Pencerenin önünde durduğunu görüyorum
Şehrin manzarasına bakarken suratsızsın
Bana evin değilmişim gibi burun kıvırıyorsun
Ben İstanbul’um
Doğduğun topraklar benim bedenim
Haylazca koştuğun sokaklar ellerim
Küçük bir oğlan çocuğu geçti gitti
Parmaklarımın arasından
Yetişkin bir adama dönüşürken de
Her anını bizzat izledim
Gözyaşlarınla kahkahaların hafızamda
Okuduğun tüm okullar tohumlarım
Koca bir çınara dönüşürken de
Tüm mevsimlerine şahitlik ettim
Yeşile çalan bir çift güzel gözün
Tüm kuru anları benim topraklarımda yaşandı
Bir gün ansızın ölümle tanıştın
Ölüm bir deprem gibi ardında enkaz bıraktı
O enkazın altında kalan evin
Karlı bir tepenin üstüne inşa edilmişti
Bütün ömrünü geçirdiğin o karlı tepe
Sana güneşin varlığını unutturmuştu
Ölümün soğuk pençeleri seni hissizleştirdi
Duvarları buzdan yapılan bir evde
Hayaletin geziyor görünmez adımlarla
Yine de bir ruha rastlamak mümkün değil
Karlı tepenin üstündeki harabende
İçine atıldığın alevler pınara dönüşmemiş
Tanrı da hiç dostun olmamış gibi
Keşkelerin çetelesini kazıyamam duvarlara
İhtimaller zincirinin boynuma dolanmasına izin veremem
Ağzımdan çıkan nefesi gördüğümde biliyordum
Buraya hiçbir zaman ait değildim