Barselona’da Bir Akşam

Çalma Listesi

Canım dostum Şimay’a

Madrid’de sıcak bir yaz günüydü. Gök alabildiğine açık, alabildiğine maviydi; bu maviliği bozan tek bir bulut bile yoktu. Yerde ise durum daha hareketliydi. Başkentin renkli binalarının ev sahipliği yaptığı sokaklar en az boyaların tonu kadar canlıydı.

Bir süredir üzerinde çalıştığı eleştiri yazısını tamamlayan Historia bir dosyada topladığı metnini birkaç eşyasıyla beraber ofise bırakmak için iş yerine gelmişti. Eski model arabasını çalıştığı derginin iki alt sokağına park eden genç kadın dosyasıyla çantasını alıp araçtan indi. Haziran ortası sıcağı onu selamladı. Normalde yaz insanı değildi, sıcak havayı çok sevmezdi ama yaz yeni geldiği için sıcaklar onu bunaltmaya henüz başlamamıştı.

Kafasındaki güneş gözlüğünü takıp yürümeye başladı. Madrid’in kalabalık olduğu bir gerçekti ama bu kalabalık oldukça renkli bir kalabalıktı; bu kalabalığın içinde yaşamayı ve arasına karışmayı seviyordu. Bu kalabalıkta, bu çeşitlilikte onun sanatçı kişiliğini besleyen bir taraf vardı. Boş olduğu bazı vakitler işlek yerlerdeki kafelerin sokağı gören masalarına oturup insanları gözlemlemeyi ve bunlara yazdığı eserlerde yer vermeyi severdi.

Ana caddeye çıktığında kalabalık bir anda katlanarak arttı. Etrafla pek ilgilenmeden, biraz da hızlı adımlarla yürüyenlerin kendisi gibi burada yaşadığını; daha yavaş adımlarla ve etrafı meraklı gözlerle inceleyenlerin ise turistler olduğunu biliyordu. Meraklı turistlerin ve ilgisiz yerel halkın arasına karıştı.

Teslim etmesi gereken yazısını son teslim tarihinden önce bitirdiği için keyfi yerindeydi. Aceleci olmayan adımlarla ilerleyip, etrafa gülümseyerek bakıyordu. Bu binalar ona daha renkli, daha canlı geliyordu.

Mutluluğun böyle bir büyüsü vardır; insana her gün baktığı bir yere onunla beraber baktığında o yeri mutlaka daha güzel gösteren bir mercek gibidir.

Historia belirgin bir İrlanda aksanıyla konuşan turist grubunun yanından geçip derginin yer aldığı sokağa döndü. Tam o esnada caddeye çıkmaya hazırlanan biriyle karşı karşıya gelince adımlarını yavaşlatıp sağa çekildi, bu esnada bakışlarını kaldırıp karşısındaki kişiye baktı.

Historia olduğu yere çivi gibi çakılırken karşısındaki genç adam da aynı şaşkınlığı yaşıyordu. Bir anda bütün kalabalık ortadan kayboldu, renkler canlılığını yitirdi ve koca başkentin ortasında yalnız kaldılar. Gördüklerine inanamayan Historia şaşkınlıktan irice açılmış kahverengi gözlerini karşısındaki genç adamın üzerinde gezdirdi. Genç adam giydiği beyaz polo yaka tişört ve gri kumaş pantolonla onu ilk ve son kez gördüğü akşamki kadar şık görünüyordu. Kavruk teni yaz güneşiyle biraz daha bronzlaşmış, siyah gür saçları biraz daha uzamıştı fakat yine özenle şekillendirilmişti; gür siyah kirpiklerinin arasından parlayan iri kahverengi gözleri ise o akşamki gibi yine samimiyetle ve şu anki durumlarından ötürü şaşkınlıkla bakıyordu. Burnuna gelen parfümünün kokusu hatıralarındaki gibi biraz baharatlı, bolca baş döndürücüydü ve onun esmer teniyle birleşince ölümcül bir güce dönüşüyordu.

“Gabriel?” dedi Historia yaklaşık on saniye süren bir sessizlikten sonra. Güneş gözlüklerini çıkardı. “Sensin.”

Historia’nın kalın ama kadınsı sesini günler sonra tekrar duyan Gabriel, onunla ilgili unutmaya başladığı ilk şeyin sesi olduğunu fark etti. Historia konuşunca, üstelik söylediği ilk şey genç adamın ismi olunca, Gabriel boğazını temizleyip toparlandı.

“Evet, benim,” diye onayladı. “Historia.”

“Nasıl olur?” diye sordu Historia. “Burada ne yapıyorsun?”

“Burada yaşıyorum.”

“Burada derken?” diyen Historia’nın şaşkınlığı giderek artıyordu. “Madrid’de mi?”

“Evet.”

“Ama Barselonalı olduğunu söylemiştin.”

“Evet, aslen Barselonalıyım.”

“Madrid’den hiç bahsetmemiştin.”

“Lavabodan döndüğümde yerinde bulamadığım bir kadının çok da ilgileneceği türden bir ayrıntı değildi.”

Historia’nın hissettiği şaşkınlık Gabriel’in bu göndermesiyle yerini mahcubiyete bıraktı. İrileşmiş gözlerini normal boyutuna getirip bakışlarını kendisine dikkatle bakan kahverengi gözlerden kaçırdı. İkisi de tanıştıkları o akşama geri döndü ve olanları hatırladı.

Bir ay önce, Barselona

Bilgisayarının başında uzun saatler geçiren Historia yazıp yazıp sildiği ve en nihayetinde bomboş kalan Word sayfasına bir saniye bile bakmaya tahammül edemeyip dizüstü bilgisayarının kapağını seslice kapattı.

Derin bir of çektikten sonra gözlüklerini kafasına takıp gözlerini ovuşturdu. Önümüzdeki hafta içi çalıştığı dergiye bir öykü teslim etmesi gerekiyordu fakat daha ne yazacağını bile bulamamıştı. İlham perileriyle arası hiç olmadığı kadar açıktı. Zaman gittikçe daralıyordu ve Historia’nın elinde hiçbir şey yoktu.

Ayağa kalkıp birkaç gerinme hareketi yaptı. Hava kararalı iki saat olmuş, vakit gece yarısına yaklaşmıştı. Koca bir günü tek kelime yazamadan bitiren genç kadın bu işkenceye daha fazla devam etmeyecekti. Hazırlanıp dışarı çıkmaya, insanların arasına karışmaya karar verdi. Yerlisi olmadığı bu şehir belki ona aradığı ilhamı verirdi, vermezse de eğlenmiş ve birkaç kadeh yuvarlamış olurdu.

Üzerine askılı pembe elbisesini giydi, gözlüklerinden kurtulup numaralı lenslerini taktı ve biraz da makyaj yaptı. Kıvırcık saçları her zamanki gibi kendi hâlindeydi, onları diplerinden sallayıp şöyle bir kabartmakla yetindi.

Ayna karşısında gördüğü kadın dakikalar önce bilgisayar karşısında umutsuz bir şekilde oturan kadından çok farklıydı. Gülümseyerek küçük omuz çantasına içinde nakit olduğundan emin olduğu cüzdanını, tazelemek için rujunu, ıslak mendilini ve naneli sakızını attı. Sandaletlerini de giydikten sonra kiraladığı motel odasından çıktı. Şehir merkezine uzak değildi, bu yüzden yürümeye karar verdi. Aklında özel bir yer yoktu ama Barselona’ya geldiği zamanlar takıldığı civarlara gitmeyi planladı.

Yaklaşık yirmi dakikalık yürüyüşten sonra şehir merkezine vardı. Her zaman olduğu gibi etrafta insandan bol bir şey yoktu. Başta Katalanca olmak üzere pek çok farklı dilden konuşmalar sokaklardan yükseliyor, yerlilerle turistlerin adımları bu kadim şehrin sokaklarını aşındırıyordu.

Historia tanıdık bir sokağa girince daha önce de birkaç kez gittiği bir bara gitmeye karar verdi ve adımlarını sokağın ortasındaki bara doğru çevirdi.

“Canlı müzik başlamak üzere,” dedi önünden geçtiği barın kapısında duran bir delikanlı. “Gelmez misin?”

“Pek canlı müzik insanı değilimdir,” diye İspanyolca cevap verdi Historia. “Size iyi eğlenceler.”

“İyisini dinlememişsindir,” diyen delikanlı bu sefer Katalanca yerine İspanyolca konuştu. “Bence şans ver.”

“Böyle iyiyim.”

Historia durmadan yürüdü ve istediği bara ulaştı. Barın önünde iri yarı bir güvenlik duruyordu, Historia’ya şöyle bir baktıktan sonra kenara çekildi. Historia kapıdan içeri girince bangır bangır çalan müzik sesini net olarak duydu. Gülümseyerek kısa koridordan geçip barın içine ilerledi.

İlham perileri ile arası bozuk olabilirdi ama bu gece eğlence perileriyle arası oldukça iyi olacaktı.

Bardakilerin bir kısmı masalarda otururken bir grup da çalan Latin müziğiyle ortadaki dans pistinde dans ediyordu. Bakışlarını ilerideki bar tezgâhına çevirdiğinde orasının çoğu zaman olduğu gibi daha sakin olduğunu gördü. Genç bir barmen tezgâhın arkasında bir kokteyli çalkalarken esmer bir adam da taburelerin birinde tek başına oturuyordu.

Historia tezgâha yaklaşırken adamı profilden gördü. Kavruk tenli, siyah gür saçlı ve kirli sakallı genç adam son derece çekiciydi. Ona yandan bir bakış attıktan sonra adamın iki yanındaki tabureye oturdu.

Historia’yı fark eden genç adam ona döndüğünde Historia onun yüzünün tamamını gördü. Gördüklerinden son derece memnun kalan Historia ona bir baş selamı verdiğinde adam da aynı şekilde karşılık verdi.

“Merhaba,” dedi genç barmen. “Ne alırsın?”

“Selam,” diye karşılık verdi Historia. “Cin tonik ile başlayabilirim.”

Historia, Katalanca konuşmayalı epey olduğu için sesi kendisine yabancı geldi ve içten içe çok paslanmadığını umdu.

Biraz sonra barmen hazırladığı cin toniği Historia’nın önüne bıraktı.

“Teşekkürler,” deyip hemen bir yudum içti. Tek kelime yazamadan geçen bir günün ardından işte bu çok iyi gelmişti.

Sıradaki şarkı çalmaya başladığında Historia yan gözle sağındaki adama baktı. Yakışıklı yabancı içinde buz ve viski olan bardağını sol elinde tutmuş, düşünceli gözlerle karşıya bakıyordu. Onu aceleci olmayan bakışlarla inceledi. Genç adam üzerine kollarını dirseklerine kadar kıvırdığı beyaz ince bir gömlek giymişti, altında da lacivert bir kanvas pantolon vardı. Gümüş tokalı siyah bir kemer ince belini sarıyordu.

Historia onun sadeliğini koruyan şık tarzını beğendi.

Genç adam içkisini fondip yaptıktan sonra elini kaldırıp barmeni çağırdı. Müzik gürültülüydü fakat onlara kulak kabartan Historia konuşulanları duydu.

“Viskili bir şeyler yapar mısın?” diye sordu genç adam. Duyduğu tok ses Historia’yı gülümsetti. Gördüklerinden de duyduklarından da epey memnundu. “Özel bir karışımın falan varsa ya da yeni şeyler denemek istersen içerim.”

“Seveceğini düşündüğüm bir kokteylim var,” dedi barmen. “Hemen hazırlıyorum.”

Barmen uzaklaştığında ikili bar tezgâhında yalnız kaldı. Genç adam başını çevirip Historia’ya baktığında onu kendisine bakarken buldu. Koyu renkli buklelerin çevrelediği yuvarlak hatlı bu güzel yüzde parlayan iri kahverengi gözler dikkatle kendisine bakıyordu. Historia’nın anlamlı bakışlarından etkilenen genç adam onu alıcı bir gözle inceledi. Historia’nın koyu renkli saçlarıyla beyaz teninin oluşturduğu kontrast çekiciydi ve genç kadın pembe elbisesinin içinde bir peri kızı gibi görünüyordu.

Historia önüne dönüp, içkisinden bir yudum alırken genç adam da bakışlarını ondan ayırdı. Çalan yeni şarkı Historia’nın bildiği parçalardan biriydi. Genç kadın keyiflenip oturduğu yerde omuzlarıyla ritim tuttu, bu esnada yanındaki adama da kaçamak bir bakış attı. Bara oturmasından bu yana geçen sürede genç adamın yanına kimsenin gelmemesinden onun yalnız olduğunu anlamıştı.

Tıpkı kendisi gibi.

Gülümseyen Historia büyük bir yudum daha içti. Uzun saatlerini motel odasında oturup harcadığı için canı çok sıkılmıştı fakat şu an buraya geldiği için son derece keyifli hissediyordu. Geçirdiği verimsiz ve keyifsiz günün acısını çıkaracağından hiç şüphesi yoktu.

İkilinin birbirine kaçamak bakışlar attığı bir şarkılık süre sonunda barmen hazırladığı kokteyli getirip genç adamın önüne bıraktı.

“Bakalım beğenecek misin,” dedi. “Eğer beğenmezsen söyle, başka bir şey hazırlarım.”

“Deneyeyim,” diyen genç adam turuncu renkli kokteylden bir yudum içti ve başını beğendiğini belli eden bir ifadeyle salladı. “Bayağı iyi, çok beğendim.”

Bon appétit.”

Merci.”

Barmen başka birinin siparişini hazırlamaya giderken Historia’nın meraklı bakışları genç adamın önündeki turuncu kokteyldeydi. Rengini çok beğenmişti ve genç adamın tepkisinden sonra tadını da çok merak etmişti. Bir konuşma başlatmak için aradığı fırsatı bulduğunu düşündü.

“Pardon,” diye seslendi. “O kokteylin içinde ne var?”

Genç adam ona döndü. “Viskili bir şey istedim,” diye yanıtladı. Historia gibi o da İspanyolca konuştu. “Turunçgillerden de bir şeyler var ama tam içeriğini bilmiyorum. Sanırım barmenin özel kokteyllerinden birisi.”

“Öyle görünüyor.”

“Tadına bakmak istersen ısmarlamaktan memnun olurum.”

“Çok incesin, teşekkür ederim,” dedi Historia gülümseyerek. “Zorla ısmarlatmış olmak istemem.”

Historia’nın İspanyolca konuşmasından onun Katalan olmadığını anlayan genç adam, onun teşekkür ederim derken yaptığı belirgin telaffuzdan Madrid’in de ötesinden, kuzeyden bir yerden geldiğini düşündü. Historia kulağa şiir gibi gelen pürüzsüz bir Kastilya aksanıyla konuşuyordu.

“Elbette hayır, içimden geldiği için teklif ediyorum.”

“Tamam o zaman.”

Genç adam aynı kokteylden bir tane daha sipariş verdi. Son derece iyi bir dış görünüşle seksi bir ses tonundan sonra genç adamın hanesine bir de centilmenlik eklenince Historia’nın ondan etkilenme oranı da paralel olarak arttı.

“İşte bu kadar,” dedi genç adam yeniden ona döndüğünde. “Bu arada ben Gabriel.”

Ve haneye bir artı puan daha: Güzel bir ismi vardı.

“Ben de Historia,” deyip onun uzattığı elini sıktı. “Tanıştığıma memnun oldum Gabriel.”

“Historia mı?” dedi Gabriel şaşırarak. “İlk defa adı Historia olan birini duyuyorum. İlginç bir isim tercihi. Kimin fikriymiş?”

“Babam seçmiş ve evet,  farklı olduğunu biliyorum.”

“Farklı ve sana özel. Ben de tanıştığıma memnun oldum, Historia.”

“Bana özel olduğunu ben de düşünüyorum ve bunu seviyorum.”

“Kim sevmez ki?”

Gabriel gülümsediğinde Historia da gülümsedi ve bakışlarını ondan ayırmadan içkisinden bir yudum aldı. Gabriel sanki elinde kocaman bir mıknatıs tutuyordu ve Historia da demirden yapılmıştı. Genç kadın daha önce birine karşı bu kadar kısa sürede böylesine güçlü bir çekim hissettiğini hatırlamıyordu.

“Barselona’da ne yapıyorsun?” diye sordu Gabriel. “Evet, buralı olmadığını ya da burada yaşamadığını anladım.”

“Doğru,” dedi Historia. “Hafta sonu için geldim. Hava değişikliğinin iyi olacağını düşündüm ama pek de öyle olmuyor.”

“Özel değilse nedenini sorabilir miyim?” derken ona doğru eğilen Gabriel’in parfümünün kokusu Historia’ya ulaştı. Derin bir nefes alan genç kadın bu baharatlı yoğun kokuyu içine çekti.

Diğer tüm artıların önüne geçen yeni bir artı vardı: Genç adam baş döndürücü derecede güzel kokuyordu.

“Bir dergide çalışıyorum ve hafta içi yayıncıma bir öykü teslim etmem gerek,” diye anlattı Historia. “Sorun şu ki tek bir kelime bile yazamadım. Belki aradığım ilham Barselona’dadır diye buraya geldim ama gün içinde kendisiyle karşılaşmadım.”

“Yazar mısın?”

“Edebiyatçıyım. Edebiyat eleştirileri yazıyorum, kendi eserlerim de var.”

“Adın Historia ve bir edebiyatçısın yani? İsminle mesleğin ne kadar uyumlu.”

“Farkındayım ve bu durumdan son derece memnunum,” dedi Historia gülümseyerek. “İsmimizin kaderimiz olduğuna inanırım.”

Bu sırada barmen Historia’nın kokteylini de getirdi.

“Tekrardan teşekkür ederim,” derken kadehi eline aldı Historia. “O zaman şerefe diyebilir miyiz?”

“Elbette deriz,” diyen Gabriel de kendi kadehini kaldırdı ve onunla tokuşturdu. “Şerefe!”

İkisi de birer yudum içtiler.

“Nasıl?” diye sordu Gabriel. “Beğendin mi?”

“Güzel,” dedi Historia dudaklarını yalayarak. “Turunçgilin tadı viskininkini bastırmış ve hoş bir aroma katmış. Viski ile aram iyi değildir ama bu şekilde tadı bastırılınca güzel olmuş.”

Bon appétit.”

“Teşekkür ederim,” deyip kadehini bıraktı. “Sen ne işle uğraşıyorsun?”

“Mühendisim.”

“Öyle mi? Hangi alan?”

“Elektronik ve telekomünikasyon. Şu an bir telekomünikasyon şirketinde çalışıyorum.”

