*Bu şiir bir roman kahramanının ağzından yazılmıştır.*
Terk edilmiş bir kulübenin içindesin
Perdesi olmayan camdan dışarı bakıyorsun
Hazanın kapıya dayandığını görüyorsun
En yakın arkadaşı hüzün de onunla beraber
Gri bulutlar göğü kasvete boyuyor
Yağmur yalnızların tek arkadaşı
Gözyaşların yanaklarını ıslatmaya başlayınca
Onun da sana eşlik edeceğini biliyorsun
Hazana boyanan bir ormandaki kulübede
Oturuyorsun hüzne bulanan kalbinle birlikte
Kuru yaprakların cenaze senfonisi çalıyor
Turuncu bir elbiseyle katıl törene
Güz Kadın’ın kuru çocuklarından birisin
Yağmurun sana dostluk etmesine izin ver
Ve bırak tüm hüznünü yıkayıp götürsün
İçinde oturduğun bu terk edilmiş kulübede
Sen de terk edilmiş hissediyorsun
Yaz seni ardında bırakıp gitti
Kendini güzün kolları arasında buldun
Kuruyup düşmekten çok korktun
Şimdiyse rüzgârda özgürce dans ediyorsun
Kendinin bile şefkatle dokunmadığı bedeninde
Hissediyorsun sonbaharın sevgi dolu dokunuşunu
Yine bu terk edilmiş kulübede buldun
Kalbinin çorak topraklarında çiçekler açtıran
Hazana boyanıp hüzne boğulan kuru kalbine
Yemyeşil gözleriyle bahar getiren o adamı
Dünyada sadece ikinizin olduğu bir gün batımında
Onun dudaklarının kadehinden tattın aşkın şarabını
Aşkla, tutkuyla, mutlulukla sarhoş oldun
Ve bir ömür boyu ayyaşı olmaya yemin ettin
Ve bir gün geldi ki sen de terk ettin
Herkesin terk ettiği o kulübeyi
Her ne kadar yuvaymış gibi hissettirse de
Hep bildin bir harabeden fazlası olmadığını
Güzüne bahar olan o adamı da yine orada kaybettin
Kuruyup dökülen kalbin o yemyeşil gözlerin adını sayıkladı
Ve şimdi koşup duruyorsun çıplak ağaçların arasında
Bir ömür ayyaşı olmaya yemin ettiğin duyguları tatmak için
Yine o şaraptan tatlı dudakların kadehinden
-B.A.