Ağustosun dudaklarına kondurduğum buseyle
Onu yazın kolları arasından arsızca çekip aldım
Güzel renklerimle onu baştan çıkarttım
Ağustos yazın kıyılarından bana doğru açıldı
Güneş battı, havalar bir anda soğudu
Şimdi tüm yapraklar benim imzamı taşıyor
Ben Güz Kadın’ım
İnce giyinen bedenlerdeki serinliğim
Hüzünlü yüzleri okşayan esintiyim
Yalnız kaldığında saçlarını seven rüzgâr benim
Ayaklarının altına kuru çocuklarımla halı gibi serildim
Ağladığında yukarıdan sana eşlik edeceğim
Göğüm gri olabilir ama en renkli mevsim benim
Ben Güz Kadın’ım
Doğa ölürken benim egemenliğim başlar
Dalından kopan her yaprak özgürlüğün timsalidir
Rüzgârın kollarının arasında dans eder hepsi
Sıcak ve kurak geçen bir yazın ardından
Bellerini saran eller ihtiyaçları olan dokunuştur
Tüm kuru yaprakları sevgiyle kucaklıyorum
Ben Güz Kadın’ım
Uzayan akşamlarda geceyle randevuya çıkarım
Güneş battıktan sonra boşalan ıssız sokaklarda
En güzel turuncu elbisemle ben dolaşırım
Eteklerimden kuru çocuklarım dökülür yerlere
O sokaklarda yalnız başına yürüdüğünde
İzlerimi takip ederek evine ulaşabilirsin
Yapraklar sana her zaman evinin yolunu gösterecek
Ben Güz Kadın’ım
Kasvetli sabahlarım kiminin içini boğar
Kimiyse en derin nefesini böyle sabahlarda alır
Bazısı kaşlarını çatarak bakar gri duvarlarıma
Bazısı da gülümseyerek izler
Kadim bir dostu, güvenilir bir sırdaşı görmüş gibi
Kendini kötü hissetmenin suçunu bana atabilir
Gözyaşlarını yüzünü okşayan damlalarımın arasına saklayabilirsin
Ben Güz Kadın’ım
Yazın sıcak kıyıları şimdi çok uzakta
O güneşli günler artık yalnızca birer hatıra
Göğün griliğine aldanma
Etrafına bakıp doğanın gökkuşağını gör
Paletim maviyle yeşilden çok daha zengin
Hazanın binbir tonuyla boyuyorum tuvali
Bir çocuğun hayal gücü kadar renkli
Bir ressamın başyapıtı kadar büyüleyici
Bir aile evinin çok eski bir anısı gibi hüzünlü
Ben Güz Kadın’ım