“Güzel. Kulağa gayet makul geliyor.”

“Fena sayılmaz. Sen öykü işini ne yapacaksın?”

“Hiçbir fikrim yok. Tüm gün yazıp yazıp sildiğim bir Word dosyasının başında oturdum, en son pes edip kendimi dışarı attım ve işte buradayım.”

“Yazman gereken bir konu var mı?”

“Hayır,  belirli bir konu yok. Şu an bir eleştiri yazısı üzerinde çalışıyor olmak için her şeyimi verirdim. Söz konusu bir şeyler yaratmak olunca ilham perisi orospuluk yapıyor.”

Onun bu lafı Gabriel’e kahkaha attırdığında Historia bu manzaraya dudaklarını birbirine bastırarak baktı. Genç adamın beyaz dişleri esmer yüzünde inci gibi parlarken ve kısılan gözlerinden geriye sadece gür kirpikleri kalınca çekiciliği Historia’nın gözünde şeytani bir boyuta evrilmişti. Historia onu bir tablo gibi saatlerce hayranlıkla izleyebileceğini düşündü.

“İlham perisi bir insan olsaydı onu dövecek gibi konuşuyorsun,” dedi Gabriel ama gülmeye devam ediyordu.

“Can vermek için Tanrıya yalvarırdı,” dedi Historia başını sallayarak. “Çok acımasız konuştum. Kahretsin, gerçek yüzümü çok çabuk gösterdim.”

Bu sefer ikisi de kahkaha attı. Birkaç saniye boyunca gülüştüler. Ardından Gabriel öne doğru eğilip ona iyice yaklaştı. Historia’nın yüzündeki gülüş silinerek yerini ciddi bir ifadeye bıraktı.

“Cesedi gömmene yardım ederdim,” dedi Gabriel kısık sesle onun kulağına. “Hay aksi, ben de gerçek yüzümü çok çabuk gösterdim.”

Gabriel bu kadar yakınken ve bu kadar güzel kokuyorken Historia’nın başka bir yüzü daha ortaya çıkmaya çalıştı ama Historia buna izin vermedi.

“Sırrın bende güvende,” dedi o da Gabriel’in kulağına doğru. Aldığı derin nefesle beraber ciğerleri genç adamın kokusuyla doldu. Bu esmer boyna bir öpücük bırakmamak için kendisini geri çekti. “Söylediğini de aklımda tutarım. Bir gün lazım olursa diye.”

Ona göz kırptıktan sonra bardağını kaldırdı, Gabriel de ona uyum sağladı ve bardaklarını tokuşturdular.

“Şerefe,” dedi Historia.

“Sırlarımızın şerefine,” dedi Gabriel ve aynı anda birer yudum içtiler. “İlham perisini boş ver, Barselona’ya tam da böyle akşamlar için gelinir.”

“Barselonalıdan yerinde bir tespit.”

“Sen nerelisin? Hadi biraz kendinden bahset.”

Historia gülümseyerek ayağa kalktı ve aralarında duran boş tabureye geçti. Bar tezgâhından tutunup tabureyi biraz öne çekecekti ki Gabriel ondan önce davrandı.

“İzninle,” deyip bar taburesinin ayağından tutan genç adam Historia’yı öne ve biraz da kendisine doğru çekti. “Böyle daha iyi mi?”

Historia kokteylinden büyük bir yudum içtikten sonra, “Hı hı,” dedi. Dudaklarını yalayıp bakışlarını yeniden Gabriel’e çevirdi. “Burgosluyum, orada doğup büyüdüm. Üniversiteyi Madrid’de İspanyol Dili ve Edebiyatı üzerine okudum; mezun olduğumdan beri de yayıncılık sektöründe çalışıyorum. Mezuniyetten sonraki ilk yıllar yine Burgos’taydım. Bir dönem İspanyolca dersleri verdikten sonra uzun yıllar boyunca bir dergide editör olarak çalıştım. Sonrasında patronum Madrid’de daha büyük bir dergiye ortak oldu ve benimle çalışmaya devam etmek istediğini söyledi. Böylece ikinci Madrid maceram başladı. Bir seneyi aşkındır buradayım.”

Historia konuşurken Gabriel onu pürdikkat dinledi. Bu Historia’nın çok kıymet verdiği bir şeydi çünkü günümüz dünyasında insanların birbirini gerçek anlamda dinlemediğine, sadece konuşma sırasının kendisine gelmesini beklediğine inanıyordu fakat konuşurken ona sabitlenen bu kahverengi gözlerde belirgin bir ilgi ve odak vardı. Gabriel onu ilgiyle, saygıyla ve içtenlikle dinliyordu.

“Burgos demek,” dedi Gabriel. “Muazzam Kastilya aksanından anlaşılıyor. Kuzeyin o asil sesine sahipsin.”

“Birinin kulağı kedi gibi keskin,” dedi Historia yüzündeki memnuniyet belirten gülümsemesiyle. “Teşekkür ederim.”

“Yine şu vurgu,” derken güldü Gabriel. Historia’nın aksanı o kadar güzeldi ki onu hiç sıkılmadan saatlerce dinleyebilirdi. “Burgos’u bir kez ziyaret etmiştim, güzel bir şehirdi. Özellikle Burgos Katedrali muazzamdı. Bana La Sagrada Familia’yı anımsatmıştı ve bu özelliğiyle ayrı bir hoşuma gitmişti. Küçük, cıvıl cıvıl bir şehirdi.”

“Onunla ilgili en sevdiğim şeyler de bunlar. Madrid’i de çok sevsem de Burgos’taki o ev hissini, her köşesini bilme rahatlığını arıyorum. Madrid büyüleyici bir şehir ama kendini oraya ait hissetmek çok zor.”

Gabriel ona anlayışla baktı. “Büyük şehirlerin genel sıkıntısı,” dedi. “İçlerinde milyonlarca ev vardır ama sana yuva gibi hissettiren bir tanesi çıkmaz, içinde milyonlarca insan yaşar ama kendini yapayalnız hissetmenin önüne geçemez, sana çok güzel yeni sayfalar açar ama sen hâlâ önceki sayfada yazanların özlemini çekersin.”

“Vay vay vay!” dedi Historia gülerek. “Aramızda gizli bir edebiyatçı varmış. Ne güzel konuştun. Sanırım evet, önceki sayfada yazanların özlemini çekiyorum. Şehre alışmak için biraz daha vakte ihtiyacım var.”

“Tüm vakitler senin. Bu kadar köklü değişimlere alışmak uzun sürebilir ve bu çok normal, kendi üzerine gitme.”

“Mühendis olduğundan emin misin? Bana aşırı psikolog havası verdin.”

Gabriel güldüğünde Historia da ona katıldı.

“Birkaç içkiden sonra herkes psikoloğa dönüşebilir,” dedi Gabriel. Bardağını Historia’nınkine vurup bir yudum içti. “Alkolün yan etkilerinden biri de bu.”

“Doğru.”

Historia kokteylini fondip yaptığında Gabriel gözlerini büyüttü.

“Yavaş,” derken bardağı onun önünden aldı. “Tadı yoğun olarak gelmese de viski hâlâ orada ve etkisini göstermek için sinsice bekliyor.”

“Alkol toleransım çok yüksektir,” dedi Historia kendinden emin bir sesle. “Hiçbir şey olmaz.” Eliyle barmeni çağırdı. “Bir Margarita alabilir miyim?”

“İki olsun,” dedi Gabriel. “Bu akşam biraz hızlı olacağız anlaşılan.”

Barmen onları başıyla onayladıktan sonra boş bardağı alıp uzaklaştı.

“Sen hızlı olmak zorunda değilsin,” dedi Historia. “Ben turistim, bu akşam bana her şey mübah.”

“Bu akşam ben de turistim,” dedi Gabriel. Historia’nın yüzüne gelen bir bukleyi kulağının arkasına sıkıştırdı. “Doğal saçların değil mi?” Historia başını sallayarak onayladı. “Çok güzel. Sen de çok güzelsin.”

Historia gülümsediğinde Gabriel’in dudakları da yukarı kıvrıldı. Genç adam parmaklarının tersiyle onun yanağını okşadı. Tüy kadar hafif olan bu dokunuşu Historia kalbinde öylesine şiddetle hissetti ki genç kadın derin bir nefes alma ihtiyacı duydu. Gabriel’den fiziksel olarak çok etkilendiği bir gerçekti ama şu an fiziksel dürtülerin yanında duygular da hissediyordu. Karnını allak bullak eden duygular.

“Gizli numaran bu mu?” diye fısıldadı Historia.

Müzikten dolayı onun ne dediğini anlamayan Gabriel, “Pardon?” dedi. “Ne dediğini duymadım.”

“Buraya daha önce geldin mi?” dedi Historia daha yüksek sesle.

“Arkadaşlarımla beraber bir kere daha gelmiştim.”

“Ben de Barselona gezilerimde birkaç kez geldim. Konumu güzel, ortamı da fena değil.”

“Barselona’ya bu kadar sık gelir misin?”

“Genelde yılda birkaç kez gelirim, özellikle de yazları. Sahilini seviyorum.”

“Birisi ağzının tadını biliyor.”

“Her zaman.”

Gabriel gülerek içkisinden bir yudum alırken son zamanların popüler İngilizce şarkılarından biri çalmaya başladı. Şarkıyı bilen Historia yerinde sallanmaya başlarken birkaç içkiden sonra kendini diğerlerinin arasında dans ederken bulacağını düşündü. Bunun için kafasının biraz iyi olması yeterliydi.

“Bakıyorum da moda girmeye başladın,” dedi Gabriel.

“Buraya geldiğimden beri modumdayım,” dedi Historia ona biraz yaklaşarak. “Barselona’da cumartesi akşamları ne yapılır bilirim.”

“Görmeyi çok isterim.”

“Bu kıyafetlerle mi? Bunun için fazla şıksın.”

“Her zamanki tarzım,” dedi Gabriel üstüne kısa bir bakış atıp. “Beğenmedin mi?”

“Sadece ortamın ruhuna pek uymuyor yoksa gayet iyi görünüyorsun,” derken gömleğin açık yakasından görünen biraz kıllı gerdana baktı Historia. Bu görüntüyü her zaman erkeksi ve çekici bulmuştu, şimdi heykel gibi bir suratla ve atletik bir vücutla birleşince her zaman olduğundan daha çekici görünüyordu. “İyi görünmediğini düşündüğümü sanmanı hiç istemem.”

“Çok rahatladım.”

Gabriel onu bardağıyla selamladıktan sonra bir yudum içti. Kendi içkisinin nerede kaldığını merak eden Historia barmene doğru baktığında onu elinde iki Margarita ile kendilerine yaklaşırken gördü.

“Alın bakalım gençler,” dedi barmen. Bardakları bıraktı. “Başka bir isteğiniz var mı?”

Gabriel, Historia’ya baktığında Historia başını iki yana salladı. “Şimdilik yok,” dedi Gabriel ve içkisini fondip yaptı. “Teşekkürler.”

Historia kendisine daha yakın bardağı alırken Gabriel de diğerini aldı.

“Bu kadehi yazamadığım öyküme kaldırmak istiyorum,” dedi Historia. “Bugün adımın hakkını verebildiğim bir gün olmadı ama en azından eğlenceli bir akşam geçiriyorum.”

“Yazamadığın öyküne ve geçirdiğimiz bu eğlenceli akşama kadeh kaldıralım,” dedi Gabriel. Çoğul ekiyle konuşması Historia’yı gülümsetti. “Bugün de adının hakkını verme, bir şey olmaz.”

“Haklısın. Şerefe!”

“Şerefe!”

Bardaklarını tokuşturup içkilerinden birer yudum içtiler. Margarita boğazından aşağı yağ gibi kayan Historia memnuniyetle gülümsedi. İşte şimdi akşamı daha da güzelleşmişti.

“Adından bahsetmişken,” dedi Gabriel. “İkinci adın var mı?”

“Var,” diye onayladı Historia. “İkinci adım Alma.”

“Historia Alma demek? Kulağa çok romantik geliyor. Alma kimin fikriymiş?”

“Annem koymuş. Historia ile uyumlu olduğunu düşünmüş ve Historia yaygın bir isim olmadığı için eğer kullanmak istemezsem diye ikinci adımı daha yaygın bir isim seçmiş.”

“Bir kadın elinin değdiği belli,” dedi Gabriel gülümseyerek. “Geçmişin ruhu ya da öykünün ruhu gibi kulağa geliyor ve bu çok romantik.”

Öykünün ruhunu tercih ederim. İsimlerimi severim.”

“Sevilecek isimler Historia Alma.”

İki adını birden onun sesinden duymak Historia’nın karnındaki o garip duyguyu yeniden ortaya çıkardı. Gabriel’in kalın sesi yumuşak ve melodik Katalan aksanıyla birleşince daha çekici bir hâle dönüşüyordu. Historia müziğin olmadığı sessiz bir ortamda bu sesi dinlemeyi isterdi.

“Benim buraya geliş amacımı biliyoruz,” dedi Historia az sonra. “Sen burada ne yapıyorsun?”

“Normalde arkadaşımla planım vardı,” dedikten sonra bir yudum içti Gabriel. “Ama ekildim.”

“Kötü olmuş.”

“Şu an çok güzel ve hoşsohbet bir kadınla oturduğumu düşünürsem aslında gayet iyi oldu. Ne derler bilirsin, her şerde bir hayır vardır.”

“Çok tatlısın,” dedi Historia gülerek. “Böyle düşününce bence de iyi olmuş. İkimiz için de.”

Gabriel onun kulağına doğru eğilip, “Bana tatlı diyene de bakın,” dedi. Burnunu genç kadının buklelerine sürtüp onun saçlarından yükselen temiz kokuyu içine çekti. “Hakkımdaki düşüncelerin değişmeyecekse iyi ki o öyküyü yazamadığını söylemek istiyorum. Değişecekse bu lafı hiç söylememişim gibi davranacağım.”

“Söz ağızdan bir kere çıkar, söylemiş bulundun artık.”

“Ve bu sana nasıl hissettirdi?”

“Hâlâ çok tatlı olduğunu düşünüyorum.”

Gabriel başını biraz geri çektiğinde Historia da yüzünü ona doğru döndü ve ikilinin yüzleri burunları neredeyse birbirine değecek mesafeye geldi. Bu kadar yakından onun yüzüne bakan Gabriel onu dikkatle inceledi. Genç kadının parlayan iri kahverengi gözlerinde, kavisli kalın kaşlarında, küçük burnunda, dolgun pembe dudaklarında bakışlarını acele etmeden gezdirdi.

“Ne çok benin var,” dedi Gabriel. Gülümsedi. “Ay’la beraber parlayan yıldızlar gibiler.”

Onun bu benzetmesi Historia’nın yüzünde geniş bir gülümseme doğurdu. “Benlerimi severdim ama şimdi bu benzetmenden sonra daha bir seveceğim,” dedi. “Bir edebiyatçıyı kelimelerle etkilemek çok zordur. Bu işin hakkını veriyorsun.”

“Benim de birkaç numaram var,” deyip ona göz kırptı. “Yüzünde benim neden olduğum gülümsemeleri görmek güzel, Alma.”

“Hım,” dedi Historia kelimenin sonunu uzatarak. İçkisinden bir yudum içti. “Demek ikinci isim kullanıyoruz. Tarzını sevdim.”

“Ben de yüzünde gördüğüm bu mutluluğu sevdim.”

Historia bir şey söylemeden gülümsemeye devam ederek onun yüzüne baktı. Gerçekliğin kara ucunun dokunmadığı bir hayal dünyasında her şey mükemmel olabilirdi fakat insan bazen gerçekte öyle olaylar yaşardı ki böyle güzel bir anı hayal dünyasında bile tasarlayamazdı; bu akşam da Historia için o anlardan biriydi. Bu kadar doğal gelişen, içini sıcacık yapan güzel bir anı hiçbir öyküde yazamazdı. Böylesine güzel bir akşamı yazmak yerine yaşadığı için seviniyordu.

“Bize tekila söyleyeceğim,” dedi Gabriel. “İçersin değil mi?”

“Bu soruyu duymamış gibi yapacağım,” dedi Historia. Elindeki Margarita’yı gösterdi. “Favorim.”

Gabriel barmene bir el işareti yaptı. Barmen onların yanına geldi.

“Beşli mi yoksa altılı mı tekila vardı?” diye sordu Gabriel. Katalanca konuşuyordu.

“Altılı set var,” diye cevapladı barmen.

“Güzel. O zaman altılı tekila istiyoruz.”

“Yanına atıştırmalık bir şeyler ister misiniz?”

Gabriel Historia’ya döndüğünde, “Ben bir şey istemiyorum,” diye cevap verdi genç kadın Katalan dilinde. “Sen istersen söyle.”

Onun ana dilinde konuştuğunu duyan Gabriel şaşkına döndü. Bir Burgosludan Katalanca konuşması beklenmezdi ama Gabriel bundan çok hoşlandı. “Sadece tekilalar olsun,” dedi barmene. “Teşekkürler.”

“Tamamdır.”

Barmen uzaklaştığında Gabriel gülerek Historia’ya baktı. “Birileri Katalanca da konuşuyormuş,” dedi dil değiştirmeden. “Hiç de bahsetmiyorsun.”

“Üniversitede öğrenmiştim,” diye yanıtladı Historia. O da dil değiştirmedi. “Katalan arkadaşlarım vardı, o dönemki erkek arkadaşım da Katalan olduğu için bol bol pratik yapma imkânım olmuştu. Burgos’a dönünce Katalanca rafa kalktı, zaman içinde de paslandım. Artık ancak bu taraflara geldikçe konuşuyorum.”

“Bence gayet iyi konuşuyorsun. Bu kadar akıcı bir konuşmaya paslanmış demek haksızlık olur, gayet de ışıldıyorsun.”

“Teşekkür ederim. Bir Katalan bunu diyorsa ona inanırım.”

“Aslında yarı Katalan yarı İspanyol. Annem Madridli.”

“Öyle mi? Evde İspanyolca konuşur muydunuz? Nötre yakın bir aksanın var.”

“Evet, annem çocukluktan itibaren İspanyolcayı öğrenmemiz konusunda erkek kardeşimle benim üzerimize düştü. Sesimizdeki Katalan tonundan pek hoşnut kalmadı ama babam gibi bariz bir aksanımız da hiçbir zaman olmadı. İki dünyanın arasında bir orta yol bulduk sanki. Yıllardır evin içinde her iki dili de konuşuruz, okulda aldığım İspanyolca dersleri de eklenince İspanyolcam da Katalanca kadar gelişti. Genelde aksanımdan memleketim pek anlaşılmaz ama sarhoş olunca en ağır kulaklara bile Barselonalı olduğumu duyururum.”

