okumamıştım. Aktı gitti.

    Liked by 1 kişi

    1. Bunu duyduğuma çok sevindim, hikâye amacına ulaşmış demektir. Teşekkür ediyorum ✨

      Beğen

Yorum bırakın