Historia onun anlattıklarında kendi çocukluğundan pek çok iz buldu. Burgos annesinin memleketiydi ve annesi de su gibi tertemiz bir Kastilya aksanıyla konuşurdu; Endülüslü babası ise s harfini konuşmasında özenle telaffuz eden Akdeniz’in o melodik sesine sahipti. Historia ile kardeşi Burgos’ta büyüdüğü ve anneleri aksanları konusunda çok titiz davrandığı için ikisi de su gibi duru bir Kastilya aksanıyla konuşuyordu.

“Dil olarak ne renkli bir dünyan varmış,” dedi Historia gülümseyerek. Gabriel’in annesinin belirgin Madrid aksanını ve babasının yumuşak Katalan aksanını kafasında canlandırabiliyordu. Bu iki farklı dünya çocukken Gabriel ve erkek kardeşinin kafasını karıştırmış olmalıydı ama ikisi de büyüdükçe bu tarz kültürel farklılıkların kendilerine çok şey kattığını öğrenmiş olmalıydı. “Katalan aksanın biraz kendini göstermeye başladı. Altı tekilanın da yolda olduğunu düşünürsek kelimeleri yuvarlama hızın bir tekerlekle yarışacak hâle gelecek.”

Gabriel kahkaha attığında Historia da ona eşlik etti. İkisi de alkolün etkisini göstermeye başladığını net bir şekilde hissediyordu. Bu hızla içmeye devam ettikleri takdirde dakikalar içinde ikisi de sarhoş olacaktı. Bunun farkındaydılar ama umursamıyorlardı.

“Sarhoşken çok komik konuşuyorum,” dedi Gabriel kahkahaları susunca. “Özellikle İspanyolcayı. Yani evet, konuşmam tekerleğe dönebilir.”

“Çok eğleneceğim,” derken İspanyolca konuştu Historia. “Sağlığımıza.”

“Sağlığımıza,” deyip bardağını onunkiyle tokuşturdu Gabriel. “Bu akşam şimdiye kadar içtiğim en iyi şey bu Margarita.”

“Benim de.”

Biraz sonra barmen, ağzı tuza batırılmış ve kenarına limon takılmış altı shot bardağının olduğu bardak tutucu ve tekila şişesiyle onların önünde durdu. Bardakların dizili olduğu ince uzun tutucuyu bar masasına yerleştirip şişenin kapağını açtı.

“Margarita çok güzel,” dedi Historia yüksek sesle. “İçine koyduğun tekilanın tadı çok iyi.”

“Beğenmene sevindim. Bir de sek dene bakalım.”

Barmen bardaklara tekilayı doldurduktan sonra uzaklaştı. İkisinin Margarita’sı da henüz bitmemişti ama birer shot atmak ikisinin de aklındaydı. Göz göze geldiklerinde aynı şeyi düşündüklerini anladılar. Historia bir baş hareketiyle tekilaları gösterince aynı anda bardaklara uzandılar.

“Sağlığınıza güzel hanımefendi,” dedi Gabriel.

Historia bardağını onunkine vururken, “Sağlığınıza bayım,” dedi. “Cheers!”

Bardağın ağzındaki tuzu yalayıp tekilayı içtikten sonra kenarındaki limonu da yediler.

“Tekilanın tadı cidden çok iyi,” dedi Gabriel. Dudaklarını yalarken limonun kabuğunu boş bardağın içine attı. “Yağ gibi kaydı.”

Historia bakışlarını onun ağzından gözlerine çıkarıp, “Bayıldım,” dedi. “Sanırım bir tane daha içeceğim.”

“O zaman bir tane daha içiyoruz.”

Gabriel’in kendisine eşlik etmesi Historia’nın çok hoşuna gitti. İkili birer shot daha içti.

“Muazzam,” derken yine dudaklarını yaladı Gabriel. “İçtiğim en iyi tekila.”

“Ağzında limon parçası kaldı,” derken elini onun yüzüne uzattı Historia. Gabriel’in dudağının solunda bıyıklarına takılan limon parçasını işaret parmağıyla düşürdü. “İşte bu kadar.”

“Gitti mi?” diye sordu Gabriel. Kahverengi gözlerini Historia’nın yüzüne o kadar büyük bir dikkatle dikmişti ki Historia ona bakınca irkildi.

“Evet,” diye onayladı. Başparmağıyla onun dudağının kenarını sildi. Genç adamın dudakları sıcak ve yumuşaktı. “Temizledim.”

Gabriel, Historia’nın dokunduğu yerlerin ateş gibi yandığını hissediyordu. Vücudundaki tüm sinirlerin uyarıldığını, karnının aşağısında bir karıncalanmanın olduğunu hissetti. Daha önce hiç kimseden bu kadar kısa süre içinde böylesine etkilenmemişti. Üstelik Historia bu etkiyi öylesine çabasız bir şekilde bırakıyordu ki ona hiç yardımcı olmuyordu.

“Sakın beni rezil etme,” diye düşündü Gabriel. Bu vücuduna yaptığı içsel bir seslenişti. “Akşamın daha çok başındayız ve gecenin nereye varacağını ya da bir yere varıp varmayacağını bilmiyoruz.”

Onu etkilediğini yüz ifadesinden anlayan Historia gülümsüyordu. Genç adamın bakışları hissettikleri hakkında çok şey söylüyordu ve Historia ona kulak kabartmış durumdaydı. Onun gözlerinde yanan ateş, bedenindeki gerginlik çığlık çığlığa bağırıyordu.

“Üzerinde bıraktığım etkiye de bak,” diye düşündü Historia. “Bu etkilenmenin tek taraflı olmamasına çok sevindim Gabito*.”

(Gabito, Gabriel adının küçültülmüş hâli. Aile içinde ya da arkadaş ortamında kullanılan samimi bir hitaptır. Türkçede Fatma’nın Fatoş olarak söylenmesine benzer. -Y.N.)

Gabriel sessizliğinin uzadığını fark edince, boğazını temizleyerek kendine geldi. “Hiç sormadım,” dedi. Ne söyleyeceğini bilemediği için aklına gelen ilk şeyi sormaya karar vermişti. “Kaç yaşındasın?”

“Kaç gösteriyorum?”

“Yirmi altı, yirmi yedi derdim.”

“Yaklaştın,” dedi Historia gülümseyerek. “Yirmi dokuz yaşındayım.”

“Otuzdan önceki son viraj. Nasıl hissettiriyor?”

“Yirmilerim çok güzel geçtiği için geriye dönüp baktığımda çok mutlu oluyorum, otuzlu yaşlarımı ise merakla bekliyorum. Toplumda bazı kesimlerce yer edinmiş algının aksine otuzlar da çok genç yaşlar, bu yüzden çok büyüdüm diye komplekse girmiyorum.”

“Kesinlikle!” dedi Gabriel sesini biraz yükselterek. “Bana kalırsa yirmili yaşlar artık ergenlik dönemi olarak nitelendirilebilecek kadar genç ve tecrübesiz yaşlar, otuzlu yaşlar insan ömrünün altın çağıdır.”

“Kelimeleri iyice yuvarlamaya başladın,” diyen Historia gülüyordu. “Çok tatlısın ve çok haklısın. Bu cümlenden yola çıkarak otuz iki yaşında olduğunu düşünüyorum.”

“Sen de yaklaştın, otuz bir yaşındayım ve evet; kelimeleri iyice yuvarlamaya başladım. Henüz sarhoş olmasam da kafası biraz geldi.”

“O kadar şey içtik, gelmemesi anormal olurdu,” dedikten sonra ayağa kalktı Historia. “Ben lavaboya gidip geleceğim.”

“İyisin değil mi? Sana eşlik etmemi ister misin?”

“Olur.”

Gabriel de ayağa kalkıp Historia’nın karşısında uzunca dikildiğinde genç kadın onu alıcı bir gözle süzdü. Gabriel’in uzun olduğu otururken de belliydi ama aralarında yarım kafa boyundan fazla bir boy farkı olduğunu görmek Historia’nın çok hoşuna gitmişti. Genç adamın geniş omuzlarına, ince beline, düz karnına ve ince uzun bacaklarına hızla ama büyük bir dikkatle baktı. Sporun Gabriel’in hayatının bir parçası olduğu anlaşılıyordu.

“Lavabolar üst katta,” derken soldaki merdivenleri gösterdi Gabriel. “Merdiven çıkabilirsin değil mi?”

“Çıkamayacağımı söylersem beni taşıyacak mısın?” dedi Historia gülerek. “İyi durumdayım Gabi.”

“Soruna cevap verecek olursam izin verirsen taşırdım ve Gabi mi? Kısaltmalara geçtik demek? Ani oldu ama hoşlanmadığımı söyleyemem.”

“Çok şirinsin,” derken onun burnuna dokundu Historia. “Sen de bana Tori diyebilirsin.”

“Adını böyle mi kısaltıyorlar?”

“Ailem böyle kısaltıyor. Historia yaygın bir isim olmadığı için yakın arkadaşlarıma da bu kısaltmayı kullanabileceklerini söylerim.”

“Yakın arkadaş?”

“Ve Barselona’da tanıştığım yakışıklı bir adama,” diye ekledi Historia. Onun elini tuttu. “Hadi gidelim.”

Peş peşe gelen Gabi kısaltması, burnuna dokunulması ve elinin tutulması ataklarından sonra neye uğradığını şaşıran Gabriel kaşlarını kaldırıp, gözlerini de biraz büyüterek Historia ile iç içe geçen ellerine baktı. Historia yürümeye başladığında ona hemen ayak uydurdu. İkili kalabalığın içine girmeden önce Gabriel öne geçti ve Historia’nın tutmadığı diğer eliyle yolu ikisi için açtı. Bu esnada Historia ona iyice yaklaşıp genç adamın hızlı adımlarına uyum sağladı.

Merdivenlere ulaştıklarında Gabriel geçmesi için Historia’ya öncelik verdi. Onun bu centilmen tavırlarıyla adeta başı dönen Historia ona bir gülümseme gönderip merdivenlerin ilk basamağına adım attı. Merdivenleri de el ele ve peş peşe tırmandılar.

“Burada bekliyorum,” dedi Gabriel.

“Rahatına bak lütfen,” diyen Historia elini çekti. “Çıkışta buluşuruz.”

“Tamam.”

Historia kadınlar tuvaletine girer girmez aynadaki yansımasına baktı. Mutluluğu ışıldayan gözleri ve yukarı kıvrılan dudaklarından okunuyordu.

“Üstümdeki şu etkisine de bak,” diye içinden geçirdi. Elini göğsüne bastırdı. “Biliyorum. Biliyorum.”

Tuvalete girip çıktıktan sonra soğuk suyla ellerini ve bileklerini yıkadı. Peçeteyle kurulanmasının ardından kafasını öne atıp saçlarını diplerden havalandırdı, hacim kazandırdığı kıvırcık saçlarına tatmin olmuş bir ifadeyle baktıktan sonra rujunu tazeledi. Hızlıca elbisesini de düzeltti ve hazırdı.

Lavabodan çıktığında Gabriel’i sağ çaprazda beklerken buldu. Fark ettiği ilk şey Gabriel’in düzeltilmiş saçları oldu. Onu süzdüğünde genç adamın gömleğinin yakasını ve belini de düzelttiğini fark etti. Gülümseyerek ona doğru bir adım attığında Gabriel de onu fark edip vücudunu ona döndürdü.

“Çok beklettim mi?” diye sordu Historia.

“Hayır,” derken başını iki yana salladı Gabriel. Onun hacim kazanan saçlarına ve tazelenen rujuna baktı. “Hatta beklediğimden erken çıktın.”

“Seni bekletmek istemedim.”

“Bir de bana tatlı diyorsun,” dedi Gabriel gülerek. Ona doğru bir adım attı. “İnelim mi?”

“Olur.”

Gabriel ona elini uzattığında Historia onun elini tuttu. Gabriel parmaklarını onun parmaklarının arasından geçirip genç kadının elini önceki seferde olduğu gibi sıkıca kavradı. Onun bu tutuşundaki sahiplenici ve güven verici hava Historia’yı etkiliyor, aynı zamanda içini sıcacık yapıyordu. Gabriel elini böyle sıkı sıkıya tutarken onunla her yere gidebileceğini düşündü.

Merdivenlerden Gabriel önde, Historia arkada indiler. Müzik sesi ve kalabalık bir anda geri dönerken Historia genç adama iyice yaklaştı. Gabriel yolu yine ikisi için açarak bar tezgâhına ilerledi.

“Bir şey diyeceğim,” dedi Historia. Gabriel ona döndü. “Son tekilalarımızı da içtikten sonra biz de dans edelim mi?”

“Olur,” dedi Gabriel. “Nasıl isterseniz hanımefendi.”

Historia onun yanağını öpme isteğini geri püskürtüp taburesine ilerledi. Genç kadın tabureye oturunca Gabriel taburesini nazikçe bar tezgâhına doğru itti. Onun saçlarından yükselen tatlı kokuyu hızlıca içine çektikten sonra yan taraftaki tabureye oturdu.

“Demek dans etmeyi seviyorsun,” dedi Gabriel.

“Ben bir İspanyolum, elbette dans etmeyi seviyorum,” dedi Historia. “Bu kanımda var.”

“Marifetlerini görmek için sabırsızlanıyorum.”

“Ben de seninkileri.”

Historia bardaklardan birini alınca diğerini de Gabriel aldı.

“Şerefinize bayım,” dedi Historia.

“Bu kelimeyi senden duyunca daha bir sevdim,” dedi Gabriel ona biraz yaklaşıp. “Şerefinize hanımefendi.”

Son tekila shotlarını da içtikten sonra kalktılar. El ele tutuşup dans eden kalabalığın arasına karıştılar. Fonda hareketli bir Latin pop şarkısı çalıyor, dans pistindeki vücutlar çalan müziğin ritmiyle uyumlu olarak hareket ediyordu. Historia dans etmeye başladığında Gabriel gülümsedi.

“Seni de dans ederken göreceğim,” dedi Historia. “Dans etmeden yüzündeki bu keyifli gülümsemeyle beni izleyemezsin.”

“Dans ederek izleyebilir miyim?” derken Gabriel de dans etmeye başladı. “Böyle izin var mı?”

“Var.”

Historia vücudunu zarifçe hareket ettirerek dans ediyor, gülümseyerek kendisine bakan Gabriel’e aynı şekilde bakıyordu. Genç adamın elinden tutup onu biraz daha hareketlendirmek için yönlendirdi ama Gabriel’in farklı bir planı vardı. Historia’yı kendisine çekince onun bu ani hareketi karşısında alkolün etkisini iyiden iyiye hisseden Historia dengesini koruyamadı ve ona çarptı. Eliyle tutunduğu göğsün sertliğini hissettiğinde yutkundu.

“Pardon,” dedi Gabriel. “Çok mu sert davrandım?”

“Hayır,” derken bakışlarını onun gözlerine çevirdi Historia. “Hiç beklemiyordum, alkolün de etkisiyle bir anda kendimi tutamadım.”

“Sarhoş oldun mu?”

“Çakırkeyifim.”

“Ben de. Hızlı içtik.”

“Evet, kısa sürede çok şey içtik. İpin ucunu biraz kaçırdık Gabi.”

“Kendini iyi hissetmezsen söyle.”

“Şu an gayet iyi hissediyorum.”

“Ben de,” diye fısıldadı Gabriel. Onun dudaklarını okuyan Historia ne dediğini anladı. “Dans edince açılırız.”

Aralıksız olarak hem İspanyolca hem de İngilizce hareketli şarkılar çaldı ve ikisi de durmadan dans etti. Gabriel başta biraz çekingen davransa da Historia onu cesaretlendirdi. Ortamın enerjisine uymaları ve hiç kimse izlemiyormuş gibi dans etmeleri uzun sürmedi.

Kendi etrafında dönen Historia durduğunda görüntülerin netleşmesi için birkaç saniye bekledi. Yabancı yüzlere bakıp, Gabriel’i ararken sıcak bir el koluna dokunup onu kendisine çekti.

“Buradayım,” dedi Gabriel kulağına. Sarhoştu ve kelimelerini yutmadan ya da yuvarlamadan çıkarmaya çalışıyordu. “Biraz daha yavaş hareket etmeni öneririm.”

“Bir şey olmaz,” dedi Historia. “Ben iyiyim.”

Yan tarafta dans eden genç bir kadın Historia’nın elinden tuttu. Historia irkilerek kadına döndüğünde gülümseyerek kendisine bakan yabancı bir yüz gördü. Kadın onu dans etmesi için hareketlendirmeye çalışırken Historia’nın gözleri arka tarafa takıldı. Başka bir kadın da Gabriel’e yaklaşmıştı. Gabriel’in omuzlarına dokunup güldüğünde Historia gözlerini kıstı.

“Pardon,” dedi biraz yüksek sesle. Yabancı kadının ellerinden kurtuldu. “Partnerim var.”

Birkaç adımda Gabriel’le kadına ulaştı. Gabriel’in onu fark etmesiyle kendisini saran ellerden kurtulması neredeyse aynı saniyede gerçekleşti. Historia diğer kadını yavaşça ama kararlılıkla uzaklaştırdı. Kadına yandan bir bakış attıktan sonra şaşkın bir tavırla olanları idrak etmeye çalışan Gabriel’i kendisine çekti ve kollarını genç adamın omuzlarından atıp ellerini kafasının arkasında birleştirdi. Onun bu hareketinden çok hoşlanan Gabriel de yüzündeki geniş gülümsemeyle kollarını onun ince beline sardı.

“Bana mı öyle geliyor yoksa beni kıskandın mı?” diye sordu.

Historia onları iki kadından iyice uzaklaştırdıktan sonra, “Yanında bir kadın olan erkeğe yaklaşılmaz,” dedi. “Bu yazılı olmayan bir kuraldır.”

“Beni kıskanmanla bir alakası yok yani?”

“Tamam, biraz kıskanmış olabilirim,” dedi omuzlarını silkerek ama geri adım atmadı. “Sonuçta bu geceki partnerim sensin, değil misin?”

“Öyleyim, elbette öyleyim ve şunu da belirtmem gerekir ki bu durumdan gayet memnunum Tori.”

Historia ellerini onun boynundan indirip sağ eliyle genç adamın elini tuttu ve ikisi de kollarını tam açacak kadar geriye gitti. Birbirlerine gülümseyerek bakarken etraftaki herkesin silindiğini hissettiler. Bu gece bu kalabalık barda onlar için sadece birbirleri vardı.

Historia kendi etrafında bir kez dönerek ona yaklaştıktan sonra sırtını onun göğsüne yasladı. Bir kolu Historia’nın gerdanında olan Gabriel diğer koluyla da onun karnını sararak genç kadını dibine çekti. Historia başını onun omzuna yaslayıp elleriyle de gerdanını saran kaslı kola dokundu ve vücutları yapışan ikili yavaşça sallanmaya başladı.

“Gabi?”

“Efendim?”

“Sadece bana mı öyle geliyor yoksa şu an burada sadece ikimiz mi varız?”

Gabriel genişçe gülümseyip onun kulağına doğru eğildi. “Sanki diğer herkes yokmuş gibi mi hissediyorsun?”

“Evet.”

“Ben de öyle hissediyorum.”

Historia başını ona doğru çevirdiğinde elmacık kemiği Gabriel’in burnuna değdi. Gabriel’in ağzından verdiği sert nefes yanağına çarptı. Genç kadın gözlerini kapatıp kendini ana teslim etti. Gabriel’in güçlü kollarının arasındayken ve böylesine huzurlu hissediyorken bu anın tadını çıkarmayı tercih etti. Hareketli bir şarkı çalmasına rağmen ikisi de yerlerinde yavaşça sallanmakla yetindiler.

Şarkı bittiğinde Historia gözlerini açtı.

“İyi misin?” diye sordu pürdikkat onu izleyen Gabriel.

“İyiyim,” derken yüzünü ona doğru çevirdi Historia. Gabriel’in dudakları alın hizasındaydı. “Biraz yavaşlamak iyi geldi.”

“Başın dönüyorsa oturabiliriz.”

“Oturmak istemiyorum.”

“Çok sıcaksın.”

“Alkolün ve kalabalığın etkisidir. Sen de kalorifer gibisin.”

“Akdeniz insanıyım ben, sıcakkanlı olmak genlerimde var.” Historia güldüğünde Gabriel gülümsedi ve onun alnına tüy kadar yumuşak bir öpücük kondurdu. “Soğuk havalarda çok işe yararım.”

“Önümüz yaz.”

“Aklında bulunsun diye söyledim.”

“O zaman aklımda tutarım.”

Yeni bir şarkı çalmaya başladığında Historia onun kollarının arasından çıkıp karşısına geçti. Sıradaki parça Enrique Iglesias’tan Bailamos’tu ve Historia şarkıcıyı da bu şarkısını da çok severdi.

“İşte favorilerimden biri,” dedi genç kadın. Yerinde sallanmaya başlamıştı bile. “Bu gece dans ediyoruz.

“Bu parçayı ben de çok severim,” diyen Gabriel ona yaklaştı. “Enrique dinler misin?”

“En sevdiğim müzisyenlerden biridir.”

“Hayranısın yani?”

“Hem çok yakışıklı hem de harika bir müzisyen, nasıl hayran olmayacağım ki?”

Gabriel güldü. “Hem gözüne hem de kulağına hitap ediyor yani.”

“Aynen öyle. Sen dinler misin?”

“Evet, listelerimde şarkıları var.”

Historia sarhoş olmasına rağmen oldukça enerjik bir şekilde dans etmeye başladığında Gabriel de ona ayak uydurdu. Kalabalığın arasında özgürce hareket ediyorlardı. Bazen yakınlaşıyor, bazen uzaklaşıyor; birbirlerine dokunuyor, birbirlerine yön veriyorlardı. Historia ona arkasını döndüğünde Gabriel onu belinden tutup yere eğdi.

“Gabi!” derken Historia’nın sesi yüksek ve endişeli çıktı. “Bir an düşüreceksin sandım.”

“Asla,” derken onu kaldırdı Gabriel. “İhtimal bile değil.”

Gabriel onu belinden tutup kendine çektiğinde Historia ellerini ensesinde birleştirdi. Şarkı geçiş kısmında yavaşlarken ikilinin hareketleri de yavaşladı. Yerlerinde usulca dans ederken gözlerini ayırmadan bakışıyorlardı.

Tonight we dance,” diyordu şarkıda. “Like no tomorrow.” Ve devam ediyordu: “If you will stay with me.

(TR: Bu gece dans ediyoruz / Yarın hiç yokmuşçasına / Eğer benimle kalmayı istersen)

Historia sağ elini onun kafasının arkasındaki saçlara daldırdığında Gabriel bir anlığına gözlerini kapattı. Saçlarıyla oynanmasını çok severdi. Ne zaman biri saçlarıyla oynasa küçük bir oğlan çocuğuyken annesinin onu saçlarını okşayarak uyuttuğu akşamlara geri döner ve tarifsiz bir huzur hissederdi.

“Hoşuna gidiyor,” dedi Historia. Gülümsedi. “Yüz ifaden başı kaşınan bir kedi gibi. Çok tatlısın.”

“Saçlarımla oynanması zaaflarımdan biridir,” dedi Gabriel. Yavaşça konuştu. “Sen de bu işi iyi yapıyorsun.”

Historia elini onun ensesine indirip avcunu tenine bastırdı. Bakışları Gabriel’in dudaklarına düşerken onun az önce alnını öptüğü anı düşündü. Ufak ve masum bir buseden ibaret olsa bile ilk öpücük ondan gelmişti. Bu buseden ve sadece santimetreler ötede duran dolgun pembe dudakların davetkâr görüntüsünden cesaret aldı. Harekete geçmesini söyleyen dürtülerine karşı koyamadı.

Karşı koymadı da istemiyordu.

Historia Gabriel’e uzandığında onun bu adımını sabırla bekleyen Gabriel başını ona doğru eğdi ve ikilinin dudakları birleşti.

Historia onun alt dudağını dudaklarının arasına alırken Gabriel de genç kadının sıcak vücudunu belinden tutup kendi vücuduna yapıştırdı. Dudakları birbirine karışıyor, elleri vücutlarını keşfediyordu.

Historia bir eliyle onun ensesini okşarken diğer eliyle de pazısını kavramış, Gabriel’in tutku dolu yumuşak öpücükleriyle kendini anda kaybetmişti. Bu ıslak ağızda tuzun, limonun ve hatta tekilanın bile tadı vardı ama bu dudaklarla öpüşmenin yarattığı sarhoşluk üçünden de daha güçlüydü.

Gabriel’se onun beliyle elbisenin açıkta bıraktığı sırtını okşuyor, yer yer yumuşak hareketlerle onun vücudunu avuçluyordu. Historia’nın vücudu ateş gibi yanıyordu ve genç adam sanki tüm hayatı boyunca kutuplarda yaşamış biri gibi bu sıcaklığı içine çekmek istiyordu.

İkisi için de zaman, dudaklarının birleştiği andan itibaren donmuş durumdaydı. İçeride onlarca kişinin olduğu bar bomboş, son ses çalan müziğin sesiyle titreyen duvarlar ölüm sessizliğine gömülüydü. Dans pistinin ortasında sadece onlar vardı, loş ışıklar sadece onların üstüne düşüp onları aydınlatıyordu ve sadece onlara ait bir yerde tutkuyla öpüşüyor; birbirlerinin vücutlarını keşfediyorlardı.

Saatler gibi hissettiren saniyelerin ardından geri çekilen kişi Historia oldu. Gabriel’in alt dudağına son bir öpücük bırakıp dudaklarını ondan ayırdı. Ağzından verdiği sıcak nefes Gabriel’in dudaklarına çarpmıştı ki genç adam yeniden ona uzanıp dudaklarına sesli bir öpücük bıraktı.

“Noktayı ben koyarım diyorsun yani,” dedi Historia gülümseyerek.

Gabriel burnunu onun burnuna sürterken, “Bitmesini istediğim türden bir cümle değil,” dedi. Onun da gözleri hâlâ kapalıydı. “Bu yüzden virgül diyebilirim.”

Historia onun dudaklarına ufak bir buse bıraktı. “İşte buna virgül diyebiliriz,” dedi. Başını ondan uzaklaştırırken gözlerini açtı ve hemen karşısındaki yakışıklı yüze baktı. “Gabito.”

Historia onun ensesindeki elini yüzüne kaydırıp dudaklarına dokunduğunda Gabriel de gözlerini açtı.

“Rujum bulaşmış,” deyip kıkırdadı Historia. Onun dudaklarının kenarını başparmağıyla sildi. “Şimdilik idare eder. Çantamda ıslak mendil var.”

“Sıkıntı yok,” dedi Gabriel. “Şu an ağzıma bulaşan ruj düşüneceğim son şey olur. Bu arada senin rujun da biraz taşmış.”

“Umurumda değil,” derken omzunu silkti Historia. Ellerini onun ensesinde birleştirdi. “Taşmasının her saniyesinden keyif aldım.”

Gabriel gülerek onu kucakladı ve bir tur döndürdü. Yeni bir Latin şarkısı çalmaya başladığında ikisi de kendini yeniden dans etmeye verdi. Historia’nın başı dönüyordu fakat kendisini tutan güçlü kollara güvenerek içinden geldiği gibi dans ediyordu. Tökezleyip dengesini kaybettiğinde Gabriel kollarını onun beline sarıp onu kendine çekti. Historia gülerek ellerini onun kürek kemiklerine çıkarıp yanağına küçük bir öpücük kondurdu.

“Tutacağını biliyordum,” dedi Historia yanağını onun omzuna yaslayıp.

“Hep tutarım,” diyen Gabriel bir elini onun kafasına çıkarıp saçlarını okşamaya başladı. “İyi misin Tori?”

“İnkâr etmeyeceğim, sarhoşum ama çok iyi hissediyorum.”

“Kaldığın yere geri dönmek ister misin? Seni bırakırım.”

Gabriel ona bu soruyu sorduğu anda onun hayır demesini dilediğini fark etti. Historia’yı nereye isterse oraya gerçekten de bırakırdı fakat daha çok istediği bir şey vardı ki o da genç kadınla aynı yere gitmekti. Bu geceyi onunla geçirmeyi her şeyden çok arzuluyordu ama Historia’dan bir adım gelmeden bunu dillendirme niyetinde asla değildi.

“Hayır, burada durmak istiyorum ama çok incesin.”

Genç adamın en çok istediği ikinci şey de burada kalıp onunla eğlenmeye devam etmekti, bu yüzden bu cevaptan da memnun kaldı.

“Peki biraz temiz hava almak ister misin?”

“Böyle iyiyim,” dedikten sonra başını genç adamın omzundan kaldırıp yüzüne baktı. “Sen ister misin?”

“Ben de böyle iyiyim,” diyen Gabriel’in yüzü şefkatli bir ifadeye büründü. “Bakışların mahmurlaşmış.”

“Çünkü mahmurum. Çok içtik Gabito.”

“Evet, ipin ucunu biraz kaçırdık Tori.”

“Seninle içmeyi, takılmayı ve elbette dans etmeyi çok sevdim. Şu an burada olmayıp bir öykü yazıyor olsaydım yazabileceğim en güzel öykü bu akşamın güzelliğinin yakınından bile geçemezdi çünkü tüm bunlar kurgu ya da hayal ürünü değil. Hepsi gerçek ve benim gerçeğim.”

Gabriel alnını onun alnına yaslarken, “Ve benim gerçeğim,” dedi. Gülümsedi. “Burada seninle beraber geçirdiğim her dakikadan keyif alıyorum Alma. Ruhunun güzelliğiyle ruhumu büyülüyorsun.”

(Alma, İspanyolcada ruh demek. Her ne kadar metin Türkçe yazılmış olsa da bu kelime oyununu yapmak istedim. Y.N.)

“Bir edebiyatçı olarak söylüyorum: Kelimeleri kullanmakta çok iyisin ve büyülenen tek kişi sen değilsin.”

“Benim de birkaç numaram olduğunu söylemiştim.”

Gabriel onu yanaklarından kavradığında Historia başını biraz kaldırmak zorunda kaldı. Hemen karşısındaki yakışıklı yüz tutkuyla parlayan güzel kahverengi gözleriyle kendisine bakıyordu. Onu ilk gördüğünde her şey sadece fizikseldi. Yakışıklı, fit vücutlu ve seksi bir ses tonu olan genç bir adam görmüştü ve doğal olarak ondan etkilenmişti. Şimdi ona bakarken ise hissettiği duygular fiziksel dürtülerini bastırıyordu. Kalbini bu kadar hızlı attıran şey hormonlar değil, duygulardı.

Gabriel onun dudaklarına doğru eğildiğinde kurumuş dudaklarını hızlıca yaladı ve genç adamın dolgun dudakları kendi dudaklarıyla buluştuğunda gözlerini usulca kapattı. Gabriel’in sıcacık ve yumuşak dudakları kendi dudaklarına karışırken, genç adam onu böylesine güzel öperken alkolün de etkisiyle kendisini bulutların üstünde hissediyordu. Onu belinden tutup kendisine iyice çektikten sonra bir elini göğsüne çıkarıp elinin altındaki sert kas kütlesini okşamaya başladı.

Yüksek sesle çalan müziğin mi ağzında atan kalbinin mi yoksa alkolün etkisi mi bilmiyordu ama elinin altındaki kalbin de hızla çarptığını hissediyordu.

Bu an onların sadece dudaklarının değil, yüreklerinin de aynı dili konuştuğu andı.

Historia onun kelimelerinin tadına baktı. Tutkuyu, arzuyu ve ihtirası yoğun olarak hissediyordu fakat yüzünü ve saçlarını okşayan ellerde, onu tutkuyla ama nazikçe öpen dudaklarda şefkatin tadı da vardı sanki. Buna çok romantik yaklaştığını düşündü ama anın tadını çıkarmaktan da geri durmadı.

Birkaç saniye sonra geri çekilen taraf olduğunda nefes nefese kalmıştı. Karnı sızlıyor, dizleri titriyordu ve başı dönüyordu. Bu kadar sarhoşken bu kadar yoğun duygular hissetmek, Gabriel’i bu kadar arzulamak ona hiç iyi gelmemişti.

“Oturalım mı?” diye sordu sesini biraz yükselterek. “Biraz dinlensem iyi olacak.”

“İyi misin?” diyen Gabriel’in gözlerinde endişe belirdi ama Historia bunu fark edemeyecek kadar dikkati dağılmış durumdaydı.

“İyiyim. Biraz oturmak istiyorum.”

Gabriel onu elinden tutup bar tezgâhına götürdü. Historia eski yerine oturduğunda tabureyi öne doğru itti, bu esnada başını onun başının yanından uzatıp genç kadının yüzüne baktı.

“Su ister misin?” diye sordu. “Ya da başka bir şey? Tori, pek iyi görünmüyorsun.”

“İkimiz de sarhoşuz Gabito,” dedi Historia. Gülümsedi. “Su içelim. Susadım, sen susamadın mı?”

“Hemen söylüyorum,” dedikten sonra barmene seslendi Gabriel. “İki şişe su alabilir miyiz?”

Barmen iyi olup olmadıklarını sordu, Gabriel iyi olduklarını ama biraz susadıklarını söyledi. Barmen onların sarhoş olduğunu anlamıştı ama ikisi de kendinde göründüğü için çok üzerine düşmedi.

Gabriel, Historia’nın yanındaki yerini aldı. Genç adamın da başı dönüyordu, az önceki öpüşmelerden ötürü vücudundaki gelişmelerin de farkındaydı ama şu an düşüncelerinin başını Historia çekiyordu.

“Gözlerin bayık bakıyor,” dedi Gabriel. “Ama bakışlarında o canlı ifade de duruyor gibi. İyi misin değil misin anlayamıyorum.”

“Sarhoşum ama iyi olmayacak kadar sarhoş değilim,” dedi Historia gülerek. “Alkol toleransım yüksek derken ciddiydim. Suyu içeyim hemen açılırım. Sen nasılsın?”

“Yalan söyleyecek hâlim yok, ben de sarhoşum ama ben de iyi olan sarhoşlardanım. Böyle gecelere alışkınım, süreci yönetebilirim.”

“Orası anlaşılıyor. Aklıma geldi, seni eken arkadaşın kimdi?”

“Kadın değildi,” derken güldü Gabriel. Historia’nın sorusu hoşuna gitti. “Eski işimden bir arkadaşımdı. Kız arkadaşıyla kavga ettiği için son dakika beni ekip onun yanına gitti. Açıkçası bunu daha önce de yapmıştı.”

“Rahatsız edici bir durum. İlk seferde bile itici olsa da yine tolere edilebilir belki ama bunun tekrarlanması artık saygısızlık oluyor.”

“Farkındayım. Arkadaşlığımı bitirmeyi düşünüyorum.”

“Yerinde olsam ben de öyle yapardım.”

Barmen iki şişe suyu getirince sohbetleri bölündü. Gabriel bir şişeyi hemen açıp Historia’ya uzattı.

“Bu arada soruyu o anlamda sormamıştım,” dedi Historia suyu içmeden önce. “Özel hayatın sadece seni ilgilendirir, burnumu sokuyormuş gibi durmak istemem. Sadece merak ettim.”

“Sıkıntı yok,” derken hınzırca gülümsedi Gabriel. “Özel hayatımı kurcaladığını düşünmedim. Aslında sorman hoşuma bile gitti.”

“Ah Gabito, sen ve bu hâllerin…”

Historia tek içişte şişeyi yarıladı. Margarita ve tekilanın tuzuyla limonundan sonra bu su, kurak topraklara yağan yağmur kadar iyi gelmişti.

“Yüzün aydınlandı,” dedi Gabriel.

“Çok iyi geldi.”

“Tori,” derken taburenin ayağından tutup onu yakınına çekti. “Gerçekten iyisin değil mi? İyi hissetmiyorsan çıkabiliriz.”

Historia’nın aklında yeni bir soru belirdi: Buradan çıktıktan sonra ne yapacaklardı? Bu geceki yakınlaşmalarına bakılacak olursa geceyi ikisinden birinin yatağında bitirmeleri gayet olası bir senaryoydu. Historia onu arzuluyordu ama bu arzu onu görünce oluşan tamamen fiziksel bir dürtüden ibaret değildi. Genç kadın Gabriel’in konuşmasından, tavırlarından fazlasıyla etkilenmişti ve ondan hoşlanmıştı. Bu durumda onunla tek gecelik bir ilişki yaşamak, isteyeceği son şeylerden biri olurdu. Bu gece hissettiği duyguları yarın sabah hatırlamayacağı silik bir hatıraya dönüştüremezdi, bu onun yapısında yoktu. Öte yandan Gabriel’in olaya nasıl baktığını bilmiyordu ama romantik yaklaşanın kendisi olduğunu düşündü.

Hangi edebiyatçı buna romantik yaklaşmazdı ki zaten?

Gecenin nasıl devam edeceğinin konusu açılırsa romantik yaklaştığının anlaşılmasını istemedi, Gabriel’in gözünü korkutmaktan da ürktü. Aynı şekilde Gabriel’in her şeye cinsel olarak yaklaştığını duyduğu ve onu reddettiği bir konuşma yapmayı da istemedi.

İki ihtimal de onun için eşit derecede korkunçtu.

“İyiyim,” derken zoraki bir gülümseme takındı. “Su iyi geldi, birazdan açılırım. Sen de içsene.”

Gabriel bir saniye onun yüzüne baktıktan sonra dediğini yaparak su içti. Sessizce onu izleyen Historia’nın kafasında bir şimşek çaktı. Karanlıkta kalan hayal dünyası aydınlandı, yere düşen elektrik onun zihninin odalarının lambalarını yaktı. Bu gece, bu bar, Gabriel ve yaşananlar günlerdir bir yaprağın bile kımıldamadığı hayal dünyasında ansızın bir fırtına başlattı.

Yazacağı öyküyü bulmuştu.

Bu geceyi yazacaktı.

Madrid’den Barselona’ya gelen bir yabancı eğlenmek için bir cumartesi gecesi bara girerdi. Gerçek adını kullanamazdı, bu yüzden kendisinden Alba diye bahsedebilirdi. Bara giren Alba bar tezgâhında oturan genç adamı fark edip onun yanına otururdu. Gabriel’in de gerçek adını kullanamazdı ama ona bir isim bulmuştu bile: Ángel. Alba ile Ángel tanışıp sohbet eder, gittikçe de yakınlaşırlardı. İçerlerdi, çok içerlerdi; sonra ayağa kalkıp dans ederlerdi. Historia ve Gabriel gerçekte ne yaptıysa onlar da yapardı. Öyküyü okurların kurgu olduğunu düşündüğü gerçek ayrıntılarla süsler, sayfalara bu gecenin izlerini bırakırdı. Sonunu düşünmedi ama elbette yazacak bir son bulurdu hatta çarpıcı bir son bile yazabilirdi.

Historia’nın kafası bir makine gibi çalışmaya başlayınca genç kadının zihni canlandı, alkolün o ağırlığı büyük oranda kalktı ve kahverengi gözleri bir av bulmuş avcı gibi parlamaya başladı.

Şişedeki suyun kalanını da içti. Sahneler, kelimeler, sayfalar gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyordu. Çok az vakti kalmıştı ama elinde bu kadar malzeme varken yazması ne kadar zor olabilirdi ki? Sabahlayacağı iki ya da üç gecede bu öyküyü bitirip yayıncısına sunabilirdi.

“Bir tane daha ister misin?” sorusuyla hayal dünyasından çıkıp gerçek dünyaya geri döndü.

“Şimdilik yeterli,” dedi Gabriel’e bakıp. İlham perisi uzun zamandır kayıptı ama bu gece ilham meleğini bulmuştu. “Sen ne durumdasın?”

“Taş gibiyim. Çok daha fazla içip evin yolunu bulduğum geceler oldu.”

“Benim de. Özellikle üniversitedeyken. Hayatı çok daha hızlı yaşadığım yıllardı.”

“Benim de öyle. Zaten kimin değildir ki? İş hayatındaki ilk iki senem de fazlasıyla deli dolu ve hızlıydı.”

“Kendi paranı harcamanın ve hayatı içinden geldiği gibi yaşamanın tadı bir başka oluyor.”

“Kesinlikle öyle,” derken ona iyice yaklaştı Gabriel. Bir tutam bukleyi parmağına doladı. “Daha önce söylendi mi bilmiyorum ama sarhoşken çok daha güzel, çok daha hoşsohbetsin.”

“Teşekkür ederim,” dedi ama cümlesinin devamını söylemek yerine içinden geçirdi: “Evet, söylenmişti.”

Gabriel ona uzandığında Historia yanağını çevirdi. Gabriel onun yanağına ufak bir buse kondururken biraz hızlı davrandığını ve Historia’nın rahatsız olduğunu düşündü. Bunu dillendirmeyecekti ama sonraki adım Historia’dan gelene kadar geride kalmaya karar verdi.

“Seni daha iyi gördüğüm için izninle lavaboya gideceğim,” dedi Gabriel biraz geri çıkıp. “İdare edersin değil mi?”

“Elbette,” dedi Historia başını sallayarak. “Rahatına bak lütfen.”

“Hemen dönerim.”

Gabriel tabureden kalkıp, kalabalığın arasına karışırken Historia onun peşinden baktı. Gabriel dans edenlerin arasından geçip saniyeler içinde gözden kayboldu.

Historia önüne dönüp, “Pardon,” diyerek barmene seslendi. “Hesabı alabilir miyim?”

Onunla tek gecelik bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir konuşma yapmayı istemiyordu. Çok sarhoştu, tek isteği buradan bir an önce çıkmak ve tek başına kalacağı motel odasına geri dönmekti.

Barmen ekranda bir şeyler yaparken sabırsızca arkasına baktı. Gabriel ortada görünmüyordu ama her an geri dönebilirdi ve bu Historia için kıyamet senaryosu kadar kötüydü.

Barmen nihayet hesabı getirdiğinde fişte yazan tutara baktı. Yanında fazladan nakit bulundurduğuna sevinerek banknotları barmenin tezgâha bıraktığı hesap sümeninin içine koydu.

“İyi akşamlar,” derken ayağa kalkıp çantasını aldı ve beklemeden çıkışa doğru yöneldi. Kalabalığı kollarıyla iterek aralarından sıyrıldı.

Barın kapısından çıktığında temiz mayıs havası yüzüne çarptı. Derin bir nefes alırken buna ne kadar ihtiyacı olduğunu fark etti. Başı dönüyordu fakat sarhoşken yürümeye alışkın olduğu için dengesiz de olsa ana caddeye doğru yürümeye başladı.

Historia’nın bar kapısından çıkmasından sadece birkaç saniye sonra alt kata inen Gabriel kalabalığı yarıp barın ucundaki tezgâha ilerledi. Bar tezgâhını gördü ama birkaç dakika önce Historia’nın oturduğu tabureyi boş bulunca şaşkına döndü. Hızlı adımlarla tezgâha yürüdü. Onun geldiğini gören barmen dikkatini ona verdi.

“Şurada oturan kadın nerede?” diye sordu Gabriel. “Kıvırcık saçları vardı, pembe bir elbise giyiyordu.”

“Az önce hesabı ödedi,” dedi barmen. “Çıkışa ilerlediğini gördüm.”

“Durumu nasıldı? İyi miydi?”

“Sarhoş olduğu belli oluyordu ama iyi görünüyordu. Sana bir şey söylemedi mi?”

“Hayır. Lavabodaydım.”

Barmen ona anlayışla baktı. “Bana sorarsan gitti dostum. Bir dakika bile olmadı, koşsan yetişirsin belki.”

Gabriel onun cümlesi bitmeden arkasına döndü ve hızlı adımlarla kalabalığı adeta yararak çıkışa yöneldi. Barın iri yarı güvenliği kapıda dikiliyordu.

“Az önce pembe elbiseli bir kadın içeriden çıktı mı?” diye sordu.

Güvenlik onu şöyle bir süzdükten sonra, “Ne yapacaksın?” diye sordu. “Bu gece bela olacak birini mi buldun?”

“Ne saçmalıyorsun? Benimle taşak geçme de kadını gördün mü görmedin mi onu söyle.”

“Kadının nerede olduğunu bilmiyorsan bilmeyi hak etmiyorsundur ve ben de onu görmedim demektir.”

“Siktir git!”

Gabriel ona yüksek sesle küfrettikten sonra arkasını döndü. Öfkeli bir nefes alıp, bakışlarını etrafta gezdirirken farkında olmadan caddeye doğru adımlamaya başlamıştı. Etrafta pek çok insan vardı ama Historia’ya benzeyen bir kişi bile göremiyordu. Elini gergin bir tavırla saçlarının arasından geçirdi.

Saniyeler içinde caddeye çıktığında kaldırımın kenarında durup çevresine baktı. İnsanlar kaldırımda yürüyor, arabalar caddede iki yöne akıp gidiyordu ama Historia’ya dair en ufak bir iz bile yoktu.

Sanki hiç var olmamış gibi.

Gabriel başından aşağı kaynar suların döküldüğünü hissetti. Historia gerçekten de gitmişti. Üstelik Gabriel’i beklemeden, ona tek bir açıklama bile yapmadan genç adam tuvaletteyken adeta kaçarak barı terk etmişti.

“Sikeyim!” diye bağırıp başını yere eğdi. Ensesindeki saçları avuçladı. “Allah kahretsin!”

Gabriel’den sadece saniyeler önce caddeye çıktığında şansına hemen bir taksi bulan Historia ise taksiye atlamış, kaldığı motelin adını söylemişti. Taksinin önündeki boş tabelasının ışığı sönerken şoför, direksiyonu onun moteline doğru kırdı. Arkasına yaslanan Historia bakışlarını camdan dışarı dikerken sessizce iç çekti.

Öyküsü için yazacağı o çarpıcı sonu bulmuştu.

***

Sessiz geçen birkaç saniyenin ardından Historia bakışlarını yerden kaldırıp Gabriel’e baktı. Bir ay önce Barselona’dayken ilk görüşte etkilendiği, keyifli dakikalar geçirdiği, öpüştüğü ve o tuvaletteyken bırakıp gittiği adam karşısındaydı. Kızgın ve dargın olduğu gerek yüz ifadesinden gerek ses tonundan anlaşılıyordu ve Historia ona hak veriyordu. Gabriel’e yaptığı şeyi Gabriel ona yapsaydı o da benzer hissederdi.

“O konu için özür dilerim,” dedi Historia yutkunduktan sonra. Boğazının kurumasının havanın sıcaklığıyla bir alakası yoktu.

“Neden?” diye sordu Gabriel. Historia onun neden özür dilediğini sormadığını anladı, Gabriel neden gittiğini soruyordu.

“Çok sarhoştum. Tek isteğim bir an önce oradan çıkmaktı.”

“Seni gideceğin yere bırakabilirdim. Bunu o gece de teklif etmiştim.”

“Sana yük olmak istemedim. Sonuçta eğlenmek için oradaydın.”

“Bu yüzden ben lavabodayken kaçarak tüm gecemi mahvettin.”

“Pardon?”

“Sen gittikten sonra tekrar o bar taburesine oturup bir Margarita daha söylemedim Historia. Seni aramak için dışarı çıktım ama bulamayınca oraya geri dönmedim.”

Historia o akşam Barselona’dayken aklına gelen öyküyü iki günde sabahlayarak yazmıştı. Öyküyü kaleme aldığı o iki gün anılar o kadar canlıydı ki genç kadın Gabriel’in varlığını tekrardan yanında hissetmiş, ona karşı korkunç bir özlem duymuştu ama yaşananların geçmişte kaldığı gerçeğiyle öykünün son satırını yazdığında çok acı bir şekilde yüzleşmişti. Ona tüm bu güzel anları yaşatan, ayaklarını yerden kesen duyguları hissettiren Gabriel, Barselona’da kalmıştı. Bu gerçeği bir yetişkin gibi kabullenip öyküsünü o sabah dergiye sunmuştu. Öyküyü çok beğenen dergi editörleri ve yayıncılar öyküye övgüler yağdırmış ve hem Historia’nın kalemine hem de hayal gücüne iltifat etmişlerdi. Yaşananların bir hayal gücünün ürünü olmadığını, her şeyin gerçek olduğunu sadece Historia biliyordu ve bu sır belki de ölene dek saklayacağı türdendi.

Historia’nın yayıncısından onay alan “La Rambla’da Gece Yarısı” isimli öyküsü derginin iki hafta önce çıkan haziran sayısında yayımlanmıştı. Öykünün ana karakterleri Alba ve Ángel’di. Alba kısa bir süreliğine Barselona’da bulunan Madridli bir finans uzmanıydı, Ángel ise Barselona’nın yerlisi bir mühendisti. La Rambla’nın ara sokaklarındaki barlardan birinde tanışan ikili kısa süre içinde yakınlaşıyordu. Kadehler peş peşe devrilirken aralarındaki çekim de tıpkı kanlarındaki alkol oranı gibi hızla artıyordu. Barın dans pistine çıkıp kendilerini gecenin ritmine bıraktıklarında dudakları aynı melodiyi söylüyordu. Bu öpüşme gerçekte olanlar kadar tutku dolu ve yoğun bir öpüşmeydi. Alba hem öpüşmenin hem de onu iyiden iyiye çarpan alkolün etkisiyle ayaklarının yerden kesildiğini hissediyor, karnını sızlatan tutkuyla beraber kalbini güm güm attıran duyguların da varlığını kabulleniyordu. Başta sadece fiziksel bir çekim hissettiği Ángel’den hoşlanmıştı. Ángel’in centilmenliği, hoşsohbeti ve eğlenceli kişiliği Alba’yı dış görünüşünden daha çok etkilemişti. Bu öpüşmeyle beraber onunla geçirebileceği geceden bir adım uzaktaydı fakat ona böylesine güzel duygular hissettiren bir adamla tek gecelik ilişki yaşayacak türden biri de değildi. Olaya romantik yaklaşan tarafın kendisi olduğunu düşünüyordu ve kendisiyle aynı duyguları paylaşmadığını düşündüğü Ángel’e bu durumdan bahsetmiyordu. Öte yandan gecenin nasıl devam edeceği gizemini koruyordu ama Alba için kesin olan bir şey vardı: Bu gecenin tek gecelik bir ilişkiyle sonlanmasını istemiyordu. Gecenin nasıl devam edeceği hakkında Ángel ile yapacağı konuşma fikrinden ödü kopan Alba duygularından bahsetmeyi de Ángel’i reddetmeyi de istemiyordu ama yaşanacak senaryonun bu ikisinin kıyısında olacağına inanıyordu. Alba düşüncelere boğulmuş bir hâldeyken Ángel’den gecenin gidişatını tepetaklak değiştiren o adım geliyordu: Genç adam lavaboya gitmek için müsaade istiyordu. Ángel gider gitmez hesabı ödeyen Alba bardan ayrılıyordu. Yanına aldığı çantasının içinde keyifle geçen dakikalar, güzel anılar ve ayaklarını yerden kesen bir öpüşme taşıyordu ve bir taksiye atlayarak kaldığı otele doğru yola koyuluyordu. Tuvaletten döndüğünde Alba’yı yerinde bulamayan Ángel ise barmene onu sorduğunda genç kadının hesabı ödeyerek mekândan ayrıldığını öğreniyordu. Çıkış kapısına doğru ne kısa ne de uzun sayılacak bir bakış attıktan sonra tekrardan bar tezgâhına oturuyordu. Devamında yayıncısını ve derginin okurlarını etkileyen öykünün final kısmı geliyordu:

“Bir şey içer misin?”

Ángel’in kahverengi gözleri biraz önce Alba’nın oturduğu taburede bir süre misafir olduktan sonra barmene döndü. “Bir Margarita alayım.”

Gabriel’in öykünün final cümlesine yaptığı gönderme öyküyü okuduğunu gösteriyordu ve bu Historia’yı şaşkına çevirdi.

“Öykümü okumuşsun,” dedi Historia şaşkınlığını gizleyemeden. “Nasıl ulaştın?”

“Merak ettiğin tek şey bu mu?” dedi Gabriel aynı dargın ses tonuyla. “O zaman anlatayım: O geceden sonraki hafta içi internette seni araştırdım. Uygulamaya Historia Alma yazınca karşıma tek bir kişi çıktı, o da o gece Barselona’da tanıştığım güzel kadındı. Çalıştığın dergiyi o zaman öğrendim. Bu ay başında da girdiğim bir kitapçıda dergiye denk geldim, merak edip içini karıştırdığımda yazdığın öyküyü gördüm ve okudum.”

“İnternette beni mi araştırdın?”

“Benim başkahramanı olduğum bir öykü mü yazdın?”

“Ben bir edebiyatçıyım.”

“Ben de telekomünikasyon mühendisiyim.”

Peş peşe verdikleri bu hızlı cevaplardan sonra ikisi de durakladı. Birbirine laf yetiştiren iki çocuk gibi davranmışlardı ama yetişkin olduklarını hemen hatırladılar.

“Baştan başlayalım,” dedi Historia derin bir nefes alıp. “Beni aramak için dışarı mı çıktın?”

“Sana zaten söylediğim şeyleri tekrar etmek istemiyorum Historia,” derken başını iki yana salladı Gabriel. “Özellikle de kaldırımın üstünde dikilirken.”

“Çalıştığım derginin olduğu sokağın kaldırımının üstünde.” Historia’nın bakışları bir anlığına yolun karşısındaki iş yerinin kapısına uğradı. “İçeri girdin mi?”

“Hayır,” dedi Gabriel. Belli etmese de utanmıştı ve kalbi hızla çarpıyordu. Buraya Historia ile konuşmak için gelse de onu bir anda karşısında görünce eli ayağına dolaşmıştı. “Kötü bir karardı. Gitsem iyi olacak.”

Genç adam onun yanından geçtiğinde Historia onun bileğini tuttu. “Gabriel!” dedi telaş içinde. “Buraya gelmenin gerçekten kötü bir karar olduğunu düşünüyorsan saygı duyarım ama oturup konuşmayı çok isterim. Şaşkınlıkla verdiğim tepkilerim için özür dilerim. Şu an gönlümden geçen şey seni tekrar karşımda bulmuşken konuşmak.”

Gabriel onun gözlerine baktığında bu gözlerde samimiyetten başka bir şey görmedi ve görmek istediği tek şey de buydu. Belli etmese de rahatladı, sevindi. Vücudunu genç kadına dönerken yüzündeki dargın ve kızgın ifade silindi.

“Bunu ben de isterim,” dedi daha yumuşak bir sesle. “Buraya geliş amacım da buydu.”

“Seni burada görmek güzel,” dedi Historia içtenlikle. “Bir yere oturalım mı?”

Historia elini onun bileğinden çektiğinde Gabriel belli belirsiz tebessüm etti. Az önce onun yanından giderken durdurulmayı o kadar istemişti ki Historia onu gerçekten durdurduğunda genç adamı dünyanın en mutlu insanı yapmıştı. Gabriel hissettiklerini belli etmiyordu, konuşana kadar da etmeyecekti ama bu adımı gördüğü için çok mutluydu.

“Olur,” dedi Gabriel az sonra.

“Caddenin biraz ilerisinde bildiğim güzel bir kafe var,” dedi Historia. “Senin aklında başka bir yer yoksa oraya oturabiliriz.”

“Bu civarın yabancısıyım, sana uyarım.”

“O zaman kafeye gidiyoruz.”

Historia ofisi de çantasındaki eşyalarını da rafa kaldırıp Gabriel’le beraber yolun karşısına geçerek kafenin yolunu tuttu. Birbirine kaçamak bakışlar atan ikili sessizdi. İkisi de ne diyeceğini bilmiyordu ve yaşadıkları bu an tanıştıkları akşamın başında yaşananlara çok benziyordu.

“Sen nerede çalışıyorsun?” diye aklına gelen ilk soruyu sormaya karar verdi Historia.

Onun sohbet başlatma gayesinden hoşlanan Gabriel çalıştığı telekomünikasyon şirketinin ismini verdi. “Ofisim şehrin kuzeyinde, çevre yolunun batısında kalıyor. Bir Burgoslu olarak görmüşsündür belki.”

“Evet evet, biliyorum. Ülkenin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden biri. Hangi departmanda çalışıyorsun?”

“Sistem entegrasyonu sürecinde yer alıyorum.”

“Kulağa aşırı teknik bir alan gibi geliyor.”

“Düşündüğünden çok daha teknik ama işimi seviyorum.”

“Önemli olan da bu.”

Birbirlerine gülümsediklerinde soğukluğun çatırdamaya başladığını, tanıştıkları akşamın samimiyetinin yüzünü gösterir gibi olduğunu hissettiler.

Az sonra Historia’nın bahsettiği kafeye vardılar. Önünde orta büyüklükte bir bahçesi olan kafe iki katlı, duvarlarında yapay yaprak tasarımlarının olduğu ve yer yer çiçeklerle süslenmiş cici bir yerdi. İçerisi sakin duruyordu ve Gabriel bu durumdan hoşlanmıştı. Bu kafenin Madrid gibi her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği bir şehirde önünde metrelerce kuyruk olmayan sakin mekânlardan biri olması Historia’nın şehrin yerlisi olduğunu kanıtlar nitelikteydi.

“Bahçede oturalım mı?” diye sordu Historia. “Hava güzel.”

“Bahçesi de çok güzelmiş,” dedi etrafı inceleyen Gabriel. “Oturalım.”

Boş masalardan birine geçtiler. Historia çantasını sandalyenin kol kısmına astıktan sonra bakışlarını karşısında oturan Gabriel’e çevirdi. Gabriel de ona bakıyordu. Az önce karşılaştıklarında yaşadıkları şok olmadan birbirlerini incelediler.

Historia’nın yine kendi hâline bıraktığı bukleleri askılı beyaz bluzunun üstüne dağılmıştı; kavisli kalın kaşlarının altında zekâyla parlayan kahverengi gözleri açık bir tondaydı, şimdiki gibi güneşin altında biraz turuncuya kaçıyordu ve genç adama büyük anlamlarla bakıyordu. Gabriel’in yumuşaklığını hâlâ hissettiği dolgun dudaklarında son derece ıslak görünen şeftali tonlarında bir parlatıcı vardı. Gabriel o gece kardeşinin evine gittiğinde banyoda yüzünü yıkamadan hemen önce dudaklarının çevresinde kalan pembe ruju fark etmişti. Historia’dan geriye kalan tek somut şey dudaklarının çevresinde duruyordu. O anı hatırlayınca derin bir nefes aldı.

“İstersen önce siparişlerimizi verelim,” dedi Historia. O da güneşin tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkardığı, bir heykeltıraşın özenle şekillendirdiği başyapıtının hatlarını andıran Gabriel’in yüz hatlarını hayranlıkla incelemeyi ancak bitirmişti. “Aç mısın?”

“Değilim, ya sen?”

“Ben de değilim. Buranın kahvelerini çok beğeniyorum, kahveyle aran iyiyse sen de bir şans verebilirsin.”

“Olabilir. Menüye bakalım.”

Gabriel telefonunun kamerasından QR kodu okutarak menüyü açtı. Bir süre sessizce menüyü inceledikten sonra ilk konuşan Gabriel oldu:

“Cold brew söyleyeceğim.”

“Ben de soğuk latte alacağım,” derken telefonunun ekranını kapatıp masaya bıraktı Historia.

Gabriel bir garsonu çağırıp, ikisinin de siparişini söylerken Historia gülümseyerek onu izledi. Her ne kadar küçük gibi görünse de Gabriel’in çalışanlara seslenen, siparişleri veren taraf olması genç kadının çok hoşuna gidiyordu.

Garsonun, “Başka bir isteğiniz var mı?” sorusuyla Gabriel, Historia’ya bakınca genç kadın bir tutam saçını kulağının arkasına sıkıştırdı.

Tabii bir de bu hareketi vardı.

“Şimdilik bu kadar,” dedi Historia. “Teşekkürler.”

“Rica ederim,” diyen garson masadan uzaklaştı ve ikili yeniden yalnız kaldı. Siparişler verildiğine göre artık konuşma kısmına geçebilirlerdi.

“Sanırım konuşması gereken ilk kişi benim,” dedi Historia dirseklerini masaya yaslayarak. “O akşam için sana bir özür ve açıklama borçluyum. Belli etmemeye çalışsam da çok sarhoştum, kendimi iyi hissetmiyordum ve hem kalabalıktan hem de gürültüden çok sıkılmıştım. Gideceğim yere beni götürmeyi teklif etmiştin ama senden böyle bir şey isteyemezdim. Her ne kadar çok yakınlaşsak da sarhoş hâlimle uğraşmak zorunda asla değildin ve sarhoşlarla uğraşmayı hiç sevmeyen biri olarak karşımdakinden de benimle uğraşmasını talep etmeyi doğru bulmuyorum. Bunun yanında gecenin nasıl devam edeceği konusu vardı ve dürüst olacağım, gecenin bir birliktelikle sonlanmasını istemedim. Çok keyifli bir akşam geçirmiştim ama daha ilerisine gitmek, bunu tek gecelik bir şeye dönüştürmek istemedim. Bar tezgâhında otururken bana uzandığında yanağımı çevirme nedenim de buydu. Fiziksel temaslar arttıkça bunun sonunun nereye varacağını biliyordum ve ikimiz de o yöne doğru gidiyorduk.”

“O hareketinle hızlı davrandığımı ve senin bundan rahatsız olduğunu anlamıştım,” dedi Gabriel. Yüzünde onu anlamasına rağmen iletişimsizlik yüzünden yaşanan yanlış anlaşılmanın üzüntüsü vardı. “Senden yeni bir adım gelene kadar geri durmaya karar vermiştim çünkü seni rahatsız etmek isteyeceğim son şeydi. Yalan söyleyecek değilim, senden deli gibi etkilenmiştim ve o gecenin devam etmesini çok isterdim fakat senden de buna yönelik bir adım gelmeden bunun yaşanması mümkün değildi.”

“Anlamış mıydın?”

“Elbette. Lavaboya biraz da sana boşluk yaratmak için gittim çünkü o an ikimizin de buna ihtiyacı varmış gibi hissettim. Tabii döndüğümde seni yerinde bulamayacağımı hiç düşünmedim.”

“Seninle gecenin devamının nasıl olacağına dair bir konuşma yapmak istemedim.”

“O zaman konuşmazdık. Bana bir açıklama yapmak zorunda değildin Historia. İstediğin buysa seni bir taksiye bindirip yolcu ederdim ama sanırım bu öykün için çarpıcı bir son olmazdı. Daha oradayken öykü kafanda canlanmıştı değil mi?”

“Evet ama elbette ki habersiz gidişimin nedeni öyküme malzeme çıkarmak değildi.” Gabriel ona kaşlarını kaldırarak baktı. “Tamam, belki biraz öyleydi ama söylediklerimin hâlâ arkasındayım. Öykümü okuduğuna göre gidişimin arka planı hakkında epey bilgin olmalı.”

Historia utanarak bakışlarını kaçırdı ve caddeye bakarken alnını kaşıdı.

“Bence Alba’nın hissettiklerini Ángel de hissetti,” diye konuştu Gabriel. Historia yeniden ona baktı. “Bir okur olarak baktığımda o akşam Ángel’in de Alba gibi çok keyifli vakit geçirdiğini ve Alba ile aynı duyguları paylaştığını söyleyebilirim. Bana kalırsa Alba gittikten sonra onun oturduğu tabureye bakması, Alba’nın en sevdiği kokteyli yeniden sipariş etmesi çok şey anlatıyordu. O da çok keyifli bir akşam geçirip güzel şeyler hissetmişti ve terk edilmenin hüznünü yaşıyordu. Satırlarda değil ama satır aralarında bunu gördüm.”

“Bir okurun yorumları mı bunlar?” diye sordu Historia.

“Bu öykü karakterine mi yoksa yazarına mı ait?”

“Soruya soruyla cevap vererek mi konuşacağız?”

“Cevabını bildiğin bir soruydu.”

“Emin olmak zorundayım.”

“Evet, bir okurun yorumu ama sadece okur sıfatında olan birinin yorumu değil.”

“Bu öykü de karakterin öyküsüydü ama bir öykü en çok yazarına aittir.”

“Öyle midir?”

“Öyledir, hem de her zaman öyledir.”

Gabriel gülümsediğinde Historia da ona katıldı. Şu an yaşadıkları gerginlikte bu gülümsemelerin yeri karanlık tünelin sonundaki ışığın varlığı gibiydi.

“Eğer o öyküde yazılan her şeyi bizzat yaşamasaydım da hissederdim,” dedi Gabriel. “Kalemin, üslubun ve duyguları aktarım yeteneğin gerçekten de ustacaydı. Hislerin hakkında o kadar dürüsttün ve onları anlatma biçimin o kadar başarılıydı ki o geceyi adeta yeniden yaşadım. Öyküyü birkaç kez okudum ve her okumamda Alba’nın, yani senin, hissettiğin her şeyi benim de hissettiğimi çok daha iyi anladım.”

Historia ona duygu dolu gözlerle baktı. O gece her açıdan etkilendiği o adam karşısındaydı işte, gerek söyledikleriyle gerek yaptıklarıyla onu etkilemeye devam ediyordu ve Historia bir ay önce ne hissettiyse şimdi de aynılarını hissediyordu. Daha güzeli Gabriel’in bu hisleri onunla paylaştığını biliyordu.

“Bunu kaybetmek istemedim,” dedi Historia. Yutkundu. “Çok kısa bir sürede yakaladığımız bu enerjinin tek gecede sönüp gitmesini istemedim; bu yüzden çok güzel bir anı olarak kalmasını yeğledim. Barselona’daki o akşam yayıncılarımın, iş arkadaşlarımın ve edebiyat çevresinin beğendiği bu öyküyü yazmama vesile oldu ve artık sadece hatıralarımda değil, edebiyat dünyasında da ölümsüz bir varlık kazandı. Dramatik biri olduğumu inkâr etmiyorum. Hangi edebiyatçı dramatik değildir ki zaten? Evet, öyküm için çarpıcı bir son yazmayı istedim, sen yokken çıkıp gitmemin arkasındaki nedenlerden biri de buydu. Sarhoşken çok daha dramatik oluyorum, bu da o şekilde verilmiş bir karardı. Yaptığımdan gurur duymuyorum, şimdi olsa muhtemelen yapmazdım ama bunun benim için eşsiz bir tecrübe olduğunu da saklamayacağım. Aynı hisleri paylaşmamıza çok sevindim Gabriel, gidişimle sana hissettirdiklerim içinse içtenlikle özür diliyorum.”

Duygu ve düşüncelerini hayatında hiç olmadığı kadar dürüst bir şekilde ifade eden Historia büyük bir rahatlama hissetti. Neredeyse tek nefeste yaptığı konuşması bittiğinde arkasına yaslanıp Gabriel’in vereceği tepkiyi görmek için genç adama dikkat kesildi. Onun bu kadar dürüst olmasını beklemeyen Gabriel şaşkındı. Historia’ya karşı empati yapabildi ama kendisi için de aynı empatinin yapılmasını bekliyordu.

“Gidişinle o geceyi de o enerjiyi de kaybettik,” diye karşılık verdi Gabriel. “Tek gecelik bir ilişkiye dönüşmeden de bir şeyler ilerleyebilirdi. Bunun hakkında hiç düşündün mü?”

“O an hayır.”

“Çünkü öykünün finalini düşünüyordun. Yazdığın her şey gerçekten yaşanmıştı, finali de gerçekten yaşanmalıydı; bu yüzden gittin.”

“Peki ya sen neden buraya geldin?”

Historia üzerindeki okları ona çevirdiğinde ortamdaki gerilim daha da yükseldi.

“Öykünün finalini hiç beğenmediğimi söylemek için,” dedi Gabriel. “Yayıncılarından, iş arkadaşlarından ya da edebiyat çevrenden birileri finalde Ángel’e haksızlık yapıldığını söylemedi mi? Çünkü bana kalırsa çok büyük bir haksızlığa uğradı. Okurun Alba kadar onun da hislerini okumaya hakkı vardı. Ángel o bar taburesine oturup bir Margarita daha söyleyecek bir adam değildi. Alba’nın orada olmadığını görünce ve barmenden hesabı ödeyip gittiğini öğrenince Alba’nın durumunun nasıl olduğunu sorup endişelenecek ve bardan çıkıp çevrede onu arayacak, bulamadığında ise üzülecek türden bir adamdı. Öykün gerçekten çok güzeldi ama finalini hiç beğenmedim Historia.”

Historia o kadar utanıp sıkıldı ki elinde tepsiyle masaya yaklaşan garsonu fark edince onu bir kurtarıcı olarak gördü. Genç garson gülümseyerek kahveleri masaya yerleştirdi.

“Başka bir isteğiniz var mı?” diye sordu.

“Şu an yok,” diye karşılık verdi Historia. “Teşekkürler.”

“Tadını çıkarın.”

Garson kız boş tepsiyle uzaklaştıktan sonra ikilinin bakışları yeniden birleşti. Konuşan kimse olmadı, sadece sustular. Gabriel karşısındaki genç kadının suskunluğunda anlayış olduğunu hissetti. İstediği şey de buydu: Anlaşılmak. Belli ki o gece anlaşılmamıştı ama bugün buraya gelirken konuşmak ve anlaşılmak, tabii bir de karşıyı anlamak amacındaydı.

Historia ise burnunun direğinin sızladığını ve gözlerinin yandığını hissediyordu. O kadar yoğun duygular hissediyordu ki vücudu buna fiziksel olarak da tepki veriyordu. Kafasını hafifçe sallayıp yüzüne gelen bukleleri uzaklaştırdıktan sonra dudaklarını araladı ve derin bir nefes aldı.

“O finali ben de beğenmedim,” dedi dürüstçe. “Bu geçtiğimiz bir ayda kafamda daha farklı finaller kurguladığım çok gece geçirdim ama dezavantajım şuydu ki yazdığım hiçbir şey kurgu olmadığı için değiştirebileceğim bir şey de yoktu. Olmasını çok istedim.”

“Belki de artık vardır,” diye cevap verdi Gabriel. Onun samimiyetine inanıyordu. “O öykü hiçbir zaman kâğıtlarda yaşanmadı, şu anda da orada değiliz.”

Historia gülümsediğinde Gabriel’in dudakları da yukarı kıvrıldı. Historia’nın az önce dolduğu için parlayan gözleri şimdi neşeyle parlıyordu. Genç kadın artık burnunun sızladığını hissetmiyordu ama kalbinden yayılan sıcaklığın havadan bile sıcak olduğunu hissediyordu. Gabriel ise bir insanın tüm hayatı boyunca arayıp durduğu anlaşılmış hissini bulmanın mutluluğuyla ona bakıyordu.

“İyi ki değiliz,” dedi Historia. “Beni nasıl bulduğunu anlatmak ister misin?”

Gabriel konuşmadan önce kahvesinden bir yudum içti. Başını beğendiğini gösteren bir ifadeyle sallarken, “Gerçekten güzelmiş,” dedi. Dudaklarını yaladığında Historia’nın bakışları bir anlığına onun dudaklarına kaydı ve öpüştükleri an kafasında tekrar canlandı. “Aslında önce bardan çıktıktan sonra olanları dinlemeyi tercih ederim.”

“Kronolojik olarak gidiyoruz demek,” derken Historia da kendi kahvesinden içti. “Bana uyar. Bardan çıktıktan sonra caddeden bir taksi çevirip kaldığım motelin yolunu tuttum. Odama girer girmez kendimi klozetin önünde midemi boşaltırken buldum, sonra adeta bayılarak uyumuşum. Sabah felaket bir baş ağrısıyla uyandığımı tahmin edersin. Bir süre dün gece yaşananların rüya olup olmadığını düşündüm ve cüzdanımdaki paraların eksilmiş olduğunu görünce gerçekten yaşandığından emin oldum. Duş alıp karnımı doyurduktan ve kendime geldikten sonra akşama doğru yola çıkıp Madrid’e döndüm. Öyküyü teslim etmem için iki günüm vardı, sabahlayarak öyküyü yazdım ve hafta ortasında dergiye teslim ettim. Yayıncımın onayını almazsa başka bir eser yazmak için vaktim yoktu, neyse ki öykü çok beğenildi ve senin de okuduğun haziran sayısında yer aldı.”

“O gece ve sonrası senin için zor bir süreç olmuş.”

“Öyleydi ama bence karşılığını aldım. Ya sen ne yaptın?”

Gabriel konuşmadan önce bir yudum kahve içti. Zihni onu direkt olarak bir ay önceye götürdü. “Saat çok geç olduğu için erkek kardeşimin evine gittim. Alkol etkisini iyiden iyiye göstermişti, ben de çıkaracağımı düşündüm ama midem sandığımdan daha sağlam çıktı. Senin gibi korkunç bir baş ağrısıyla uyandım, akşama doğru Madrid’e sürerken bile tam olarak geçmiş değildi. Ertesi gün iş çıkışı eve döndüğümde seni araştırmaya karar verdim. Historia adının yaygın olmamasına ve ikinci adını bilmeme güvenerek ismini LinkedIn’de arattım ve bingo, profilin karşıma çıktı. Historia Alma Ortega Aguilar, Palabra dergisinde yazar, Madrid/İspanya. İhtiyacım olan tüm bilgiler yazıyordu.”

“Hesabıma baktığına dair bildirim almadım.”

“Çünkü profilini bulunca gizli sekmeden açtım, oradan inceledim. Tam adını öğrenince arama motoruna yazdım ve karşıma daha şaşırtıcı şeyler çıktı. Sadece dergide çalıştığını söylemiştin ama meğerse bunun yanında basılı eserlerin de varmış. Historia del Norte (Kuzeyin Öyküsü) isimli bir şiir kitabı ve El Asesinato del Suburbio (Banliyö Cinayeti) isimli bir romanın olduğunu gördüm. Bir sitede yazan biyografine göre kitapların ses getirmiş ve okurlar tarafından beğenilmişti. İki gece önce takıldığım kadın belli bir kitle tarafından tanınan ünlü bir edebiyatçı çıkmıştı, yaşadığım şoku tahmin edebilirsin. Neden hiç bahsetmedin?”

“Resmen stalk yapmışsın,” derken gülümsüyordu Historia. “Çok tatlısın.”

“Artık öyle diyorlar değil mi? Seni araştırmamı garip ya da ürkütücü buldun mu? Gerçekten kötü bir niyetim yoktu, sadece merak ediyordum ve kafamdaki soru işaretlerine cevap bulmaya çalışıyordum.”

“Hayır, tam aksine beni araştırmanı çok şirin buldum. Soruna cevap verecek olursam da tanışır tanışmaz neden kitaplarımdan bahsedecektim ki? Bir dergide çalıştığımı söylemiştim ama o Barselona’ya gelme sebebim olduğu için söylenmiş bir şeydi. Kitaplarım o an konu dışı kaldığı için bahsetmedim.”

“Bunu duymak rahatlattı. Kitaplarını da inceledim, gayet ilgi çekici duruyorlardı. Açıkçası okumayı isterim.”

“O zaman okuyabilirsin.”

“Yakın zamanda kitap alışverişi yapmam gerekecek,” derken gülümsedi Gabriel. “Öğrendiğim çarpıcı bilgilerden sonra o konuyu orada bıraktım. İki hafta önceydi, edebiyatla içli dışlı bir arkadaşımla kitapçıya girmiştik. O istediği bir romanı ararken ben de dergilerin olduğu kısımda geziniyordum. Yeni sayısı çıkan dergilerin arasında senin çalıştığın dergiyi gördüm. Kapağında içindeki yazılardan birkaç tanesinin ismi yazıyordu, La Rambla’da Gece Yarısı başlığı hemen ilgimi çekti ve derginin sayfalarını karıştırıp yazıyı buldum. Düşündüğüm gibi bu bir öyküydü ve yazarı sendin. Satırlarına şöyle bir göz gezdirince tanıştığımız geceyi yazdığını anladım. O an yaşadığım şaşkınlık hayatımın en büyük şaşkınlıklarından biri olarak kalacak. Bu esnada yanıma gelen arkadaşım dergiye baktığımı gördü. Derginin birkaç sayısını okuduğunu, senin eleştirilerini beğendiğini söyledi hatta bir ara kitaplarına da şans vereceğinden bahsetti. O zaman derginin ve senin hatrı sayılır bir şöhretiniz olduğunu anladım. Arkadaşıma dergiyi alacağımı söylediğimde epey şaşırdı çünkü pek dergi okuma kültürüm yoktur, edebiyat dergisi ise hayatımda okumadım. O gün biraz yorgun olduğumu bahane ederek arkadaşımın yanından erken ayrıldım ve eve resmen uçarak gidip öyküyü okudum. Sadece iki hafta önce bana bir öykü yazması gerektiğini söyleyen kadın tanıştığımız geceyi bir öykü olarak yazmıştı. Söyleyince bile kulaklarıma inanamıyorum ama bu gerçeğin ta kendisi. Öyküyü okuyup üzerine günlerce düşündükten sonra iş yerine gelmeye karar verdim, geldim de ama sonra içeri girmeye cesaret edemedim. Tam geri dönüyordum ki seninle karşılaştık işte.”

“İş yerime kadar gelmişken neden içeri girmedin?”

“O gece hiçbir şey söylemeden gitmene bozulmuştum, gururumun incindiğini de saklamayacağım. Kapıda dururken bunları düşündüm, sonra senin nasıl bir tepki vereceğini öngöremediğim için vazgeçtim.”

“Ne kadar cesur davranmışsın, benim tek yaptığım ise bu cesareti kırmak ve karşılığını verememek oldu. Özür dilerim.”

“Şu an bir masada karşı karşıya oturup bunları konuştuğumuza göre ikimiz de bir şeylerin hakkını vermişiz demektir Historia. Ben kendimi kötü hissetmiyorum, lütfen sen de hissetme.”

“O geceyi telafi etme şansımın olmasını çok istemiştim. Sana ulaşabilmenin bir yolu olmasını isterdim ama elimde olan tek bilgi bir isimden ibaretti; üstelik İspanya’nın en yaygın isimlerinden biriydi. Bu konuda senin gibi şanslı değildim.”

“Gerçekten mi?” derken sırıtmamak için kendini zor tuttu Gabriel.

“Gerçekten. Bu yüzden bu yaptığın benim için çok anlamlı.”

“Tam adım Gabriel Eduardo Garriga Delgado, günümüz dünyasında bana ulaşman için daha pratik yollar var ama bu bilgiyi de saklayabilirsin.”

“Bunu da bir telekomünikasyon mühendisi olarak mı söylüyorsun?”

“Her zaman.”

“Sen ve bu hâllerin,” derken güldü Historia. “İsmini çok beğendiğimi ve kulağa çok şiirsel geldiğini söylemeyelim.”

“Bir edebiyatçı olarak mı?”

“Her zaman.”

“Teşekkür ederim.”

Bardağıyla onu selamlayan Historia kahvesinden bir yudum içerken Gabriel ona hayranlıkla baktı. Buraya kadar gelmişken onun iş yerine girmeden dönmeye karar verdiğine inanamıyordu. Historia ile karşılaşmasaydı öylece çekip gidecekti ve karşısında oturan bu güzel kadını belki de bir daha hiç görmeyecekti.

“Hadi oradan,” diye düşündü kendi kendine. “Bu saatten sonra tüm yollarım sana çıkardı, kendimi yine iş yerinin önünde bulurdum ve elbet bir gün içeri girmeye cesaret ederdim. Neyse ki önce ben seni buldum, sonra da sen beni buldun Alma.”

Historia kendisine bakarken parlayan bu kahverengi gözlere gülümseyerek baktı. Bu güzel gözlerde şu an kendi gözlerinde de olduğunu tahmin ettiği duygular vardı. Gabriel öyküyü okuduğu için Historia’nın kendisinden hoşlandığını biliyordu ve şimdi Historia da onun bu sevgi saçan gözlerinde aynı hisleri görüyordu.

“Az daha seni sonsuza kadar kaybediyordum,” diye düşündü genç kadın. “Ya beni arayıp bulmasaydın ve ben tüm hayatım boyunca o akşam hissettiğim güzel duyguları arasaydım ne olacaktı? O bara girmek verdiğim en iyi kararlardan biriydi, oradan sensiz çıkmaksa en kötülerinden biriydi ama hatamı telafi ettin Gabito.”

Düşüncelerinin aksine dilleri bir dakika kadar sessiz kaldı. Bu esnada caddeden geçen arabaların sesleri ve kafeden yükselen konuşma sesleri aralarında çığ gibi büyüdü. Historia kahvesinden içerken ona baktığında göz göze geldiler ve aynı anda gülümsediler.

“Kendimi affettirebildim mi peki?” diye sordu Historia. “Yoksa konuşmak istediğin başka şeyler var mı?”

“Gönlümü aldığını söyleyebilirim,” dedi Gabriel. Dirseklerini masaya yaslayıp öne doğru eğildiğinde baharatlı parfümünün kokusu Historia’ya ulaştı ve genç kadın derin bir nefesle bu hoş kokuyu içine çekti. “Konuşmak istediğim çok şey var.”

“İşte şimdi içim rahatladı. Ne konuşmak istersin?”

“Çok şey.”

“Ne?” derken gözlerini kırpıştırdı Historia. “Şimdi anladım, genel konuşuyorsun. Ben de bu olayla ilgili sandım.”

Gabriel başını önüne eğip güldüğünde Historia onun esmer yüzünde inci gibi parlayan dişlerine, ortaya çıkan elmacık kemiklerine, onların üstüne perde gibi kapanan simsiyah gür kirpiklerine sevgiyle baktı. Gabriel başını kaldırdığında gülmeye devam ediyordu.

“Gerçekten çok tatlısın,” dedi. “Senin konuşmak istediğin şeyler var sanırım.”

“Şu an bana hâlâ gerçek gibi gelmiyor,” dedi Historia dürüstçe. “Sanki az sonra uyanacakmışım gibi hissediyorum.”

“Bu an o akşam kadar gerçek,” dedi Gabriel derinlerden gelen bir sesle. “Seni internetten araştırdım, iş adresini öğrendim, cesaretimi topladım ve işte buradayım Historia.”

“Madrid’de yaşadığımı söylediğimde neden sen de burada yaşadığını söylemedin? O akşamdan sonra düşününce ne kadar gizemli kaldığını fark ettim.”

“Gizem perdesini kaldırabiliriz. Madrid’den bahsetmedim çünkü hiç sormadın. Barselonalı olduğumu söyledim ama orada yaşadığımla ilgili hiç yorum yapmadım hatta sen o akşam turist olduğunu söylediğinde ben de turist olduğumu söylemiştim.”

“Bana ayak uydurmak için öyle söylediğini düşünmüştüm. Ne zamandır burada yaşıyorsun?”

“Üç seneyi geçti.”

“Epey de olmuş. Ne tarafta oturuyorsun?”

“Arganzuela’da oturuyorum, ya sen?”

Historia kahkahayı bastı. “Yok artık! Cidden mi?”

“Sakın bana komşu olduğumuzu söyleme.”

“Sayılırız, ben de Lavapiés’te oturuyorum.”

Gabriel gülerek arkasına yaslandığında Historia da gülüyordu. İkisi de yaşadıkları şaşkınlığın geçmesi için birbirlerine biraz zaman tanıdı.

“Arada iki kilometre bile yok,” dedi Gabriel saniyeler sonra. “Bunca zamandır burnumun dibinde mi yaşıyordun yani?”

“Şehrin en sevdiğim tarafları. Sanırım sen de benim gibi eski Madrid hayranlarındansın.”

“Kesinlikle öyleyim. Historia Alma beni daha ne kadar şaşırtacaksın merak ediyorum. Lavapiés demek, çok güzel semttir.”

“Ben de aynı şeyi senin için düşünüyorum Gabriel Eduardo. Arganzuela iş yerine biraz uzak kalmıyor mu?”

“Hibrit çalışıyorum. Ayda birkaç kere ofise gidiyorum, onun dışında genelde evde en rahat kıyafetlerimle bilgisayarın başında oluyorum.”

“Şimdi anlaşıldı. Rahat çalışma şartları da seni eski Madrid mimarisine itti.”

“Aynen öyle oldu. Senin gibi bir edebiyatçının o tarafları sevmesi hiç şaşılacak bir şey değil, yaşanmışlıklarla dolu sokakları sana ilham oluyordur ama benim gibi mimari hayranı bir mühendis için de biçilmiş kaftan. Sabahları sokak arasındaki kafelerde bir kahveyle güne başlamayı, akşamları da çeşit çeşit restoranlarında yemek yiyip birkaç kadeh yuvarlamayı ve güzel havalarda Manzanares’in kıyısında yürümeyi çok seviyorum.”

Historia onu tüm bu söylediklerini yaparken hayal edebildi. Genç adamın anlattığı günlük rutinlerinde kişiliğiyle ilgili pek çok ayrıntı gizliydi ve Historia da bunları görebiliyordu. Gabriel’in bir düzene oturmuş, sessiz sakin ve tek kişilik bir şehir hayatı vardı.

Tıpkı Historia gibi.

“Lavapiés’e doğru çıktıkça sokaklara çok güzel antikacılar ve kitapçılar da ekleniyor,” dedi Historia. “Üniversitede okurken Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanının orijinal Latin Amerika baskısını Lavapiés’te bir kitapçıda bulmuştum. Bugün bile kitaplığımın en güzide eserlerinden biri olmayı sürdürüyor.”

Gabriel bir ıslık çaldı. “Orijinal Latin Amerika baskısı demek? Kim bilir o kitaplıkta başka ne hazineler vardır.”

“Yine Márquez’in İspanya’daki ilk baskılarından biri de var. Onu da o taraftaki antikacılardan birinde bulmuş ve yine iyi para saymıştım.”

“Seviyorsun anlaşılan.”

“Çok severim. Sen adını söylerken Gabriel Gar— dediğinde bir an García diyeceksin sanıp çok heyecanlandım. İsim benzerliği çok fazla.”

“Benim annem de çok sever,” derken gülümsüyordu Gabriel. “Gabriel ismine babamla karar verdiklerini söylüyor ama onun etkisi bence çok daha yüksek.”

Çocuğuna sevdiği yazarlardan birinin adını koymak tam da benim yapacağım türden bir hareket, diye düşündü Historia ama bunu sesli söylemesi yanlış anlaşılabileceğinden dillendirmeyi tercih etmedi.

“Öyle görünüyor,” dedi. “Sen de okumuşsun anlaşılan.”

“Birkaç kitabını okudum. Kitaplarla senin kadar içli dışlı değilim ama vakit yarattıkça onların dünyasına dalmayı severim. Lavapiés tarafındaki yerleri pek gezmedim ama görünüşe göre orada nice hazineler yatıyor ve senin tarafından keşfediliyor. Yine sanatçı kişiliğinin farkını ortaya koyuyorsun.”

“İstersen bir gün seninle de gezebiliriz,” derken başını omzuna doğru eğdi Historia. “Üniversite yıllarım kitapçılarla antikacılarda geçti, tozlu raflarına aşinayım.”

Historia’nın bu spontane gelişen teklifi Gabriel’in o kadar hoşuna gitti ki genç adam sırıtmasının önüne geçemedi. Şu an karşısında oturan bu güzel genç kadınla yapmak istemeyeceği hiçbir şey yoktu. Onunla beraber Lavapiés’in eski sokaklarında yürüyebilir, sokak aralarındaki antikacılarla kitapçıları gezebilir; Historia’nın kitaplar ve üniversite yılları hakkında anlatacaklarını pürdikkat dinleyebilir, o nereye isterse memnuniyetle peşinden gidebilirdi.

“Çok keyifli olacağından eminim,” dedi içtenlikle. “İkimizin de uygun olduğu bir güne ayarlayabiliriz. Bu kadim şehri bir de senin gözünden görmeyi isterim.”

“O zaman anlaştık.”

Kahvelerinden birer yudum içtikleri kısa sessizlikte bir sonraki buluşmalarının planını yapmanın heyecanı vardı. Olanlar Historia’ya hâlâ rüya gibi geliyordu ve genç kadın uyanmaktan deli gibi korkuyordu. Gabriel ise kendini en kötü senaryoya hazırlamaya çalışarak buraya gelmiş biri olarak Historia’nın tavrından ve teklifinden son derece memnundu.

“Senin çalışma rutinin nasıl?” diye sordu Gabriel ilgiyle.

“Ben de genelde evden çalışıyorum,” diye cevapladı Historia ne zamandır ağzında tuttuğunu bilmediği kahveyi yuttuktan sonra. Düşüncelere denizin dibine dalar gibi dalmıştı. “Ofise işim oldukça uğruyorum.”

“O hâlde bugün işin vardı? Yoksa seni alıkoydum mu?”

“Tabii ki hayır. Yeni sayı için yazdığım metnin çıktısıyla ufak birkaç şey bırakacaktım ama acelesi yok, yarın da uğrayabilirim.”

“İçimden bir ses haziran sayısının favorim olarak kalacağını söylüyor ama yeni sayı için ne yazdın?”

“Acaba neden?” derken yüzünde manidar bir gülüş belirdi Historia’nın. “Yeni çıkan bir roman için eleştiri yazdım.”

“Üzerinde çalışmak için her şeyini vereceğin eleştiri yazılarından bir tanesi demek. Merak ettim.”

“O akşam böyle söylemiştim değil mi? Her şeyi de hatırlıyorsun. Eleştiri yazmak benim için çok daha kolay ama kurgu yazmanın tadı bambaşka. O dönem hiç ilhamım olmadığı için edebiyatla aramda sevgi-nefret ilişkisinden ziyade sadece nefret ilişkisi vardı. Öykü fikri aklıma gelince yine sevgi ilişkisine dönüştü.”

“İlham perileri orospuluk yapmayınca her şey yolundadır tabii,” dedi Gabriel. Gülüştüler. “Bu cümleyi kurduğunda seninle çok iyi anlaşacağımızı anlamıştım. O kadar içtendin ve sevimliydin ki çok hoşuma gitmiştin.”

Historia utangaç bir gülümsemeyle bir tutam buklesini kulağının arkasına sıkıştırdı. “Kaba olduğumu düşünmemene sevindim.”

“Otuz bir yaşında bir adam olarak senin tek bir küfrünü kaba bulmayacak kadar çok erkek ortamında bulundum.”

Historia kıkırdadığında Gabriel ona gözleri ışıldayarak baktı. Onu buraya getiren şey de tam olarak buydu: Historia’yla beraberken hissettiği bu mutluluk. Bunu tekrardan bulduğu için müteşekkirdi ve tekrardan kaybetmemeyi diliyordu.

“Eleştirimi merak ettiysen sana gönderebilirim,” dedi Historia ciddileşerek. “Kitabın konusu ilgini çekerse belki okumayı da düşünürsün.”

“Yazılarını yayımlanmadan okuma lüksüne sahip olmak mı?” dedi Gabriel biraz öne eğilip. “Hayır demem.”

“Yazılarımı yaşama lüksün olduğunu düşünürsek bu ikinci plana atılabilir.”

Gabriel hınzır bir ifadeyle güldüğünde Historia kaşlarını kaldırıp başını da biraz eğdi ve ona maskara sürdüğü uzun kirpiklerinin altından anlamlı anlamlı baktı.

“Gözlerimin içine bakarak benimle nasıl da flört ediyor,” diye düşündü Gabriel. “Peşinden nasıl gelmeyecektim ki?”

Boğazını temizledikten sonraki cümlesini yüksek sesle dile getirdi:

“Doğru, haklısın,” dedi. “Asıl lüks yazılarını yaşamak olur, onları yayımlanmadan önce okumak ise büyük bir ayrıcalık olur.”

Historia ona gülümseyerek bakıyordu. “Bu kadar tatlı konuşurken senin için daha çok şey yazabilirim,” diye düşündü. “Nice öyküler yazar, nice mısralar dizerim kıta kıta. Gabriel o akşam gerçekten de bir melek gibiydin, gökten inip hayatıma ışık getirdin.”

İkisinin de henüz sesli dile getiremedikleri bu cümlelerde birbirlerine besledikleri duyguların en çıplak hâli vardı. Bir kalbin ilk kez hızlandığı, hormonların vücudu sardığı; gülüşlerin dudaklarda filizlendiği, gözlerin heyecanla parladığı ve ses tonlarının yumuşadığı o büyülü anın sihri vardı. İkisi de birbirinden hoşlanıyordu, ikisi de bunu biliyordu ama bu sefer önlerinde tek bir akşam yoktu; ikisinin de çaba gösterdiği senaryoda uzun bir zaman onları bekliyordu. Birbirlerini tanımak, yakınlaşmak, duygularını pekiştirmek ve aralarında filizlenecek ilişkiyi çiçeklendirmek için istedikleri tüm vakitler onlarındı.

“Yazıyı e-posta adresine gönderebilirim,” dedi Historia. Telefonunun ekranını açıp ona uzattı. “Buraya yazabilirsin.”

Telefonu eline alan Gabriel notlar kısmına girmektense sol alttan tuş takımını açtı. Dokuz haneli cep numarasını yazdıktan sonra kendisini rehbere Gabriel Garriga olarak kaydetti.

“İşte bu kadar,” deyip telefonu sahibine geri uzattı. “Yazdım.”

Historia ekranda Gabriel’in numarasını görünce gülümsedi. “Bir telekom mühendisinden numarası yerine e-posta adresini istemek yanlış bir karardı tabii,” dedi. “Kaydetmişsin bile.”

“İstediğin her an, her yerden ulaşabilirsin. Madrid’in telekom altyapısı emin ellerde, kapsama alanımız çok geniş ve çekim gücümüz çok yüksek.”

Çekim gücünün çok yüksek olduğu ortada, diye içinden geçirdi Historia.

“Hiç şüphem yok,” dedi genç kadın. “O zaman sana buradan ulaşırım.”

Historia onun numarasına son bir kez baktıktan sonra ekranı kapattı. Bir saat önce ilk adından başka hiçbir şey bilmediği bu adamın cep numarası şimdi rehberinde kayıtlıydı ve ona ikinci bir randevu teklifinde bulunmuş, bu teklif de kabul edilmişti.

Sen istediğin kadar yaz, benim senin için yazdıklarım her zaman çok daha şaşırtıcı ve güzel olacak, diyorsun değil mi Tanrım?” diye düşündü Historia. Bir anlığına göğe baktığında bir saksağanın hızlıca kuzeye doğru uçtuğunu gördü. Gülümsedi. “Teşekkür ederim.”

“Saksağan mıydı o?” diye sordu Gabriel. O da genç kadın gibi göğe bakıyordu. “Kuzeye uçtu. İyi habere işarettir.”

“Saksağandı,” diye onayladı Historia ona bakarak. “Evet, öyle söylerler ama bana kalırsa kuş görmek her zaman iyiye işarettir. Kuşları çok severim.”

“Aguilar,” derken gülümsedi Gabriel. “Soyadı kartal olan birinin kuşları çok sevmesi hiç de şaşılacak bir şey değil.”

“Aslında tam anlamı kartalların yuvası demek ve haklısın, ikinci soyadım bir kuştan gelince —hem de en görkemlilerinden birinden— çocukluğumdan beri kuşlara karşı hep özel bir ilgim ve sevgim oldu.”

Kartalların yuvası mı? Çok daha güzelmiş. Annen nereli? Bu soyadının çıkış noktasını merak ettim.”

Onun bu ilgili hâli Historia’nın çok hoşuna gitti. Gabriel’in kendisine karşı olan ilgisini her seferinde göstermesi içini sıcacık yapıyordu.

Kahvesinden büyük bir yudum içtikten sonra, “Annem Burgos’un yerlilerinden,” dedi. “Burgos dağlık arazileriyle ünlü bir şehir, kartalların o coğrafyada yaşadığı da biliniyor hatta geçmişte birkaç tanesini bizzat görmüştüm. Yani annemin soyadı memleketini gayet iyi yansıtıyor.”

“Şimdi anlaşıldı. Peki ya baban? Çok özele giriyorsam söyle lütfen.”

“Sorun değil. Babam güneyden, Endülüslü. Çocukken birkaç kez ziyaret ettiğimizi anımsıyorum ama çoğu silik hatıralar. Annemle babam uzun zamandır ayrı, ben de kardeşimle beraber annemin yanında büyüdüm. Babamın ataları da bundan iki yüzyıl önce kuzeyden güneye göç etmişler ama hemen oranın kültürüne adapte olmuşlar. O yörenin kültürüne, diline, geleneklerine çok uzağım ama annem babamın tipik bir Endülüslü olduğunu söyler. Günün sonunda yarı Endülüslü yarı Kastilyalı gibi dursam da genetik olarak muhtemelen safkan bir Kastilyalıyım.”

Historia güldüğünde Gabriel de gülümsedi. Onun ebeveynlerinin ayrı olduğunu duyunca tatsız bir konu açtığını düşünüp üzülmüştü fakat Historia’nın konuşmasındaki rahatlık ve gülerek anlatması onun içine su serpti. Evet, hassas bir konuydu fakat Historia olanlara alışmış görünüyordu.

“Kuzeyle güney her konuda iki ayrı dünya,” dedi Gabriel. “Ama sen yürüyen bir Kastilya’sın. Belki bana hem fiziksel hem de kültürel olarak daha uzak diyedir ama kuzeyi hep daha büyülü bulmuşumdur.  O tarafları ziyaret ettiğimde çok beğenmiştim hatta bir ara daha kapsamlı bir gezi yapmayı bile istiyorum. İspanya’nın eski ruhunun en canlı olduğu topraklar bence orada. Madrid ve Barselona gibi metropoller bazen çok yabancı hissettiriyor.”

“Kesinlikle. Burgos gerçek bir evdi, Madrid’de ise ancak bir misafir gibi hissediyorum.”

“Bir yeri ev yapan ona bakış açımızdır. Burayı ev olarak görürsen evin burası olur ve olmaması için de hiçbir neden yok. Kirasını, faturalarını ödediğin bir apartman dairesinde yaşıyorsun, sevdiğin işi yapıyorsun; etrafında sevdiğin insanlar da olduğunu umuyorum.”

“İnsanlar konusunda kesin konuşmak yerine bir temenni dile getirdin.”

“Evet çünkü sevebileceğimiz insanlara öyle her yerde rastlamıyoruz. Dünya bu konuda o kadar cömert değil.”

Historia hemen cevap vermektense birkaç saniye durup pürdikkat onun yüzüne baktı, bu esnada söylediklerini düşündü. Gabriel’i çok haklı buldu. Dünya seveceğimiz insanları hayatımıza dahil ederken hiç de cömert davranmazdı ama bunu yaptığında hakkıyla yapmasını da çok iyi bilirdi. Şu an ona bakarken dünyanın bu işi yine hakkıyla yaptığını düşündü çünkü bu genç adamla konuşurken öylesine anlaşılmış hissediyordu ki tek kelime etmese de sonucun değişmeyeceğini düşünüyordu.

İşte bu kadar güzelini de hiçbir öyküde yazamazdı.

“Cömert davrandığında da bunu layıkıyla yapar,” dedi kısa bir sessizliğin ardından. “Burada sevdiğim birkaç arkadaşım var. Onlarla biraz daha zaman geçirsem, belki kendimi biraz daha açsam —şu an olduğu gibi— buraya alışma sürecimi biraz daha hızlandırabilir.”

“Şu an kendini bana açtığına göre bu iş belki de bana düşmüştür,” derken memnuniyetle gülümsüyordu Gabriel. “Severek yapacağım bir iş olur.”

“Ben de sana seve seve katılırım.”

Historia onu öpmek için güçlü bir istek duyduğunda zihni onu bir ay öncesine götürdü. Barın ortasında öpüştükleri o anları hatırladığında kelebeklerin karnında bir isyan başlatırcasına hareketlendiğini hissetti. Birkaç ay sonra otuz yaşına girecek olabilirdi ama Gabriel’in etrafındayken kendisini bir liseliden daha büyük hissetmiyordu.

Kahvesine uzandığında dibinde azıcık bir kahve kaldığını gördü ve şaşırdı. Onunla konuşurken zamanın bu kadar çabuk geçtiğini anlamamıştı.

“Bitirdiğinde kalkabiliriz,” dedi onu izleyen Gabriel. “Seni de kendimi de tutmak istemem. Yarın sabah erkenden ofise gideceğim, senin de işlerin vardır.”

“Olur,” dedi başını sallayarak. “Ben yine buralardayım ama yarın seni uzun bir gün bekliyor gibi duruyor.”

“Ekibimle entegrasyon testi yapacağız, iki de toplantımız var. Her şey yolunda giderse aynı gün işlerim biter.”

Bu yoğun çalışma temposunun arasında kendisine zaman ayrıldığını gören Historia sırıtmamak için kendisini frenledi. Bir tutam bukleyi kulağının arkasına sıkıştırırken, “O zaman sana bol şans diliyorum,” dedi. “Umarım her şey yolunda gider.”

“Ben de öyle umuyorum. Teşekkür ederim.”

“Peki nedir bu entegrasyon testi dediğin?”

“Pek çok farklı sistemi bir arada kullanıyoruz, bunların hepsinin senkronize olarak çalışması için de testler yapıyoruz. Son dönemde IT ekiplerimiz sistemlerimizde önemli geliştirmeler yaptı; ben de bu geliştirmelerin mevcut işleyişe entegre edilmesinden ve tüm sistemlerin sorunsuz bir şekilde çalışmasından sorumluyum. Yarın ekibimle beraber hangi sistem nasıl çalışıyor, çalışanlar doğru mu çalışıyor diye kontrol edeceğiz.”

“Bir roman gibi aslında. Romanlarda da bir sürü sahne, bir sürü karakter vardır ve amaç hepsini iç içe geçirip ortaya tıpkı bir sistem gibi çalışan bir eser çıkarmaktır.”

Gabriel ufak bir kahkaha atıp, “Kesinlikle haklısın,” dedi. “Sadece biz romanı kelimelerle değil, kodlarla yazıyoruz.”

“Kendi içinde eğlenceli tarafları olduğundan eminim.”

“Elbette. Dediğim gibi işimi seviyorum, bunlara kafa yormaktan hoşlanıyorum.”

“Evet, konuşmandaki tutkudan işini sevdiğin belli oluyor; gözlerin ışıldayarak konuşuyorsun.”

“Farkındayım. Edebiyat hakkında sen de benim gibisin.”

“O da benim tutkum.”

Historia kahvesinin son yudumunu da içtiğinde Gabriel garsonu çağırdı ve hesabı istedi. Garson uzaklaştıktan sonra Gabriel genç kadına döndü:

“Hesabı ben ödemek istiyorum,” dedi. “Bu sefer ben ısmarlamış olayım.”

“Buraya gelerek çok büyük bir adım attın zaten,” diye karşılık verdi Historia. “Alman usulü yapalım.”

“Tanıştığımız akşam hem terk edildim hem de ilk günden hesabı kadına ödettim. Erkeklik gururum ayaklar altına alınmış durumda ve bugün sana bir sent bile ödetmeme konusunda oldukça ısrarcıyım Historia.”

“Nasıl istersen,” diyen Historia karşı çıkmadı. Bunun Gabriel için önemli olduğunu anlamıştı. “Teşekkür ederim.”

Genç garson elinde hesap sümeniyle geri döndüğünde Gabriel onluk banknotu sümenin arasına koydu. “Üstü kalsın,” dedi garsona. “İyi günler.”

“Teşekkürler bayım,” dedi garson kız gülümseyerek. “İyi günler.”

Historia onun bu cömert ve centilmen tavrından etkilenmiş bir şekilde çantasını alıp ayağa kalktı, Gabriel de onu takip etti.

“Ofise mi eve mi geçeceksin?” diye sordu Gabriel.

“Eve geçeceğim. Ofise sonra uğrarım.”

“Nasıl gideceksin?”

“Arabam var. Ofisin iki arka sokağına park ettim.”

“Arabana kadar sana eşlik edebilir miyim?”

“Çok sevinirim.”

Kafeden ayrılırken Gabriel geçmesi için Historia’ya öncelik verdi. Genç kadın ona bir gülümseme gönderip kaldırıma çıkarken iç geçirdi.

Bu adam bir kadın tarafından mı yazılmıştı?

Geldikleri yöne doğru yan yana yürümeye başladılar. Akşamüstü hareketliliğiyle canlanan bu kadim şehrin sokaklarında yeni bir öykü başlıyordu: Historia ile Gabriel’in öyküsü. Historia’nın arabasına doğru attıkları bu adımlar aslında yeni bir öyküye doğru attıkları adımlardı. Beraber bir yola çıkmış ve usulca yürümeye başlamışlardı. Sonunun nereye varacağını ancak yürüyerek göreceklerdi ve bu konuda ikisi de oldukça istekliydi.

“Sen de mi eve gideceksin?” diye sordu Historia ona dönüp.

“Arganzuela’ya geçeceğim,” diye yanıtladı Gabriel. Ama eve geçmeden önce bir kitapçıya uğrayacağım. “Yarına hazırlık yapacağım.”

“Arabanla gideceksin değil mi?”

“Evet. Ben de derginin olduğu sokağın ilerisine park ettim, seni yolcu ettikten sonra geçerim.”

“O kadar yakında park yeri bulduğun için çok şanslısın.”

“Bugün genel olarak çok şanslıyım.”

Historia ona doğru biraz eğilip gülümsediğinde Gabriel de güldü. Onu kollarının arasına alıp tekrardan öpmek, vücudunun sıcaklığını ve yumuşaklığını hissetmek için yanıp tutuşuyordu ama artık Barselona’da bir barda değillerdi. Aralarındaki ilişkiyi tıpkı bir çocuk gibi özenle büyütmek, gelişimine anbean tanık olmak ve onunla geçirdiği her anın tadını çıkarmak istiyordu. Hızlı başlayan şeylerin aynı hızla sona erdiğini görmüştü, bu sefer planı ağırdan almak ve emin adımlarla yürümek üzerineydi.

Historia’nın arabasını park ettiği sokağa ulaştılar ve genç kadının bordo renkli eski model arabasına doğru ilerlediler.

“Her şey için teşekkür ederim,” dedi Historia vücudunu ona çevirip. “Çok keyifli vakit geçirdim.”

“Aynı hisleri paylaşıyoruz,” dedi Gabriel. Ona bir adım yaklaştı. “Buraya gelirken kafamda sonsuz soru işareti vardı ama hepsi silindi. Dürüstlüğün ve içtenliğin için teşekkür ederim Tori, çok şey ifade ediyor.”

“Asıl ben sana teşekkür ederim. Hepsi senin çaban sayesinde oldu.”

“Yanlış, ikimizin de çabası sayesinde oldu.”

Aynı anda gülümsediler. Karşılaştıkları andan beri kalplerinin küt küt attığı pek çok an yaşamışlardı ama şu an bir ara sokakta karşı karşıya dururken ikisinin de nabzı son derece sakindi. Nihayetinde ikisi de iç huzura kavuşmuştu.

“Sanırım finalini hiç hak etmeyen o öyküye yeniden başlıyoruz,” dedi Gabriel. Historia’nın yüzüne gelen bir bukleyi kulağının arkasına sıkıştırıp genç kadının yüzünü tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkardı ve bu güzel yüze ışıldayan gözleriyle baktı. “Bu sefer öyküyü yazmak yerine yaşasak nasıl olur?”

Historia aralarındaki mesafeyi bir adımla kapattı. Artık ayakları neredeyse birbirine değecek kadar yakın duruyorlardı ve bu an da yine etraflarındaki tüm hareketin durduğu, dünyanın bile dönmeyi bıraktığı, koca gezegenin üstünde sadece ikisinin olduğu anlardan biriydi. Bunun ne anlama geldiğini ikisi de biliyordu ama henüz dillendirmeyeceklerdi. Önlerinde keşfedilmeyi bekleyen bir yol vardı ve ikisi de o yolu beraber yürümeye karar vermişti.

“Zaten o öykü çabucak gelen kötü finalini hiç hak etmemişti,” diye karşılık verdi Historia. “Yeni bir sayfa açalım ve bırakalım da hayat yazsın; biz de yaşayalım.”

SON

değil,

DEVAM EDECEK…

2 Yorum

  1. Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı Anonim dedi ki:

    o kadar akıcı o kadar nefessiz ilerledim ki birince hüsrana uğradım. O kadar özlemişimm ki öykülerini❤️Okurken içerisinde kayboldum adeta.
    Hem okudukça bilgi edindim hem de onların birlikte geçirdiği her anı sanki yanlarında izledim. Böyle güzel hissettirdiğin için teşekkür ederim.
    Aklımda kalan cümleleri iletmek istiyorum daha doğrusu alıntı:

    ”Gabriel sanki elinde kocaman bir mıknatıs tutuyordu ve Historia da demirden yapılmıştı” bu öykü ve bu iki karakter için aynı böyle hissediyorum.
    “Söz konusu bir şeyler yaratmak olunca ilham perisi orospuluk yapıyor.” O kadar doğal bir cümle ki. Hele sonlarında tekrar karşılaştıklarında Gabriel’in tekrar kullanması kilit noktaydı benim için..:)

    bar taburesinin çekilmesi>>>> kaçkere ayıldım bayıldım anlatamam.
    “bu soruyı duymamış gibi yapacağım dedi Historia. Elindeki Margarita’yı gösterdi. Favorim.” FAVORİM<3 senden sonrahehe

    ben bir solukta okudum. Dahası diğer okuyuculara. Tek kelimeyle FAVORİM

    Liked by 1 kişi

    1. Gece yarısında hayatımı aydınlattı resmen bu yorum ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM 🥹❤️ Uzun bir aradan sonra ilk defa kurgu yayımlamak ve böyle güzel bir geri dönüş almak çok kıymetli. Boğazımda bir Margarita gibi leziz bir tat bıraktın. Bu öykünün her bir satırı gerçekten de senin için biricik Şimay’ım ❤️ Seni çok seviyorum, part 2’de görüşmek üzere! ⏳🪭

      Beğen

biroykununsatirlari için bir cevap yazın Cevabı iptal et